Pusula

PUSULA | Yobazların ipleri emperyalizmin elinde: Radikal İslamcılık nereye?

PUSULA | Yobazların ipleri emperyalizmin elinde: Radikal İslamcılık nereye?

Ali Ateş

El Kaide, Taliban ve IŞİD en bilinen isimleri. Radikal İslamcılık denince akla gelen bu isimlere hemen eklenmesi gereken bir başka şey ise Vahabilik ve Körfez gericiliği. Bugün özellikle Körfez gericiliğinin en önemli aktörlerinden ve ipleri tamamen ABD emperyalizmine bağlı Suudi Arabistan’dan gelen seslere kulak kabarttığımızda “radikal İslamcılığın” geleceğine yönelik yeni kararlar alınmış gibi. Suudi Arabistan’ın yeni veliahtının “İran, Müslüman Kardeşler ve Sünni terör grupları”nı şer üçgeni olarak ilan etmesi, siyasal ve radikal İslamcılığın geleceğini de tartışma konusu haline getirdi. Yeni veliaht bir yandan İsrail’e çiçek atarken diğer yandan Arabistan’ın “Ilımlı İslam”a geçeceğini söylemesi “siyasal İslamcılığın” misyonunu da gözler önüne seriyor.

“Komünizme karşı vahabilik ideolojisini yaydık” diyen ve İran İslam “Devrimi”nden sonra vahabiliğe daha çok sarıldık diye açıklamalar yapan Suudi Arabistan’da yaşanan bu değişim aslında Amerikan emperyalizminin yeni yönelimleri ile ilgili.

Faşizmden arta kalan

Siyasal İslamcıların bir enstrüman olarak emperyalizm tarafından kullanılmasının köklerinde faşizmden kalan miras bulunuyor. Siyasal İslamcılığı’nın özellikle Alman emperyalizminin çıkarları için Alman faşizminin örgütlediği ve kolladığı bir geçmişe sahip olduğunun altı çizilmeli. Hitler döneminde Ortadoğu’da siyasal İslamcıların “Yahudi düşmanlığı” üzerinden Hitler faşizmiyle kurduğu bağlar ayrı bir yazının konusu. Kudüs Müftüsü üzerinden kurulan siyasal bağlar ve özellikle bugünün Müslüman Kardeşleri’ne kadar uzanan siyasal ilişki, siyasal İslamcılığın merkezini Almanya’ya taşımıştı. Almanya, her zaman siyasal İslamcıların korunup kollandığı ve merkez haline geldiği bir emperyalist ülke işlevi gördü. Yakından bakıldığında bugün de benzer bir resim rahatlıkla görülebilir.

Hitler faşizminin yenilmesi sonrası, doğuda Alman istihbaratının kurduğu ve yönlendirdiği bu örgütlenme, İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan emperyalizminin kontrolüne geçti. Dönemin Hitler istihbaratının ABD istihbaratı tarafından devralınması, doğudaki bir dizi milliyetçi ve faşist siyasi hareketlerin nasıl CIA ve Gladio örgütlerine dönüştürüldüğü hatırlanırsa benzer bir durum İslamcı siyasal hareketler için de geçerliydi. Emperyalizmin jandarmalığını üstlenen ABD, siyasal İslamcılığı bu kez komünizme karşı kullanacaktı.

Yeşil kuşağın piyonları

Bu doktrin ABD tarafından Yeşil Kuşak adıyla hayata geçirildi. Afganistan, Pakistan, İran, Irak, Suriye ve Türkiye ekseninde siyasal İslamcıların emperyalizm tarafından kollanıp, desteklenip, örgütlenip ve harekete geçirildiği bir tarihsel realite biliniyor. Bugün sıkça ifade edildiği şekliyle ılımlı-radikal ayrımı yokken farklı İslamcı siyasal güçlerin önü açılmış, komünistlere karşı vurucu ve ideolojik güç olarak kullanılmış, Afganistan ve Pakistan gibi ülkelerde de silahlı bir güç olarak devreye sokulmuştu.

Bugün de nerede emperyalizmin kaşımak istediği bir bölge varsa, burada cihatçı çeteleri görmemiz şaşırtıcı olmamalı. Çeçenistan, Arakan, Afganistan, Çin Uygur bölgesi akla gelen ilk örnekler… Bütün bu tartışmalı noktalarda cihatçılığın devreye sokulduğu sabit bir durum olarak karşımızda. Ukrayna, Polonya gibi ülkelerde Katoliklik, Yugoslavya, Arnavutluk gibi ülkelerde yine İslamcılık emperyalizm tarafından hep kulanılageldi. Bugün Arnavutluk’u İran muhalifi Halkın Mücahitleri’nin mesken tutması, Kosova’da Fethullahçıların bulunması ya da Bosna’da gerici İzzet Begoviç’in öne çıkması tesadüf değil.

İran ara başlığı

Hatta bugün ABD ile gerilim yaşayan İran’daki İslamcı rejimin kuruluşunda bile emperyalizmin taktiği bulunuyor. Ya komünist bir yönetim altında Sovyetler Birliği’ne dost bir ülke kurulacaktı ya da mollalar işbaşına gelecekti. Emperyalizmin tercihinin mollalar olması bugünkü İran-ABD gerilimi düşünüldüğünde bir çoğumuz için şaşırtıcı gelse de France Air uçağı ile Humeyni’nin Fransa’dan Tahran’a uçmasını sadece hatırlamak gerek. Aynı Humeyni’nin Fransa’ya gitmeden önce İstanbul’da MİT tarafından konuk edildiğine sadece değinerek ara başlığı burada kapatalım.

Arap Baharı’ndan Arap kışına

İki kutuplu dünyada saflar daha netti ve üzerindeki örtü herkes için şeffaftı. Gladio örgütlenmeleri ile faşizm, bu örgütlenmelerin bir parçası olarak İslamcı siyasi güçler, sermaye partileri ve emperyalizm aynı safta bulunuyordu. Türkiye’de faşist terörün yanı başında Fethullah Gülen örgütlenmesi beraber yol alıyordu.

Afganistan’da, Sovyetler Birliği’ne dost Afganistan Hükümeti’nin devrilmesi için Taliban örgütlenmesinin arkasındaki temel güç emperyalizmden başkası değildi. SSCB’nin Afganistan’a müdahalesi sonrası “cihat savaşı” adına bir dizi İslamcı radikal grupların kurulması ve Afganistan’a gönderilmesi de aynı planın parçasıydı. Bugün El Kaide denilen grubun kuruluşunda bu gerçek yatmaktadır ve plan emperyalizm tarafından yazılıp yönetilirken cihatçı radikal İslamcıların taşeronluğunu ise Suudi Arabistan başta olmak üzere işbirlikçi Körfez Arap devletleri yapıyordu. Bugün bile radikal İslamcıların arkasındaki gücün Suudi Arabistan ve BAE, Müslüman Kardeşler’in arkasındaki gücün ise Katar ve AKP iktidarı olduğu açık bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Bu ilişki biçiminin dünden bugüne seyrinin ana parametresi ise komünizm ve sol düşmanlığı idi.

Bu organik ilişki biçimi, iki kutuplu dünyanın sona ermesinden hemen sonra bu sefer emperyalizmin yeni saldırganlık politikasına paralel bir seyir izledi. Bu sefer radikal İslamcılar başka amaçlar için kullanıldılar. Yukarıda bahsettiğimiz gibi Çeçenistan ve Yugoslavya ilk örnekler. Aynı zamanda Afganistan’da yetiştirilen radikal İslamcılar, El Kaide adıyla Irak’a bizzat ABD tarafından taşındı. Bugün IŞİD, El Nusra gibi cihatçı terör örgütlerinden bahsedebiliyorsak, bu örgütlerin geçmişindeki El Kaideciliğin kökeni tam da burasıdır.

Emperyalizm, Sovyetler’in dağılmasından hemen sonra, önce doğu Avrupa’yı egemenlik altına aldı. Sonra Afganistan ve Irak işgali… Ve son olarak Arap Baharı adıyla yeni bir hamle başlatarak Ortadoğu’da kendisine bağımlı yeni bir egemenlik alanı yaratmaya çalıştı. İki kutuplu dünyanın dengelerinden doğan Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerine müdahale ederek, yılların dengelerini bozmak ve kendisine tamamen bağlayacak bir hamlenin adıdır Arap Baharı.

Arap Baharı, bir kez daha İslamcıların devreye sokularak rejim değişiklikleriyle kendilerine tam boy uyumlu rejimler hedefi taşıyordu. Müslüman Kardeşler, Mısır, Tunus ve Suriye’de, radikal İslamcılar ise özellikle Irak ve Suriye’de devreye sokuldu.

Türkiye’de ise AKP-FETÖ ortaklığı başka bir açıdan emperyalizmin adımlarının ülkemizdeki karşılığından başka bir şey değildi.

Evdeki hesap çarşıya uymamış, siyasal İslamcılık bir dizi ülkede büyük bir yıkıma sebep olmuş, bu ülkelerde ortaya çıkan siyasal ve toplumsal dirençler emperyalizmin Arap Baharı’nı Arap ülkeleri açısından kışa dönüştürmüştü. Tunus’ta Nahda Hareketi iktidara gelmesine rağmen büyük bir U dönüşüne kendini tabi kılarken, Mısır’da Ilımlı İslamcı olarak görülen Müslüman Kardeşler başarısız olmuş, Libya’da ise kaos ortaya çıkmıştır. Suriye’de ise Müslüman Kardeşler’in yanına yerleştirilen radikal İslamcılar ile birlikte tam bir yıkım olmuş, Suriye halkının direnişi ile karşılaşmıştır.

Siyasal İslamcılık, emperyalizm açısından bir kez daha sahneye konarak bu ülkelerde büyük yıkımlara yol açarken, emperyalizm ve İsrail bu süreçten karlı çıktılar. Bugün de emperyalizm, şimdi bu yıkım ve savaş ortamında yeni bir düzen kurmaya çalışmaktadır. Emperyalizmin taktik değişiminin altında yatan süreç özetle böyle.

 Ilımlı İslam kavramı niye?

Siyasal İslamcılık cihat adı altında terör örgütleri olarak kullanıldı. Radikal İslamcılık asli olarak bu olgularla değerlendirilmeli… Emperyalizm açısından siyasal İslamcılığın bir rejim haline gelmesinin istenmesi için “uyumlu” hale sokulması gerekiyordu ve Ilımlı İslam kavramı da tam da bunun için üretildi.

Müslüman Kardeşler’e benzeyen AKP ve Gülen Hareketi, bu uyumlu sürecin ilk örneği olarak karşımıza çıktılar. Mısır, Tunus, Libya ve Suriye’de Müslüman Kardeşler üzerinden Ilımlı İslamcılık denemesi yapılmış, yetemediği yerlerde “radikal İslamcılar” da devreye sokulmuştu. Ancak topyekün ortada siyasal İslamcılık bileşkesi oluşmuştu. Yıllardır vurucu bir güç olarak kullanılan silahlı cihatçı çeteler bu planda da devreye sokulmuştu.

Ortadoğu’nun son 10 yılında yaşanan bu değişimlerde ortaya çıkan başarısızlık ya da istenildiği gibi olamama durumu emperyalizm açısından yeni bir aşamaya taşındı. Yıllardır vurucu güç olarak kullandıkları radikal İslamcılık, bu sefer müdahale etmenin aracı haline getirildi. Afganistan işgali ya da ABD’nin Suriye’ye müdahalesi El Kaide ve IŞİD terörü gerekçesine dayandırıldı. Emperyalizm, bir kez daha siyasal İslamcıları kullanmıştı; dün vurucu güç bugün müdahale zemini olarak…

Körfez gericiliğinin dönüşümü

Emperyalizm önce yıkıma ve kaosa sürükleyip sonra doğrudan işgal gerekçesi olarak siyasal İslamcılığı kullanmıştır. Bugün Ortadoğu’da yaşanan süreç, emperyalizm açısından yeni bir aşamaya geçirilmeye çalışılmaktadır. Avrupa’da İslamofobi olarak karşımıza çıkan şey aslında bilinçli bir biçimde yeni “düşman” yaratma girişiminden başka bir şey değil. Ancak özünde olan bizzat bu canavarın emperyalizm tarafından planlanarak ve ipleri elinde tutularak yaratıldığı gerçeği. Emperyalizm, sanki batılı ve demokratik güç olarak, bu canavarı yenmek üzere Afganistan, Irak ve Suriye’de bulunuyordu.

Özellikle Suriye’de kilitlenen savaş hali, emperyalizmin yeni yönelimini de beraberinde getirdi. Siyasal İslamcılıkla yapmaya çalıştıkları olamamış, Rusya ve İran gibi bölge devletlerinin devreye girmesi ile Irak, Yemen ve Suriye’de güç kazanması, başka kartlar devreye sokulmasına neden olmuştur. Aynı zamanda bu siyasal İslamcı cephe’nin başka bir deyişle ‘Sünni Cephe’nin’ kendi iç çelişkilerinin bu süreçte ortaya çıkması, emperyalizm açısından politika değişikliğinin nedenlerinden birisi olarak görülmelidir. Katar-Türkiye ile Suudi Arabistan – Mısır – BAE arasındaki taraflaşma tam da buradan okunmalıdır.

Siyasal İslamcılık üzerinden denenen plan yenileniyor. Emperyalizm yeni bir plana geçiyor. Artık Suriye’nin parçalanması gündeme gelmeli, İsrail’in güvenliği için Hamas’ın geriletilmesi ve İran’ın hedef tahtasına oturtulması zamanı geldi.

Suudi Arabistan’da yaşanan dönüşüm de bu yeni düzlemde aranmalıdır. Emperyalizm, radikal İslamcı köktenciliğine karşı müdahale zeminini yaratmış, cihatçı terörün ve güçlerin kontrol altına alınmasının zamanı gelmişti.

Siyasal İslamizmin çöküşü

Siyasal İslamcılık huzur, asr-ı saadet, kurtuluş ve ümmet birliği idealleri sunuyordu. Türkiye’de FETÖ darbesi ile 250’e yakın insanın ölümü siyasal İslamcıların artık kimliğinde bir suç ibaresi olarak yazıyor. Mısır’da yaşanan Müslüman Kardeşler örneği, Mısır kapitalizmini ve toplumsal dinamizmi kaldıramayacağını gösterdi. Libya’da tam bir yıkım ve kaos hakim oldu. Suriye’de ise terör, katliam ve savaş anlamına geldi. Hamas, İsrail için bir dert.

Siyasal İslamcılık bütün Ortadoğu’da yeniliyor. AKP’nin de sınırları ve yapacakları buradan bakılarak değerlendirilmeli…

 

  1. Pusula: “Müslüman Kardeşler: Selefileşen siyasal İslam
  2. Pusula: “İran ve “maddileşen” İslamcılığın krizi

 

Yukarı