Pusula 36

PUSULA | CIA’in gizli hattı: Kanlı sevkiyat

21. yüzyılın en büyük emperyalist çullanmasına karşı yedi yıldır mücadele eden Suriye’de, savaş yalnızca askeri alanda yaşanmadı

ALEV DOĞAN

21. yüzyılın en büyük emperyalist çullanmasına karşı yedi yıldır mücadele eden Suriye’de, savaş yalnızca askeri alanda yaşanmadı elbet. Bir de işin kamuoyu cephesi vardı ki, emperyalizm yanlısı medyanın ve dinci-liberal koronun tek ayak üstünde kırk tane yalanı seri bir şekilde söyleyebilme kabiliyeti göz önünde bulundurulduğunda o cephedeki mücadelenin de ne denli çetin olduğunu görebiliriz.

Yedi yıl boyunca 400 bin insanın öldüğü bir işgalden söz ediyoruz. Ve ABD tamamiyle çekilene kadar kesin zaferi ilan etmenin mümkün olduğu bir işgalden. Milyonlarca insanın sığınmacı olarak dünyanın dört bir yanına savrulmasından bahsetmiyoruz bile. O yüzden bu tabloya bakarken ürettiğimiz saikler, içi boş bir “savaşa hayır” temennisi değil, “Suriye’deki ABD işgaline hayır” iddiası. Bunu başa yazalım ve ABD’nin bu cihatçı çeteleri nasıl silahlandırdığına bu yazıda biraz bakmaya çalışalım.

Dinci-liberal koronun, bir halk devrimi gerçekleştiğini iddia ettikleri ve “ılımlı muhalif” olarak pazarladıkları cihatçı çetelerin, henüz savaş başladığında söyledikleri ilk yalan, dış destekten azade oldukları iddiası idi.

ESKİ CIA YETKİLİSİNİN İTİRAFLARI

Henüz Dera’daki gösteriler bile başlamadan, 19 Ocak 2011’de eski CIA yetkilisi Philip Giraldi, BOP eşbaşkanı olmakla övünen Erdoğan’ın canını sıkacak birkaç “bilgi”yi The American Conservative’e servis ederek şunları kaydedecekti:

“İşaretlenmemiş NATO uçakları Libya’da ölen Kaddafi’nin silahlarını ve Libya Ulusal Geçiş Konseyi’nin gönüllülerini Suriye sınırında İskenderun’a yakın Türk askeri üslerine taşıyor.”

Giraldi’nin bu dediklerinde bir gerçeklik payı vardı ki, gösteriler başlar başlamaz “muhaliflerin” elinde Cisr el Şuğur’da olduğu gibi yüzlerce insanı katledebilecek kadar ekipman mevcuttu. Basına bu silahların Suriye ordusundan ele geçirilen ganimetler olduğu lanse edilse de, iyi bakan bir gözün bu silahların hiçbirinin Suriye ordusunun envanterinde olmadığını fark etmesi işten bile değildi.

2012’nin baharında CIA ve MİT, İstanbul’da oluşturulan operasyon odasında silah sevkiyatını koordine etmekle meşgulken, Şukur el Şam komutanlarından Abdurrahman Ayaçi “sitemle” karışık, sevkiyatın yetersizliğine ilişkin “bir açılıp bir kapanan vana” tanımını kullanacaktı.

ABD, Katar, Türkiye, Suud ve Ürdün beşlisinin uluslararası arenada bir kılıf olarak kullandığı “silahların El Kaide’nin eline geçmemesi” şerhi sahada gerçekliğini yitiren bir argümandı ve bu beşli bunu gayet iyi biliyordu. Zira silahlar Suriye sınırından içeri girer girmez rahatlıkla el değiştiriyor, birbirleri ile arada rant kavgasına tutuşsalar da söz konusu para olduğunda her şeyi gözden çıkartabilecek cüretteki bu örgütler mali birer kaynak olarak değerlendirebiliyordu ekipmanları. Ahrar’uş Şam’a gönderilen silahların el değiştirerek yeniden Ahrar’uş Şam militanlarına doğrultulduğu şu yedi yılda onlarca kere tekrarlanan vakalar olarak tarih sahnesinde yerini aldı.

Antakya’da gece sınıra silah bırakma operasyonlarını yürüten ZaZa kod adlı Abdurrahman el Helak, silahların hangi gruplara gideceği talimatlarının MİT ve CIA’dan geldiğini itiraf edecekti.

Suriye Devrim Cephesi lideri Cemal Maruf, 2 Nisan 2014’te The Independent’a yaptığı açıklamalarda cihatçıların  –arada karşı karşıya gelseler de- nasıl da omuz omuza savaştığını şu sözlerle itiraf edecekti;

“El Kaide (Nusra) ile savaşmıyorum. El Kaide ile savaş benim meselem değil. Rejime karşı savaşanlarla hiçbir sorunum yok.”

Maruf yalnızca bir kereye mahsus olsa da haklıydı. Zira Yebrud’a cephaneyi paylaşacak kadar yakındılar Nusra Cephesi ile.

TÜRKİYE YAKAYI ELE VERİYOR

CIA’in “gizli hat” adını verdiği kanal, kimi zaman gizliliğini yitirerek, ABD’nin müttefiklerini de zor durumda bırakacaktı. Tarihler 27 Nisan 2012’yi gösterdiğinde Lübnan Deniz Kuvvetleri aldığı istihbarat üzerine Lütfullah-II adlı Türk bandıralı gemiyi, Beyrut’un 50 KM kuzeyindeki Selaata limanına yanaşmaya zorlayınca, içi bir cephanelikten farksız olan gemi Türkiye’nin cihatçılara verdiği silah desteğini de ortaya çıkartmış oldu. Cihatçı çetelerin yayınladığı videolarda artık M-79 tanksavarlar, M-60, M79 OSA ve RPG-22 tipi roketatarlar, Milkor MGL/RGB-6 bomba fırlatıcıları açıkça görülebiliyordu.

KİMYASAL SİLAH YALANI

Suriye’ye müdahale için emperyalistlerin sıcak tutmaya çalıştığı konulardan en önemlisi de kimyasal silahlardı. “İşgalin sesi” El Cezire, “aktivistlere” dayandırdığı kimi raporlara göre Suriye’nin kimyasal silah kullandığına ilişkin haberler yayımladı. Ancak bu haberlerin hiçbiri doğrulanmadı.

21 Ağustos 2013’e gelindiğinde ise, Anadolu Ajansı’nın medya organlarına geçtiği haberde, Şam’ın Doğu Guta banliyösünde ölü sayısının binlerle ifade ettiği bir kimyasal saldırının geçtiği ifade ediliyordu.

Medya, Beşar Esad’ı hedef tahtasına oturtadursun, Rusya gönderdiği uydu görüntüleri ile emperyalistlerin ipliğini pazara çıkartmak için ilk adımı atmış oldu. Görüntülerde, kimyasal madde taşıyan el yapımı füzelerin, Zehran Alluş yönetimindeki İslam Tugayı’nın kontrolü altındaki bölgeden atıldığı görülüyordu. Suriye’nin Birleşmiş Milletler temsilcisi Beşşar Caferi, Rusya’nın servis ettiği uydu görüntülerini destekleyen kanıtlar ile beraber hızlıca Şam’dan New York’a gitti. Bu görüntüler ile beraber BM’den bir heyetin inceleme yapması için Doğu Guta’ya gitmesini öneren Rusya’nın kamuoyuna sunduğu kanıtlar ile şaşkına dönen “muhalifler”, heyeti bölgeye sokmayarak yalanlarını örtbas etmek için karşı hamlede bulundu.

Bu gelişmeler, itiraflar emperyalistlerin yalanını boşa düşürmeye yetse de, yalan söylemek konusunda arsızlaşan medya kimyasal silah yalanına defalarca başvurmaya devam etti. Suriye’nin, 2013’te dâhil olduğu OPCW anlaşması kapsamında, 2014’ün ilk aylarında tüm kimyasal silahlarını uluslararası gözlemcilerin nezaretinde, Akdeniz açıklarında ABD askeri kargo gemisi MV Cape Ray’de imha etmesine rağmen, bu yalan emperyalistlerin borazanı medya aracılığı ile senede birkaç kez gündemimize tekrar ve tekrar sokuldu. Üstelik CIA’in kimyasal silah konusunda cihatçılara son derece cömert davrandığı herkesçe bilinen bir gerçek iken…

SONUÇ YERİNE

Savaşın ilk şokunu atlatan Suriye yavaş yavaş yüzünü zafere dönmeye başlasa da ABD’nin koordinatörlüğünde cihatçılara açılan muslukların kolayca kapanmayacağı bir gerçek, Suriye’nin gerek askeri gerekse diplomatik alanda elinin daha da güçlendiği de elbet…

Emperyalizmin gücünü asla küçümsemeden ama onu yenebilecek güce sahip olduğumuzu da göz ardı etmeden; yalanlara teslim olmayın.

 

Yukarı