Pusula

PUSULA | İran’da neler oluyor?

PUSULA | İran’da neler oluyor?

Taylan Yılmaz

İran’da 28 Aralık günü başlayan sokak gösterileri sekizinci gününe girerken, şimdiye kadar 23 kişi hayatını kaybetti, 500’den fazla gösterici ise gözaltına alındı. Sekizinci gününe girerken büyük ölçüde etkisini yitirdiği söyleyebileceğimiz bu eylemlerin kitleselliği ve yaygınlığı 2009 yılındaki eylemler kadar olmasa da, bölgedeki emperyalist planlara en büyük “tehdit” olarak gördükleri İran’da bir “iç karışıklık” gören ABD, İsrail ve bölgedeki işbirlikçi ülkeleri heyecanlandırmak için bu bile yeterli olmuş gibi görünüyor.

Protestoların niteliği

28 Aralık günü Meşhed kentinde başlayan gösteriler, ilk önce Kum şehrine, ardından da Kaşan ve Nişabur’a yayıldı. Diğer şehirlere göre Tahran’da pek hareketlilik olmadı ancak Tahran Üniversitesi’nde küçük çaplı eylemler düzenlendi.

Gösteriler sırasında atılan sloganlar oldukça geniş bir yelpazeye sahip. Birden fazla grubun katıldığı görülmekte. Örneğin, bazı gösteriler sırasında ekonomik gidişata yönelik tepkiler dile getirilirken, bazılarında doğrudan “İslam Cumhuriyeti” ve İran’ın bölgedeki anti-emperyalist politikaları hedef alınıyor. “Hayatım Gazze için değil, Lübnan için değil, İran içindir”, “İslam cumhuriyeti istemiyoruz” gibi sloganlar atıldı.

Kısa sürede gösterilerin sembolü haline gelen “başörtüsünü çıkaran kadın” fotoğrafı, fotoğrafı çeken Fransız Le Monde gazetesinin Tahran muhabiri Ghazal Golshiri’nin aktardığına göre aslında protestolar başlamadan önce çekilmiş. Eylemler başladıktan sonra bu fotoğrafın yayılarak, İran’daki protestoların sembolü haline geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

İran ne diyor?

İran cephesinde protestolar hakkında hakim olan temel görüş, ülkede ekonomik sorunların olduğu ve insanların bu durumu protesto etmeye hakları olduğu yönünde. Yetkililer, insanların ekonomik nedenlerle gerçekleştirdiği gösterilerin “İran’ın düşmanları” tarafından rejim karşıtı protestolara dönüştürülmek istendiğini de belirtiyorlar.

İran yönetiminin bu protestoları ağırlıklı olarak sakin bir şekilde karşılaması ve şiddet kullanmaktan kaçınmak istemesi de bir kenara not edilmeli. Zira, protestoculara karşı olası bir şiddet kullanımının uluslararası alanda İran’ın elini zayıflatacağının farkındalar.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, “Biz özgür bir ülkeyiz. Bu yüzden insanların kendilerini ifade etme hakkı var” derken, kamu düzenini bozanlara tolerans gösterilmeyeceğini de söyledi. 2013 yılındaki seçimlerde Mahmud Ahmedinecad’ın yerine gelen Ruhani, İran siyasetinde ılımlı ve reformcu bir çizgiyi temsil ediyor.

İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ise protesto eylemlerini dış güçlerin ajanlarının gerçekleştirdiğini söyledi.

Uluslararası aktörler ne diyor?

Emperyalizm ve bölgedeki işbirlikçileri ülkeler, İran’da gerçekleşen gösterileri büyük coşkuyla karşıladılar.

ABD Başkanı Donald Trump, “Değişim vakti” diyerek protestolara açık desteğini belirtirken, İran’da rejim değişikliğine dair ABD’nin çabalarını itiraf etmiş oldu. ABD Dışişleri Bakanlığı, dünyanın İran’daki gösterileri desteklemesi için çağrıda bulundu. Öte yandan, ABD’nin Birleşmiş Milletler (BM) temsilcisi Nikki Haley, İran için BM Güvenlik Konseyi’ni acil toplantıya çağırdı.

İran’daki gösterilerden sonra, dünya üzerindeki en azılı haydut devletlerden biri olan İsrail’in de aklına “demokrasi” geldi. İsrail Ulaştırma ve İstihbarat Bakanı Yisrael Katz, “İran’ın iç meselelerine karışmıyoruz ancak İran halkının ‘özgürlük ve demokrasi mücadelesini’ kazanmasını gönülden temenni ediyorum” dedi. Katz, İran halkının bu “mücadeleden” zaferle çıkması halinde İsrail’e yönelik bölgedeki tüm tehditlerin ortadan kalkacağını savundu.

Rusya, İran’da yaşanan olayların ülkenin iç melesi olduğunu söylerken “İran’daki durumu istikrarsızlaştırabilecek dış müdahaleler kabul edilemez.” dedi.

Rusya’dan sonra İran’ın en önemli stratejik partnerleri arasında yer alan Çin de İran’daki gelişmelere dair bir açıklama yayınladı. Çin, ‘‘İran’ın istikrarını korumasını ve kalkınma gerçekleştirmesini diliyoruz’’ dedi.

Sonuç yerine

İran meseleleri ele alınırken ağırlıklı olarak iki yanlış eğilimin ortaya çıktığı görülüyor: İlki, emperyalizmin her şeye kadir olduğunu söyleyen bir yaklaşım iken, ikincisi ise emperyalizmi tamamen yok sayan ve sokakta gördüğü her “hareketi” devrimci sanan eğilim. Bunların ikisinin de bizi büyük yanlışlara götüreceğini bilmek lazım.

Nükleer programı nedeniyle İran’ın uzun yıllardır uluslararası alanda yaptırımlarla ve ambargolarla karşı karşıya kaldığı, bu durumun da ekonomik olarak İran’ı etkilediği biliniyor.  Öte yandan, bölgede emperyalizmin planlarına karşı örgütlenen direnişlere (Suriye, Lübnan, Yemen ve Filistin) İran’ın yaptığı askeri yardımların yükünün de İran halkının omuzlarına bindiği de veri olarak elimizde duruyor.

Protestoların tamamında bu durumun hakim olduğunu söylemek yanlış olacaktır ama ekonomik taleplerin öne çıktığı gösteriler yapıldığını belirtelim.

Bu bağlamda, İran’daki protestoların ekonomik bir temeli olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. İran halkının ve emekçilerinin de kuşkusuz ki bu ekonomik gidişattan kurtulması için molla rejiminden kurtulması gerekmektedir.

Ancak, İran’ın bölgede emperyalizmin hedef tahtasında en başta olduğu unutulmamalı. Zira, bölgede şu an ABD ve İsrail’in İran üzerine yürümeye çalıştığı bir gerçek. İşte bu sebeple bölgede emperyalizmle barışan ve bekçiliğini yapacak bir İran’ın oluşacağı bir iktidar değişikliğinin de karşısında durulmalı ve anti-emperyalist duruş geri plana atılmamalı.

Gündem

Yukarı