Görüş

TKH MK üyesi H. Murat Yurttaş: 'Anti-emperyalizm temel belirleyen olmak zorunda'

Türkiye Komünist Hareketi (TKH) Merkez Komitesi üyesi H.Murat Yurttaş ile emperyalizmin ülkemizde, Ortadoğu’da ve dünyadaki müdahalelerini ve bunlara karşı mücadeleyi değerlendirdik.

Türkiye Komünist Hareketi Merkez Komitesi üyesi H.Murat Yurttaş ile emperyalizmin ülkemizde, Ortadoğu’da ve dünyadaki müdahalelerini ve bunlara karşı mücadeleyi değerlendirdik. Türkiye’nin siyasi gündeminde de önemli bir yer tutan dış gelişmeleri komünistlerin nasıl değerlendirdiklerini sorduk.

Bölgemize ilişkin değerlendirmeler ile başlayalım; önce IKBY’deki “bağımsızlık” referandumu, ardından Lübnan’da Hariri’nin istifası ile başlayan süreç ve son olarak Trump’ın Kudüs kararı. Emperyalizmin Ortadoğu’ya ilişkin geliştirdiği politikalar açısından nasıl bir süreçten geçiyoruz?

H.Murat Yurttaş: Enerji kaynaklarının emperyalizm açısından temel belirleyenlerden biri olduğunu biliyoruz. Gerek bölgedeki şeyhliklerin sahip oldukları gerekse İsrail’in sahip olduğu petrol ve doğalgazın istikrarlı bir şekilde pazara sunulması için emperyalizm bölgede milyonlarca insanı öldüren, çok daha fazlasını yurtlarından eden ve ülkeleri parçalayan bir saldırganlık gösteriyor.

100. yılını geride bıraktığımız Büyük Ekim Devrimi ile sosyalizmin ve işçi sınıfı devletinin gerçek bir seçenek olarak ortaya çıkmasıyla yüz yıldır hayata geçirilemeyen planlar tekrar gündeme geliyor.

Buna karşın, bu planların çeşitli nedenlerle dirençle karşılaştığını ve emperyalizmin “Arap Baharı” diye adlandırılan süreçle birlikte hedeflerine ulaşmakta zorlandığını görmeye de başladık. Bu nedenle sürekli olarak yeni provokasyonların, yeni denemelerin yapıldığını görüyoruz. Bölgede genel olarak istikrarsızlığın özellikle ABD tarafından yeni seçenekler bulunarak planlarına uygun sonuçlar elde etmek üzere kullanıldığını ifade edebiliriz.

Suriye’deki savaş… Artık emperyalizm açısından yolun sonuna gelindi mi yoksa bölgeye yerleşmek için farklı tercihler de mi bulunacaklar?

H.Murat Yurttaş: Suriye’deki savaşın sonunun gelmekte olduğunu görüyoruz. Ama bunun bağlanması bugüne kadarki süreçten daha kolay olmayacak. Ortadoğu’da emekçilerin çıkarına bir barışın sağlanmasını bu aşamada mümkün göremiyoruz. Ama henüz tüm tarafları tatmin edebilecek bir sonuca ulaşılmasına da zaman olduğu görülüyor.

Komünistler açısından ABD öncülüğündeki emperyalist koalisyonun planlarının sekteye uğratılması önemli. Bu anlamda bölgede sadece Suriye ile sınırlı olmayan şekilde ülkelerin sınırlarının ve toprak bütünlüğünün mutlak olarak korunması bizim açımızdan asgari çizgiyi gösteriyor.

Öte yandan, bölgede yaşanan gelişmeler bölgedeki halkların sosyalizme yönelmedikleri tüm durumlarda emperyalizmin yenilemeyeceğini açıkça gösteriyor olmalı. ABD öncülüğünde Suriye’ye yapılan müdahale, bir Sünni devletiyle Şii eksenini bölme projesi boşa düşmüş olsa da “Fırat’ın doğusu” denilerek PYD öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri adı altında yeni bir seçenekle, hem de oldukça zorlayarak hayata geçirilmeye çalışılıyor.

İran belki de bölgede hakkında en az enformasyona sahip olduğumuz ülke. Bir yandan emperyalizmin İran’ı hedef tahtasına oturtması bir yandan da İran’daki gerici molla rejimi. Tüm bu belirleyici unsurları yan yana getirdiğimizde İran’da yaşanan son protestoları nasıl değerlendiriyorsunuz?

H.Murat Yurttaş: İran’a bakarken emperyalizmin bir bütün olarak İran’ı hedef almadığını görmek zorundayız. Almanya ve Fransa başta olmak üzere Avrupa burjuvazisinin nükleer anlaşması sonrasında önemli yatırımlar yaptığını biliyoruz. ABD’nin ise İran’ın dışında kaldığı görülüyor. Dahası İran’daki mollalar rejimi de anti-emperyalist değil anti-Amerikancı bir yaklaşıma sahip.

İran’da nükleer program ve Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan müdahil olma politikalarının faturasının sürekli olarak ağırlaşan şekilde emekçilerin sırtına yüklendiğini de görmek gerekiyor. İran’ın anti-Amerikancı ve mezhepsel konumu nedeniyle oynadığı rolün hepimiz farkındayız. Ancak İranlı emekçilerin mücadelesini emperyalist merkezlerden yapılan açıklamalara bakıp yok saymak ile sadece mollalar rejimine bakıp onları emperyalizme terk etmek üzere yok saymak arasında bir fark görmüyoruz.

İran’da sol yeniden güçlenmeli ve anti-Amerikancılığı sağlıklı bir anti-emperyalizme dönüştürerek İranlı emekçilerin mücadelesini yükseltmelidir. Bu tür kitle hareketlerinin İran toplumunun hareketliliğini ve potansiyelini göstermesi açısından önemli sayılması gerekir.

Asya-Pasifik hattı, Rusya’nın bölgesel anlamda sahip olduğu güç, Latin Amerika… Sizin kongre raporlarınızda, yayın organlarınızda sıklıkla dile getirdiğiniz emperyalizm tezleri çerçevesinde dünyanın içinde bulunduğu şu anki siyasi durumu ve geleceği nasıl değerlendiriyorsunuz?

H.Murat Yurttaş: Esasında, bu başlığın tek başına ayrıca ele alınması gerekiyor. Ama bu sınırlı alanda bazı köşe taşlarını yerine koyabiliriz.

Emperyalist sistem içerisinde tartışmalar var. Örneği ABD ve Almanya arasında sayılabilir. Dahası var olan hiyerarşiyi zorlayan gelişmeler de yaşanıyor. Örneğini Çin ve daha sınırlı olarak Rusya oluşturuyor. Bu tartışma ve gelişmeler bize emperyalist sistemin tek kutupluluktan çok kutupluluğa doğru gittiğini gösteriyor.

Farklı emperyalist ya da buna aday sayılabilecek ülkelerin arasındaki mücadelelerin dünyanın farklı yerlerde tezahürlerini görüyoruz. Bu durum devam edecektir. Öte yandan, bugün için bu tartışma ve gelişmelerin henüz bir sonuca ulaşmaktan uzak olduğunu ve en azından önümüzdeki on yıldan sonra dünya ölçeğinde büyük çatışmalar ihtimalinin de güçlendiğini vurgulamak gerekiyor.

Emperyalizm ve AKP ilişkileri, biraz da buna değinelim. Erdoğan’ın çıkışları yandaş medya tarafından anti-emperyalist bir tutum olarak pazarlanıyor. Komünistler bu konuda ne düşünüyor?

H.Murat Yurttaş: Türkiye’de yabancı sermayeyle bu kadar içli dışlı olan sermaye sınıfının ve onun en güçlü siyasi temsilcilerinden AKP’nin anti-emperyalist olabileceğini düşünmenin iyiniyetle açıklanması mümkün değil.

AKP, Ahmet Davutoğlu’nun fantezileriyle emperyalizmin taşeronluğunu üstlenmeye kalkıştı ve bunu eline yüzüne bulaştırdı. Bunun faturası ise bugün Türkiye’nin yaşadığı sıkışma ile önüne konuyor. Son dönemde Avrupa Birliği ile geliştirilmeye çalışılan ilişkiler de esas olarak bir karşıtlığın değil pazarlık masasında karşı karşıya gelişin kanıtı sayılmalı.

Öte yandan, emperyalizmin de Türkiye gibi bir pazarı, yapılmış olan bu kadar yatırımı o kadar kolay gözden çıkartmayacağını başa yazmalıyız. AKP’nin ve Erdoğan’ın bu açıdan işlevli olduğunu ve artık yıllardır sürdürülen “üzeri çizildi” türünden yaklaşımların da kabak tadı verdiği kabul edilmeli.

Komünistler ise hem emperyalizmle hem de ülkedeki sermaye sınıfı ve siyasi temsilcileriyle mücadele edebileceğini ve edilmesi gerektiğini ısrarla vurgulamak ve göstermek zorunda.

Yukarı