Mercek

MERCEK | Emperyalistlerin askeri örgütü NATO 69 yaşında!

MERCEK | Emperyalistlerin askeri örgütü NATO 69 yaşında!

Taylan YILMAZ

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, Batı Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerini kapsayan kapitalist bloğu oluşturan ülkeler, Sovyetler Birliği’ne ve sosyalizme bütün dünya çapında artan ilgiyi endişeyle izledi ve kendi ülkelerinde olası sosyalist devrimlerin önüne geçmek için kapitalist-emperyalist ülkeler arasında ideolojik, siyasal ve askeri işbirlikleri temel alan örgütlenmeler gerçekleştirdiler. Bu örgütlenmelerden hâlâ en etkili olanlarının başında NATO gelmektedir.

Belçika, Fransa, Lüksemburg, Hollanda ve İngiltere’nin, ortak bir savunma sistemi kurmak ve içinde bulundukları kapitalist-emperyalist sistemin geleceği için ideolojik, siyasi ve askeri alanlarda aralarındaki bağları kuvvetlendirmek amacıyla bir antlaşma imzaladı. Mart 1948’de imzalanan Brüksel Antlaşması’yla kurulan Batı Avrupa Savunma Örgütü, İkinci Dünya Savaşı ertesinde Batı Avrupa’da sosyalizmin yayılmasının önüne geçmek üzere atılan ilk adımı teşkil etti. Bu aynı zamanda, Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 1949’da imzalanmasına uzanan sürecin de ilk adımı oldu. Brüksel Antlaşması imzacıları, aralarındaki bu işbirliğini genişletme kararı alarak, ABD ve Kanada’yla görüşmeye başladı. Sürece Danimarka, İzlanda, İtalya, Norveç ve Portekiz de davet edildi ve neticede, NATO’yu kuran Kuzey Atlantik Antlaşması 12 ülke tarafından 4 Nisan 1949’da imzalandı.

(Harita: 1949 yılından 2009 yılına kadar NATO’nun genişleme süreci ve üye ülkeler)

Türkiye’nin NATO üyeliği

Türkiye’nin 18 Şubat 1952’de NATO’ya kabul edilmesi, dönemin Adnan Menderes hükümeti için bir seçim malzemesiydi. O dönem patlak veren Kore Savaşı’na ABD’den dahi daha istekli bir şekilde bölgeye asker göndermek isteyen Adnan Menderes hükümeti, emperyalizmin çıkarları için binlerce emekçi çocuğunu Kore’ye göndermiş, gönderilen askerlerden yüzlercesi memleketlerinden uzakta yabancı topraklarda hayatlarını kaybetmiştir. Emperyalistler için savaş sahnesinde adeta bir piyondan ibaret olan Türkiyeli askerler, Kore Savaşı’nda en çok kayıp veren birlikler arasındadır.

Türkiye’nin NATO üyeliğinin ardından, egemen sınıflar tamamıyla NATO çıkarları çerçevesinde hareket etmeye başlamış, emperyalizmin vurucu gücü NATO, ülkemizin iç işlerine doğrudan müdahale etmiştir. 12 Eylül faşist darbesinin örgütlenmesinde NATO-CIA bağ lantısı bilinmektedir. Ayrıca kontrgerilla örgütlenmesi olarak bilinen ve Türkiye’deki birçok kanlı olayda imzası bulunan “Özel Harp Dairesi” de NATO-CIA güdümünde hareket etmiştir. Yalnızca Türkiye’de değil, varlık gösterdiği bütün ülkelerde NATO tarafından iç işlere mü- dahale etmek aracılığıyla benzeri örgütlenmeler gerçekleştirilmiştir.

Dahası, başta Ortadoğu olmak üzere bütün siyasi ve askeri gelişmelerde, ülkemiz emperyalizm ve siyonizmin ileri karakolu haline getirilmiştir. 1951 yılında kurulan İncirlik Üssü, NATO’nun saldırı merkezi halindedir ve ABD’nin Ortadoğu’ya yönelik bütün operasyonları buradan yönetilmektedir. Ayrıca burada bulunan atom bombaları ülkemizin güvenliği için de doğrudan bir tehdittir.

Türkiye’deki bütün sağcı iktidarlar emperyalizme ve NATO’culuğa göbekten bağlı olsa da, AKP iktidarı bu bağlılığı önceki iktidarlardan çok daha fazla pekiştirmiştir. 2010 yılında Lizbon’da düzenlenen NATO Zirvesi’nde alınan kararlar çerçevesinde, olası bir füze saldırısına karşı İsrail’i koruyacak olan füze savunma sisteminin bir parçası olan radar üssü, Malatya Kürecik’e kurulmuştur. Bölge halklarına kan kusturan siyonist İsrail’i koruyan füze savunma sistemini Anadolu’ya yerleştiren AKP hükümeti, Filistin davasını sahiplendiğini söyleyerek iktidara gelmişti. Yine emperyalizmin Ortadoğu’daki yeniden yapılandırma planları kapsamında Libya’ya düzenlenen operasyonda da görev alındı. Bu operasyonlarla özgürlük ve demokrasi götürüleceği belirtilen Libya’da bugün köle pazarları kuruluyor.

Cihatçı militanlar kullanılarak emperyalistlerin Suriye’de başlattığı savaşta da gerici AKP iktidarı kilit bir rol oynamıştır. Dünyanın her köşesinden getirilen cihatçı militanların geçiş üssü Türkiye olmuş, bu militanlar ellerini kollarını sallayarak Suriye’de savaşmaya gitmişlerdir. Yalnız cihatçı militanlar değil, birçok muhimmat da yine Türkiye üzerinden gönderilmiştir. Tarihsel olarak Ortadoğu’da İsrail’e ve emperyalizme karşı kilit bir rol oynayan Suriye devleti bu savaşla birlikte büyük yara aldı. Bunlara ek olarak, emperyalizmin beslemesi bu cihatçı militanlar ülkemizde de ilerici-solcu kitlelere karşı kullanıldı. Başta Suruç ve Ankara olmak üzere onlarca bombalı katliam düzenlenerek ülke muhalefeti sindirilmeye çalışıldı.

Bugün emperyalizmin en önemli örgütlerinden biri olan NATO, özellikle Sovyetler Birliği’nin çözülüşünün ardından geçilen “tek kutuplu dünya düzeninde” daha da pervasızlaştı. Bu saldırganlık politikalarını ise “demokrasi”, “özgürlük” ve “barış” gibi kavramları kullanarak gizlemeye çalıştı. Ancak gerçekte olanlar yalnızca “yıkım”, “vahşet” ve “kaos” gibi kavramlarla özetlenebilecek nitelikte. Daha önce barış ve huzur içerisinde yaşayan Sırp, Boşnak, Hırvat, Macar ve Sloven halkları çeşitli yollarla birbirlerine düşman edilmiş ve bir sorun yaratılmış, daha sonra ise bu sorunun çözümü iddiasıyla müdahale eden NATO tarafından Yugoslavya parçalanmıştır. Yugoslavya’nın parçalanması önemlidir çünkü Sovyetler Birliği’nin çözülüşünün ardından bu saldırganlık politikaları ile birlikte NATO bütün dünyaya aba altından sopa göstermiş, NATO planları ile hareket etmeyenleri nelerin beklediğini anlatmak istemiştir.

İşte bu yüzden, ülkemizin geleceği için NATO’dan çıkılmalı, emperyalistlerle olan bütün askeri-siyasi işbirlikleri sonlandırılmalı, bütün üsler kapatılmalıdır!

Yukarı