Pusula

PUSULA | Müslüman Kardeşler: Selefileşen siyasal İslam

PUSULA | Müslüman Kardeşler: Selefileşen siyasal İslam

Zafer Aksel Çekiç

Emperyalizm; yıllarca bağımsızlıkçı ve sosyalizme yatkın Arap milliyetçilerine karşı “beşinci kol” olarak kullandığı siyasal İslam’a sırtını dönmüşken, siyasal İslam, kendine yeniden bir çıkış arıyor

Siyasal İslam’ın temel direği Müslüman Kardeşler ya da İhvan örgütünün kolları, cihatçılaşma sarmalından çıkamıyor. Bunun tek istisnası sayılabilecek Tunus’ta ise Ennahda, çareyi siyasal olanı İslam’dan ayırmakta buluyor. Emperyalizm ise yıllarca bağımsızlıkçı Arap milliyetçilerine karşı “beşinci kol” olarak kullandığı siyasal İslam’a sırtını dönmüş durumda. Öyle ki, artık tozlu bir rafa kaldırılmış siyasal İslamcı örgütlere destek vermek, bizzat Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından hesabı sorulan bir “suça” dönüştürülüyor.

Bir dönem “demokrasi” için örnek gösterilen İhvan örgütü,  bugün terörizmle birlikte anılıyor. Bunun yakın gelecekte değişmesi de mümkün görünmüyor. Bir yandan, özellikle ABD’de sağın,  Donald Trump’ın ağzından İslamcılığa sertleşen yaklaşımı bu imkanları daraltırken, diğer yandan Vahhabilik üzerinden cihatçılığı kontrol eden Suudi Arabistan’ın, “ılımlı İslam”a yönelmesi de İhvan ideolojisinin giderek uçlara çekilmesine neden oluyor.

Emperyalizmin, biraz da AKP örneğinden hareketle zamanının geldiğini düşündüğü İhvan, Mısır ve Tunus’ta Hüsnü Mübarek ve Zeynel Abidin Bin Ali’yi devirirken yaşadığı “bahar” ise kısa sürdü. Aradan bir yıl geçmeden Libya’da başlayan ve devamında Suriye’de bütünüyle duvara toslayan “Arap Baharı”nın ardından İhvan,  her geçen gün uçlara çekiliyor.

Son olarak Ürdün’ün bir kentinde yapılan bir meslek odası seçimlerini kazanınca, İhvan bağlantılı grubun galibiyeti bu kenti El Kaide’nin Afganistan’daki son direniş noktası olan Tora Bora ve Taliban’ın bir dönemki kalesi Kandahar ile özdeşleşen sloganların atması, örgütün “ruh hali”ni göstermesi açısından önemli sayılmalı.

Sadakacılık üzerine inşa edilen siyaset

İhvan modeli, Arap cumhuriyetlerinde en yoksul tabakalar arasında sözde “toplumsal dayanışma” modeli olarak sunulan bir sadakacılık etrafında, cami merkezli gelişen bir toplumsal hareket oldu. Bu modelin Mısır’dan Tunus’a, Suriye’den Filistin’e ve hatta Arap şeyhliklerine kadar çeşitli isimler altında örgütlendiği biliniyor. Tümünde “ılımlı” ve “demokrasi yanlısı” olarak pazarlanan örgüt, özellikle “Arap Baharı” ile bir sıçrama yaşadı.

Türkiye’de Milli Görüş’ün belediyeler üzerinden geliştirdiği “yardımlar ile bağlama” yönteminin, siyasal İslam’ın tüm örneklerinde görülmesi tesadüf sayılmamalı. “Soğuk Savaş” dönemi boyunca Orta Asya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da emperyalizmin sosyalizme karşı en sadık aracı, her zaman siyasal İslam oldu. Yeşil Kuşak’tan mücahitler adıyla pazarlanan selefilere, emperyalizmin İslamcılığı nasıl kullandığına ilişkin “itiraflar” da artık kolaylıkla yapılıyor.

Emperyalizmin iliklerine kadar sömürdüğü ve yoksulluğa mahkum ettiği kitlelerin, sosyalist sistemin de desteğiyle yükseltilen bağımsızlıkçı hareketlerin peşinden gitmesinin önünü almak için Mısır’da İhvan, Filistin’de Hamas gibi örgütlerin uyguladığı bu yöntemin arkasında, bir “ortak akıl” olduğu görülüyor. Bir yandan yoksullaştırılan kitleler, diğer taraftan muhtaç bırakıldıkları yardımlarla bağlanıyor.

Sosyalizmin ardından kullanışlılığın sonuna

Bu kitleleri kontrol etme yöntemi üzerine inşa edilen siyaset ise Sovyetler Birliği’nin çözülmesinin ardından Çeçenistan başta olmak üzere Kafkaslara, Balkanlarda Bosna ve Kosova’ya olmak üzere, Ortadoğu’da Suriye ve Lübnan’a müdahale gerekçesi olarak, sistem dışındaki İran’ı da sistem içine çekmek ya da başını ezmek için işlev görmeyi sürdürdü.

İhvan ve türevi örgütler, iktidara geçmeleriyle,üstlendikleri bu görevlerin sınırlarını çabuk unuttular. “Kolay başarılar”ın ardından kendi başlarına ilerleyebileceklerini düşündüler. Ancak İslamcılık yarıştırma noktasında yükseltilen ellerin selefi cihatçılar ile İhvan arasındaki fark kısa sürede kapandı. Bugün İhvan ile El Kaide veya IŞİD arasında gerçek bir fark bulmak, büyük ölçüde imkansız sayılabilir.

Sıradan bir Ürdün kentinde Tora Bora ve Kandahar gören, fetvalarıyla selefileri bile aratan, sadece katliamlar vaat eden bir anlayışın, en azından bir süre için emperyalizmin ajandasında yeri olmadığı anlaşılıyor. Üstelik Suudi Arabistan’ın Vahhabilik yerine “ılımlı” bir yaklaşımı öne çıkarmayı vaat ettiği bir dünyada, dinin radikalleştirici bir şekilde yorumlanmasının yeri yok.

Nitekim, Tunus örneğindeki gibi daha “akıllıca” hareket etmek isteyenlerin, Mısır’da iktidardan indirilen İhvan’a ilk andan itibaren sırt dönmesiyle başlayan sürecin dikkatli izlenmesi gerekiyor.

Siyasal İslam’ın çıkış arayışı

Bu açıdan, Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan’ın “İslamın güncellenmesi gerektiği”ni söylemesinin ardından başlayan tartışmanın, bir süredir İslam dünyasında da yürütülen tartışmanın ülkemize yansıması olduğu sayılmalı.

El Ezher’in yeniden yapılandırılmasından Marakeş Deklarasyonu’na ve Suudi Arabistan’ın veliaht prensi aracılığıyla yaptığı çıkışlara eklenen Ennahda’nın “müslüman demokratlığı” seçiminin, önümüzdeki dönemde siyasal İslam’ın yeniden bir gelecek kazanması açısından önemli bir başlık oluşturduğu anlaşılıyor.

Bu çerçevede, Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında FETÖ’ye yönelen tasfiye girişiminin bir parçası olarak “dinin kayıt altına alınacağı”nın konuşulmaya başlanması, diğer tarikatlara da müdahale edileceğinin bir ifadesiydi. Başkanlık seçimleri nedeniyle “hassas bir denge”de ilerleyen, AKP’nin cihatçı örgütlerin arkasındaki ülke görünümünü de fazla taşıması mümkün değil.

Emperyalizmle uyumlu olarak Suriye’nin bölünmesi için atılan adımlar sırasında gelen Erdoğan’ın “İslam’ın güncellenmesinin gerektiği” sözlerinin ve sürekli olarak kamuoyuna seslenen birer “popstar” niteliğindeki “hoca” takımının “fetvalarını” sorgulamasının, bu anlamda günlük, tesadüfi, tek başına seçim hesaplı sayılması yetersiz kalmaya mahkum sayılmalı.

İhvan’ın geleceği, tüm dünyada siyasal İslam’ın geleceği olacak. Türkiye’de Erdoğan’ın kişisel hesaplarının ötesinde bir “denge”ye oturması da bu tartışmalarla bağlantılı. Emperyalizm, yeni bir siyasal İslam istiyor.

  1. Pusula: “Yobazların ipleri emperyalizmin elinde: Radikal İslamcılık nereye?
  2. Pusula: “İran ve “maddileşen” İslamcılığın krizi
Yukarı