Yazarlar

Afrin düğümü

Afrin’e yönelik askeri müdahale sonunda geldi. Uzun zamandır yazdığımız üzere, emperyalizm ile Türkiye sermaye devleti arasındaki gerilim noktasının ana halkası olan Suriye’nin kuzeyindeki de facto durum, Türkiye’nin AKP tarafından savaşa sokulmasıyla yeni bir boyut kazanmıştır.

Savaşın nasıl bir seyir izleyeceği ve olası sonuçlarını birlikte göreceğiz.

Bununla birlikte bir kaç noktanın altının çizilmesi gerekmektedir.

Kimsenin üzerinde durmadığı nokta şudur: Ülkemiz 15 yıllık AKP iktidarı ile birlikte savaşa sokulmuştur. Savaşın temel nedeni Suriye’deki gelişmelerdir ve bugünkü tablonun oluşması ABD emperyalizminin bölgeye yerleşmesi ile Suriye’deki statükonun bozulması bizzat AKP iktidarının dış politikasıyla doğrudan ilgilidir.

Evet, AKP ülkemizi savaşa sokmuştur. ABD emperyalizminin kuyruğuna takılmanın ve onun taşeronluğunun sonu ülkemizin savaşa sokulmasından başka bir şey olmamıştır. Bundan gurur duyulamaz; sermaye devleti ve gerici AKP iktidarı ülkemizi savaşa sokarak, sıkışmışlığını ve yanlışlığını tescil etmiştir.

Kimse AKP iktidarının savaşı göze almasından cesaret çıkarmasın. Ortada sıkışmışlıktan başka bir şey yoktur. Nedeni ise basit ve açıktır: Amerikancılık… Hem savaşın zemini hem de savaşın nedeni burada aranmalıdır.

AKP’nin Suriye politikası, bumerang gibi Türkiye’yi vurmuştur. Ülkemizin savaşa sokulmasından gurur duymak doğru değildir. Bir ülkenin, eğer kendi topraklarını savunmuyorsa, savaşa girmesi sorgulanmalıdır. AKP’nin Afrin operasyonu emperyalizme karşı verilmiş bir savaş değildir. Türkiye’nin mecbur bırakıldığı, dayatılan bir savaş olmuştur. Bu dayatmanın kaynağı ABD emperyalizmi, sorumlusu ise AKP’dir. Emperyalizmin taşeronuna karşı verilen savaş tezlerinin ise “biz zaten ABD ile işbirliği yapmak istiyoruz” diyen AKP ve sermaye devleti nedeniyle bir yerden sonra ayakları havada kalıyor.

AKP, ABD’ye karşı bir savaşa kalkışmamıştır. Ortadaki durum, emperyalizmin çıkarlarının, kendi müttefiki olan sermaye devletlerinin bile dengelerini bozacak bir tablonun varlığı ile ilgilidir. Bu açıdan, Afrin operasyonu, emperyalist merkezlere karşı değil onların icazetiyle gerçekleşmektedir. NATO’dan, Almanya’dan ve hatta ABD tarafından yapılan açıklamalar bu icazetin somut delilleri olarak karşımızda durmaktadır. İcazet verilmiştir çünkü, Suriye’de ortaya çıkan tablonun kendi aleyhlerine sonuçlanmasının bozulması bir açıdan hesaplanmıştır. Herhangi bir emperyalist odaktan Afrin operasyonunu “karşıya alan” tek bir demeç ya da tutum bulunmamaktadır. Bu durum bile savaşın karakterini göstermesi açısından fazlasıyla manidar bulunmalıdır.

Bu anlamıyla Türkiye’nin Afrin operasyonu son kertede emperyalist merkezlerin çıkarlarıyla paralel bir durum arz ediyor. Bu gerçek görülmeden, AKP’nin emperyalizme karşı bir duruş içinde olduğunu düşünmek büyük bir yanılsamadır.

Afrin operasyonu, Rusya’nın izniyle mümkündü ve bunun yolu pazarlıkla açılmıştır. Bu pazarlığın boyutunu ileriki günlerde daha net olarak göreceğiz. Daha önce bir kart olarak elde tutulan Halep’in verilmesi karşılığı El Bab operasyonu hatırlanmalıdır.

Afrin operasyonu, AKP iktidarına Suriye rejimini kabul ettirmiştir. Emevi Camii’nde namaz kılacağız diyenler bugün Afrin operasyonu öncesinde Esad rejimine yazılı bilgi vermek durumunda kalmışlardır.

Bu durum, Türkiye’nin büyük başarısı olarak değil, AKP iktidarı tarafından sıkışmış sermaye devletinin mecburiyeti olarak görülmelidir. Bu mecburiyet, son kertede sıkışmışlık, yanlış dış politika ve emperyalizme bağımlılığın yol açtığı zafiyet ile ilgilidir.

Bugün bu tabloda en büyük yanlış, savaşın tarafları arasında  saf tutacak bir konum almaktır.

Ortada emperyalizm ve işbirlikçiler vardır. Birinci tarafta AKP iktidarı ve Türkiye sermaye devleti, ikinci tarafta Suriye’deki savaşın dengeleriyle oynamak isterken ABD emperyalizminin kucağına oturan Kürt siyasi hareketi.

İşbirlikçiler arasındaki sorun, ABD’nin mütereddit duruşunun ana sebebidir. ABD emperyalizmi, Suriye’deki dengeyi bir kez daha bozarak kendi lehine bir durumun gelişeceğini bilmektedir, ancak şimdiden elinde tuttuğu kartları erkenden açmak istememektedir. Savaşın sonucu, bu kartların yeniden karılacağını da gündeme getirecektir. ABD emperyalizmi, Afrin operasyonu sonrası Suriye’de ortaya çıkacak yeni dengede elini güçlendirerek çıkmanın hesaplarını yapmaktadır. O da, Astana süreci ve sonrasında Cenevre görüşmeleri öncesinde yaratılabilecek büyük bir provokasyondu. AKP, tam da buna gelmiştir. İcazetin esas dayanağı burada aranmalıdır. Sermaye devleti ise kendi elini güçlendirme derdine düşmüştür.

AKP iktidarı, bütün bu dengede geleneksel olarak Bizans’tan ve Osmanlı’dan kalan ve Türkiye Cumhuriyeti’ne devrolan güçler arasında dengeye oynama politikasını bir kez daha sergileyerek, iktidarda kalmanın yolunu yapmıştır. Savaş ve milliyetçilik AKP iktidarının devamını sağlayacak bir politika haline gelmiştir. AKP, bu kozu oynamaktadır. AKP, savaşla iktidarının devamını sağlayacağını görmüştür. Tam da bu yüzden, AKP iktidarının sermaye devleti ile kurduğu ilişki ve emperyalist dünyanın dengelere oynama politikası, onun iktidarda kalmasının belli başlı olgularıdır. “AKP gidiyor”, “S-400’ler bile AKP’yi koruyamaz” gibi gayri-gerçekçi analizlerin ayaklarının niye havada kaldığının temel noktası burasıdır.

ABD silahlarıyla ve ABD güdümünde yerel bir güç haline gelen Kürt siyasi hareketinin “vatan savunması” ile AKP’nin “vatan savunması” söylemi arasında fark yoktur. Ortaklık ise ABD ile işbirlikçiliktir. “ABD silahlarıyla Türkiye’nin bölünmesi tehlikesi” ile “NATO üyesi olan bir ülkenin işgalci sayılması”… Tuhaf değil mi? İşbirlikçiler arasındaki kavganın argümanları özü itibariyle bunlardır. Buradaki sorun ya da müsebbip bizzat emperyalizm değil midir?

Afrin operasyonu, komünistler açısından bir taraflaşma başlığı ile ele alınamaz. Emperyalizmin Suriye’yi parçalama siyasetinin taşeronu olan AKP ile bu parçalama siyasetinin sonucu olarak yeni bir taşeronluğu üstlenen Kürt siyasi hareketi arasında çatışma gibi bir zemin işin özünü oluşturmamaktadır. Yaşanan sıkışmışlık, Suriye’nin parçalanması, emperyalizmin bölgeye yerleşmesi, emperyalist odaklar arasındaki güç çekişmesi, İran gündemi gibi bir dizi meseleyle, daha geniş bir çerçeveyle ele alınmalıdır.

Bu anlamıyla, bugün Afrin operasyonu, emperyalizmin planlarını boşa çıkartacak bir sonuç değil, tersine emperyalizmin yeni planlarına yol açacak sonuçlar doğuracaktır. NATO ülkesi bir sermaye devletinin bunları hesap etmeden yola çıktığını düşünmek çok gerçekçi değil.

Emperyalist odakların “icazetinin” hesaplanmamış olduğunu düşünmek de…

Şimdiden güvenli bölge gibi laflar edilmeye başlandı bile…

Başkanlık seçimine kadar Erdoğan’dan milliyetçilik, sonrasında ise ‘Pax-Amerikana’cılığa onay gelirse kimse şaşırmamalı… AKP ve sermaye devletinin ABD emperyalizmi ile yol almak istediği herkes için açık olmalı.

Tutumumuzun ilkesel halkası şu olmalıdır: Emperyalizmin bölgeye ne şekilde olursa olsun yerleşmesinin karşısında durulmalıdır. Tarafımız buradan şekillenmelidir.

Tablo açıktır: Suriye’nin kuzeyini ABD üslerine açan Kürt siyaseti ve emperyalist yeni planlara alan açan AKP ve sermaye devleti… Neresinden tutacaksınız?

Kürt siyasetinin bugün geldiği işbirlikçi yeri de Afrin operasyonu’na emperyalist güçlerin icazetinin anlamını da iyi görelim.

Bilinmelidir ki, yurtsever ve onurlu duruş emperyalizme karşı duruştur.

Yukarı