Köşe Yazıları

Emperyalizmle mücadele mi dediniz?

Kopartılan bütün gürültüye rağmen Türkiye’nin başlattığı Afrin operasyonunun emperyalizme karşı yürütüldüğü iddiası en başta emperyalist merkezlerden yalanlanıyor.

NATO’nun, İngiltere’nin olabilecek en açık desteği sunduğu, Almanya ve Fransa’nın kendi iç siyasetlerine yönelik sesleri bir kenara koyarsak destek verdiği ve ABD’nin bile, perde arkasında yürütüldüğü anlaşılan pazarlıklar yönünden fazlasını göstermeye yanaşmamasına rağmen herhangi bir sorunu olmadığını açıkça ifade ettiği bir operasyonun ABD’ye veya emperyalizme karşı yürütüldüğü iddiası bu kadar kolay kabullenilmemeli.

Bir başka açıdan, Türkiye burjuvazisi açık bir şekilde Afrin operasyonunun arkasında yer alıyor. Dahası Türkiye ve ABD burjuvazileri arasında herhangi bir sorun da görmüyoruz. Bu çerçevede de düzen içinde “farklı” arayışların olmadığı açık olmalı.

* * *

Başka bir yöne bakalım.

Geçtiğimiz ay İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le görüşmesinde İran’ın Lübnan’da füze fabrikası inşa etmesini kabul etmeyeceklerini söylemesinin ardından Savunma Bakanı Avigdor Liberman“İsrail’dekiler sığınakta oturuyorsa tüm Beyrut sığınakta olacak” sözleriyle Lübnan’ı tehdit etti. Daha önce de İsrail İstihbarat Bakanı YisraelKatzaynı konuda tehditler savurmuştu.

Bu tehditler gelmeden önce İsrail zaman zaman Suriye’de kimi bölgeleri bombalıyordu. Yine, bu tehditlerin hemen öncesinde Lübnan Başbakanı Saad Hariri, Suudi Arabistan’a çağrıldıktan sonra rehin alınıp istifaya zorlanmıştı. Yine aynı zamanlarda İsrail bu kez Şam civarında kurulduğunu iddia ettiği İran üssü nedeniyle Suriye’yi tehdit ediyordu.

Çok açık ki, Suriye’deki cihatçı terör gruplarına desteğini daha “sınırlı” ve gizli tutan İsrail, son iki yıl içerisinde değişen dengelerden rahatsız oluyor. Hem bölgede çatışmaların sürmesini istiyor hem de bu çatışmaların daha aktif bir parçası haline gelmeye gönüllü.

* * *

Türkiye’ye dönersek…

AKP ve Türkiye, Müslüman Kardeşler üzerinden ABD’ye vaat ettiği yeni Ortadoğu’yu sunamamış olması nedeniyle ABD tarafından kısmen yok sayılmaktadır. ABD’nin ne Kürtlerden kolay vazgeçeceği ne de Türkiye’nin kendisinden kopmasına izin vereceği beklentisi içerisinde olunmamalıdır.

Durum buyken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD’ye sürekli olarak tekrarladığı “bizimleiş yapın” çağrıları Türkiye’nin Afrin’e ABD’ye rağmen girmediğinin ve operasyonu ABD’ye karşı yürütmediğinin göstergesi sayılmalıdır.

Özetle sıralarsak, Erdoğan, 13 Ocak’ta “Bölge politikalarımızı ABD ile yürütmek istiyoruz.” derken 18 Ocak’ta ise “Amerika’yla aramızdaki görüş ayrılıklarını müzakere yoluyla çözmekten yanayız.” açıklamasında bulundu. Bir hafta sonra ise ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmede PYD’nin Menbiç’ten Fırat’ın doğusuna çekilmesi gerektiğini söylerken bölgede güvenliğin Türkiye askeri desteğindeki ÖSO tarafından sağlanmasını önerdi.

Türkiye’nin Afrin operasyonunun yanı sıra devamında Menbiç’i hedef gösteren açıklamalarının, ısrarla ÖSO’yu öne çıkartma çabalarının ve Türkiye’deki 3,5 milyon Suriyeli sığınmacıyı Afrin bölgesine yerleştirme planlarının arkasında ABD’ye yeni bir seçenek yaratma çabası olduğu görülebilir.

Bugüne kadar sürekli kandırılan, kendi hatalarının faturasını emekçi halka çıkartan bir iktidarın bugün “doğruyu” bulabilmesi mümkün değildir.

* * *

Türkiye, AKP’nin işbirlikçi politikalarındaki ağır hatalarının karşılığında içine düştüğü mevcut sorunlarını Türkiye burjuvazisinin kar planlarına göre yeni ve daha ağır sonuçları olabilecek bir yöntemle çözmeye çalışmaktadır.

“Fırat’ın doğusu” denilerek komşusunun emperyalizm tarafından bölünmesi planlarını kabul eden, en temel sonucu bu bölünmeyi Fırat’ın batısında cihatçılarla genişletmek olacak bir operasyona kalkışan, bunun için ülkedeki 3,5 milyon Suriyeli sığınmacıyı da kullanacağını açıkça deklare eden Türkiye’nin yeni ve daha büyük çatışmalardan çekinmeyeceği görülmeli.

Nitekim Türkiye’nin bir askeri konvoyu Halep kırsalına göndermesi, Rusya ve İran ile karşı karşıya gelmesi, sonrasında uzun bir bekleyişin ardından bu konvoyu yerine ulaştırması da Türkiye’nin Suriye’deki varlığının oluşturduğu potansiyel tehlikeyi göstermekte.

Bu arada İsrail’in tavrıyla benzerlik de dikkat çekmeli.

* * *

ABD ile mücadelenin yolu ülkedeki Amerikan üslerini kapatmak, NATO’dan çıkmak, Suriye’nin toprak bütünlüğünü Astana görüşmelerinde teyit edildiği şekle uygun olarak korumak, tüm bunları en başta Suriye devleti ile anlaşarak ve birlikte yapmak dışındaki tüm seçenekler ABD’ye yarayacaktır. Türkiye’nin çıkarları da komşusu Suriye devletiyle birlikte hareket etmekten geçmektedir.

Tüm bu tabloda Türkiye ve İsrail’in bölgede çatışmaları ve kargaşayı genişletecek adımlara farklı saiklerle de olsa açık oldukları görülüyor. ABD’nin ise kontrolden çıkabilecek bir yangını istemediğini ancak gerek Türkiye gerekse İsrail’in bu yaklaşımlarını yumuşatmak için yakılan yeni “küçük” ateşleri görmezden geldiğini söyleyebiliriz.

Unutulmamalı ki, on yıllardır askıda tutulan ABD Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınması kararı da Suriye sorununun başından beri hiç düşünmeden reddedilen “güvenli bölge” fikrine ilkesel bir onay da şu son dönemde geldi.

Yukarı