Köşe Yazıları

İran’a bakınca heyecanlanmak

İran’ın çeşitli kentlerinde kitlesel sayılabilecek gösteriler Türkiye’de ise garip bir yankı buluyor.

Garip çünkü bir yanda işi emperyalizmi molla rejimine tercih etmeye vardıran bir anlayış, diğer yanda ise ABD’nin destek açıklaması üzerinden molla rejimini desteklemeyi anti-emperyalizm diye yutturmaya çalışan bir yaklaşım var. İlki tefrit, ikincisi ifrat sayılmalı.

Ama belki de esas gariplik, bir kez daha Türkiye’deki siyasi anlayışların İran’da yaşananları anlamak, değerlendirmek ve siyaset üretmek yerine bunun arkasına gizlenerek kendi gündemlerini tartışmaları. Bu esasında yeni de sayılmamalı. Türkiye uzun bir süredir başka ülkelerde yaşananları esas olarak kendi ülkesine dair yapamadığı tartışmaları yürütme vesilesi sayıyor.

* * *

Havanda su dövmeyecek ve siyaset yapacaksak öncelikle İran’da yaşananlar üzerinden Türkiye tartışmaları yürütmekten vazgeçilmesi ve ifrattan da tefritten de uzak durulması gerekiyor. Bunun için öncelikle İran’da neler olduğuna dair elimizdeki verileri ortaya koyarak işe başlamalıyız.

İran, nükleer silah programı nedeniyle ağır uluslararası yaptırımlarla karşı karşıyaydı. Bu yaptırımların önemli bir bölümü petrol ve doğalgaz fiyatlarının çok düşük seyrettiği bir dönemde uygulanırken İran elde ettiği düşük geliri yüksek komisyonlarla kullanabildiğinden daha da büyük maliyetlere katlanmak zorunda kaldı.

Varılan anlaşma sonrasında özellikle Almanya ve Fransa ile hızlıca güçlü ekonomik anlaşmalar yapılsa da sonuçta İran’ın uzun bir süredir ciddi ekonomik sorunlarla boğuştuğu biliniyor.

Bu süreçte aynı zamanda emperyalizmin bölge planlarının doğrudan hedefinde yer alan İran’ın Şiilik üzerinden bölgede etkin bir direnişi örgütleme maliyetleri de bu zorluğun üzerine binmiş oldu.

* * *

Kuşkusuz, İran’ın güncel siyasi konumlanışı ve İsrail’e karşıtlığı onu emperyalizmin hedefine oturtuyor. Ancak İran’ın ekonomik sorunlarla mücadele etmenin sınırında olduğu da biliniyor. Bu anlamda, emperyalist ülkelerle yapılan nükleer anlaşmanın sürmesi İran açısından hayati sayılmalı.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump’ınseçimler öncesinden itibaren İran ile yapılan anlaşmayı ortadan kaldırmak istediğini gizlemiyor. En sonunda, anlaşmanın sürdürülmesi için gerekli önemli onaylardan biri olan Kongre’ye İran’ın anlaşmaya uyduğuna ilişkin dönemsel onayı vermeyerek hukuksal olarak önemli bir adım da attı. Bununla birlikte, İran’daki mollalar rejiminin en çok kendi halkını mağdur ettiğini söyleyerek “kalpleri ve akılları kazanmak” için kendince bir adım da atmış oldu. Bu noktada Avrupa Birliği’nden destek bulamadığını not etmek gerekiyor.

Son dönemde Suudi Arabistan üzerinden İran’ı çevreleme stratejisinde de önemli adımlar atıldığını hatırlamak lazım. Suriye ve Yemen’de İran’a karşı kaybeden Sünni blokunun başındaki Suudlar’ın Irak’ta Şii Sadr ile görüşerek başlayan adımlarınınİran’a da yansıyacağı veliaht prens Salman’ın “savaşı İran’a taşıma” tehdidi ile bekleniyordu.

Tüm bu kısa geçmiş karşısında İran’ın emperyalizmin ve onun bölgedeki işbirlikçilerinin hedefinde olduğunun gelişmeleri takip ederken temel alınması bir zorunluluk.

* * *

Bununla birlikte, 2009’da seçim sonuçlarına karşı başlayan toplumsal hareketliliğin bu kez açıklanan son kemer sıkma paketinin ardından artan fiyatlar, 34 milyon kişinin kesilen sosyal yardımları ve bu kaynakların silah sanayisine yönlendirilmesi gibi önlemlere karşı bir tepki olarak ortaya çıktığı görülüyor.

Bunun ötesinde iseİran’ın kendi özgünlüklerinin olduğunu da akılda tutmak gerekiyor. 80 milyonluk bir ülke olmanın ötesinde etnik olarak büyük bir çeşitlilik olduğu görülmeli. Nüfusun yüzde 16’sı Azeri, yüzde 10’u Kürt, yüzde 16’sı ise Lurlar başta olmak üzere çeşitli etnik gruplardan oluşuyor, Öte yandan nüfusun ancak yüzde 2’si Arap. İran’ın ilginç bir özelliği bu etnik grupların kültürel haklarının neredeyse her alanda tanınmasına rağmen hiçbir siyasi hakkın tanınmaması.

Dini açıdan bakıldığında ise Şiilik tamamen baskın sayılabilecek bir durumda. Nüfusun yüzde 90’ını Şii iken, Sünniler yüzde 7 kadarlar. Sünnileri Araplar değil Kürtler, Türkmenler ile Afganistan ve Pakistan sınırında yaşayan Beluçlar oluşturuyor. Ulusal kimliğin mollalar rejiminin de etkisiyle Şiilik üzerinden oluşturulduğu söylenebilir.

Öte yandan İran halkının yüzde 50’sinin yoksulluk sınırının altında yaşadığını, ülkenin zenginliklerinin eski Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın ifadesiyle “300 aile”nin elinde birikmiş olduğunu, yaptırımların yanı sıra yolsuzluklar nedeniyle de bu eşitsizliğin giderek arttığını görebiliriz.

Bu bağlamda, İran’daki gösterilerin çok farklı gündemlere sahip gruplar tarafından gerçekleştirildiği ve sloganların birbirine tamamen zıt olabilecek şekilde atılabildiğini görmek gerekiyor. Temel tepkinin reformist Ruhani yönetiminin ekonomik vaatlerini yerine getirmek bir yana yeni kemer sıkma politikalarına yöneldiği anlaşılıyor.

Bir diğer açıdan protestoların 2009 yılındaki eylemlerle kıyaslandığında yoksulların öne çıktığı ama daha sınırlı bir kaldığı söylenebilir. Özellikle Suudi Arabistan, hanedan yanlısı ve İran’ın emperyalizme karşı bölgedeki mücadelesini hedefe koyan sloganların protestolarla emekçilerin arasını açtığını söyleyebiliriz.

* * *

İran gibi 80 milyonluk bir ülkede insanların sokağa çıkmasının emperyalizm tarafından belirlenebileceğini düşünmek nasıl ifrat olarak kabul edilmeliyse ABD veya Suudi Arabistan’dan gelen açıklamaları, bölgedeki çatışmaların taraflarını görmezden gelmek de tefrit sayılmalı.

Emperyalizmin insanları sokağa çıkartabilmesini mümkün göremeyiz. Toplumsal tepkiler nesnel süreçlerin ve siyasi mücadelelerin sonuçlarıdır. Öte yandan, bu tepki bir kez ortaya çıktığında dışarıdan manipüle edilmesi, yönlendirilmesi hem olası hem de sıklıkla rastlanan bir durum. Emperyalist merkezlerle ilişkili küçük grupların öne çıkartılması, solun etkisizleştirilmesi için çeşitli uğraşlar verilir.

Trump ve Netenyahu’nun açıklamalarının da bu çerçevede birer müdahale olarak değerlendirilmesi mümkün. Dahası bu çabaların örneğin Mısır’da Mübarek’ten İhvan’a ve İhvan’dan Sisi’ye şeklinde yaşanan iki iktidar değişikliğinde de görülmesi gerekir.

Kuşkusuz emperyalizme karşı bölgedeki ittifakın en önemli parçası olan İran’da emperyalizmle barışacak ve hatta işbirlikçilik yapacak bir iktidar değişimine karşı olmak gerekir. Yine kuşkusuz İranlı emekçilerin eşit ve özgür bir gelecek kurmaları için mollalar rejiminden kurtulmaları gerekir.

Sokağa çıkan birileri olduğunda hemen her doğruyu unuturcasına heyecanlanmadan ya da bu iki gerekten ilkinin bir siyasi mücadele konusu olduğunu unutup sırt dönmeden önce bu iki eksenin yeni bir gerici piyasa sistemine izin verilmeyerek birleşebileceğinin ve mücadelenin ancak böyle verilip başarıya ulaşabileceğinin altını çizmek gerekiyor.

Komünistler ne gerici iktidarlar ne olursa olsun gitsinler diyebilirler ne de bizim gücümüz yetmez ve emperyalizm götürürse diye geri çekilebilirler.

Gündem

Yukarı