Köşe Yazıları

Meslek odalarına dönük “milli” müdahale

Türkiye Tabipler Birliği’nin 24 Ocak’ta Afrin operasyonuna ilişkin yaptığı açıklama sonrasında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatmış, TTB Merkez Konsey üyesi 13 kişi gözaltına alınmış ve daha sonra ise mahkeme tarafından adli kontrol şartıyla serbest bırakılmışlardı.

Ancak bu açıklamaya dair tartışmalar bununla bitmedi.

Bahçeli, MHP’nin Meclis grup toplantısında TTB’yi hekimlerin utancı ve hekimliğin yüz karası olarak nitelendirerek TTB’nin derhal kapısına kilit asılmasını talep ederken; Erdoğan, AKP Meclis grup toplantısı çıkışında, TTB’yi kastederek “Onun başındaki ‘Türk’ ifadesi zaten Bakanlar Kurulu kararı, onun oradan süratle çıkartılması lazım. Sadece Tabipler Birliği değil, Barolar Birliği ile ilgili de aynı şey. Bunların milli, yerli, bu ülkenin yaptığı vatanı koruma ile ilgili mücadelede yanımızda olma durumları yok, tam aksine karşımızda yer alma, teröristlere sahip çıkma, onlarla yandaş olma gibi bir durumları var. Bunları tamamen kaldırıp, sadece Türk Tabipler Birliği değil, tabipler her grup kendi oluşumunu yapar, faaliyetini gösterir. Aynı şekilde hukukçular. Ondan sonra oraya gelip çöreklenme diye bir şey olmaz. Bu konuda karar Bakanlar Kuruluna aittir, Bakanlar Kurulu da gereken adımı atar” açıklamasında bulundu.

***

Öncelikle, meslek odalarının başındaki ‘Türk’, ‘Türkiye’ ifadeleri Bakanlar Kurulu kararıyla geri alınır mı alınmaz mı tartışmalarını bir kenara bırakalım, nasıl olsa bir KHK ile bu tartışma geçersiz kılınabilir ve farklı yollarla bu durum aşılabilir.

Keza mesele “milli”de değil. Mesele, Türkiye’deki gerici ve sermaye yanlısı dönüşümde meslek odalarının hala ele geçirilememiş, dönüştürülememiş olması.

Kamu kurumu niteliğindeki ve Anayasa ile düzenlenmiş bu kurumlar, meslek disiplini ve ahlakını korumak, mesleğin meslek kurallarına uygun bir şekilde icrasını denetlemekle görevliler. Bunun yanında -hangi iktidar gelirse gelsin- kendi alanlarına ilişkin toplum yararına olan değerleri korumak, bunu sağlayacak kavramlara işlerlik kazandırmak için mücadele ederler.  Bu sebeple, örneğin TTB halk sağlığını korumak için, TBB ise hukuk güvencesi, hukuk devletinin gerçekleşmesi, gelişmesi için mücadele eden yapılardır.  Ekleyelim ki, kimi meslek odalarının işleyiş ve yapılarının mücadele yeterliliklerini sağlayıp sağlayamadığı ve nasıl olmaları gerektiği konusu bu yazının kapsamı dışındadır, muhatapları tarafından ayrıca değerlendirilmelidir.

Meslek odalarının iktidara karşı baskı aracı olarak toplum yararına olan konularda tavır alan kurumlar olmasının ise, AKP’nin işine gelmediği çok açık. Çünkü iktidarın çevre, hukuk, sağlık, yargının dönüştürülmesi, KHK’lar, insan hakları, hukuk güvencesi gibi konularda kendi politikalarıyla uyumlu hatta bu süreci birlikte yönlendirecek yapılara ihtiyacı var.

***

Bu zamana kadar, AKP tarafından zaman zaman meslek odalarını dönüştürmek için kimi düzenlemelere ilişkin tartışmalar ısıtılsa da adım atılamamıştı. Barolar için nispi temsil yöntemi tartışmalarını, TMMOB ve bağlı odalara yapılmak istenen mali denetimleri ve Haziran Direnişi sonrasında bu odaların kamu kurumu niteliğinin kaldırılmasına ilişkin yapılan tartışmaları hatırlayalım.

Ancak bu kurumların kamuoyundaki meşruiyeti ve kamu kurumu nitelikleri AKP’nin işini zorlaştırmış ve gelecek tepkiler sebebiyle düzenleme değişiklikleri yapılamamıştı.

İşte iktidar ve MHP tarafından yapılan şu andaki tartışma, tam da bu meşruiyeti ortadan kaldırma ve meslek odalarını ele geçirme ya da etkisizleştirme adımlarıdır. AKP, çok uzun zamandır planladığı bu müdahaleleri atacak uygun zemin yaratma çabasındadır.

Bu anlamda, anlaşılan iktidarın aklında atılacak ilk adımlardan biri, zorunlu üyeliği kaldırarak mesleğe ilişkin farklı odalar oluşturmak ve böylece bu odaların gücünü kırmak. Buna ek belki de, odaların kamu kurumu niteliğini ortadan kaldırarak özel hukuk süjesi olarak adeta dernek gibi faaliyetlerini sürdürmelerini sağlamak.

Bir hukukçu olarak gelelim Erdoğan’ın eleştirisine TTB başkanının ne yanıt verdiğine.

OHAL süreci ve devamında yaşanan hukuksuz uygulamalara ses çıkarmayan ve başını kuma gömerek Türkiye’nin “normalleşeceği” dönemi bekleyen Feyzioğlu, TBB’nin ne kadar “milli” olduğunu örneklerle anlattığı bir açıklamada bulundu ve Erdoğan’ı siyasi değil “milli” gözlükle bakmaya davet etti.

Ne denebilir ki?

Meslek odalarına yapılmaya çalışılan müdahaleye bu noktadan yanıt vermek, baştan kaybetmektir. Kimin, neyin milli olduğu tartışmasının kıstasları nedir ve meslek odalarının varlığı bu tartışma üzerinden mi belirlenecektir?

Hukukçuların mesleklerine ve odalarına TBB yönetimi ve Feyzioğlu’na rağmen sahip çıkması gerektiği açıkça görülüyor. Ve bunu yaparken, diğer meslek odalarıyla örülecek bir mücadele hattını düşünmek daha fazla önemli hale geliyor.

Yukarı