Cumhuriyet Tartışmaları 3: Cumhuriyet’in kazanımları

Cumhuriyet Tartışmaları 3: Cumhuriyet’in kazanımları

Cumhuriyet Tartışmaları 3: Cumhuriyet’in kazanımları

1789 Büyük Fransız Devrimi’nin çocuğu olan Cumhuriyet, ülkemizde emperyalizme karşı verilen Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın ardından, ilan edilen ve tarihsel bir ilerlemeye denk düşen bir yönetim biçimi…Onun kazanımları ise AKP iktidarının 1923 Cumhuriyeti’ni tasfiye etmek için fiili olarak düğmeye bastığı 2010 Anayasa Referandumu’ndan çok daha önce liberallerin, sermaye sınıfının da desteği ile budanmaya başlandı. Bu nedenle, Gazete Manifesto olarak başlattığımız Cumhuriyet Tartışmaları’nın üçüncü bölümünü Cumhuriyet’in kazanımlarına ayırarak, sözü Bilim ve Gelecek Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ender Helvacıoğlu ve Prof. Dr. İzzettin Önder’e verdik.

Ender Helvacıoğlu: Ya emekçi cumhuriyeti ya yok oluş

Ender Helvacıoğlu, Cumhuriyet’in kazanımlarına ve onun tasfiyesi ile kaybettiğimiz haklarımıza ilişkin şunları kaydetti;

“Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Devrimleri, toplumumuzun yakın tarihinin en önemli ve köklü ileri atılımıdır. 20. yüzyılda dünya çapında yaşanan proleter devrimleri ve ulusal kurtuluş savaşları dalgasının önde gelen bir parçasıdır. Saltanatı ve Hilafeti kaldıran Cumhuriyet Devrimleri, ortaçağ karanlığında yaşayan bir ümmet toplumunu, özgür yurttaşlardan oluşan laik bir ulusa dönüştürmeyi hedefledi ve bu yolda köklü adımlar attı. Bunlar, sahip çıkmamız, miras kabul etmemiz ve gözbebeğimiz gibi korumamız gereken son derece değerli toplumsal kazanımlardır. Bu kazanımların değerini, bugün yitirmeye başladığımız zaman daha iyi anlıyoruz.

Cumhuriyet’in kazanımları ve simgeleri, hâlâ emekçi halkımızın mücadelesinde önde gelen esin kaynaklarıdır. Görüyoruz, işçiler greve çıktığında, halkımız iktidarı protesto için meydanları doldurduğunda bu topluluk gelincik tarlasına dönüşüyor, emekçiler al yıldızlı bayraklar ve Atatürk posterleriyle sokağa çıkıyorlar. Tabii ki yetinemeyiz, ama bu kazanımları ve simgeleri küçümseyen, sahip çıkmayan yaklaşımlar ne yurtsever olabilir ne devrimci ne de sosyalist.”

Emekçiler nezdinde 1923 Cumhuriyeti’ne dönüşün mü, yoksa daha ileri mevzilerin hedeflenmesinin bir kurtuluş olacağını sorduğumuzda ise bizi şöyle yanıtladı Helvacıoğlu;

“Türkiye Cumhuriyeti’nin 94 yıllık serüveni bulunmaz bir toplumsal laboratuardır aslında. Genç Cumhuriyet, kuruluşundan kısa bir süre sonra kapitalist yola girdi. Bu noktadan itibaren Türkiye Cumhuriyeti tarihi, yukarıda vurguladığımız olumlu niteliklerin törpüleniş, ortaçağ karanlığına karşı mücadeleden ve laiklikten yan çiziş tarihi olarak okunabilir. Kapitalist yolda derinleştikçe aydınlanmadan da vazgeçildi. Burjuva yoluna giren Türkiye, ne bağımsızlığını koruyabildi, ne köklü bir toprak devrimi yaparak ulusal bir sanayi yaratabildi, ne iç ulusal sorunlarını halledebildi, ne de bilimsel düşünceyi özümsemiş aydınlanmış bir toplum oluşturabildi. 21. yüzyılda yol aldığımız günümüzde bu sorunların hepsi tüm haşmetiyle önümüzde durmaktadır.

Olumlulukları ve sınırlılıklarıyla bir tarih yaşandı. Bu tarihi başa sarmaya zaten olanak yok. Cumhuriyetimizin kazanımlarına sahip çıkıyoruz ama sınırlılıklarını ve yetersizliklerini de biliyoruz. Bu sınırlılıklar tespit edilmezse, o kazanımlara da sahip çıkılamaz. 94 yıllık deneyim artık farklı bir yolunu izlenmesi gerektiğini, cumhuriyete bir gençlik aşısı gerektiğini gösteriyor. Belki yüz yıl öncesinin toplumsal koşulları elvermiyordu ama günümüz Türkiye’si ancak bir emekçi atılımıyla ve sosyalizm perspektifiyle yol alabilir. Bu, sadece emekçiler istiyor diye değil, bağımsız ve çağdaş bir toplum olabilmek ve yitmeye yüz tutmuş kazanımları koruyabilmek için dahi gereklidir. Toplumlar geri savruluşlardan, daha ileri mevzileri hedefleyerek kurtulabilirler.

Cumhuriyetimizin burjuva karakterli olanını yaşayıp gördük. Tablo ortada. Cumhuriyete gereken gençlik aşısı bu kez emekçi karakterli olacak ve sosyalizmi hedefleyecektir. Gelinen noktada başka bir kurtuluş modeli gözükmüyor. Ya emekçi cumhuriyeti ya da yok oluş! “

Yeni bir cumhuriyet için, nasıl mücadele etmek gerektiği sorusuna ilişkin ise Helvacıoğlu şunları kaydetti;

“Bu soruya önceki iki soruya verilen yanıtları özetleyerek yanıt verilebilir. 1) Toplumumuzun tarihsel ilerici birikimine (cumhuriyet kazanımlarına) sahip çıkacağız. 2) Sosyalizmi hedefleyen bir emekçi atılımıyla hem toplumumuza hem de cumhuriyete bir gençlik aşısı yapmaya çalışacağız. Bu hedefin öncü örgütünü ve toplumsal maddi gücünü yaratmaktır kritik görev. “Samsun’a çıkmanın” günümüzdeki içeriği budur.”

İzzettin Önder: Yeni cumhuriyet, demokrasi ile pekiştirilmediği sürece hiçbir anlam ifade etmez

İzzettin Önder ise Cumhuriyet’in kazanımlarına ve onun tasfiyesi ile kaybettiğimiz haklarımıza ilişkin şu ifadeleri kullandı;

“Cumhuriyet, gerek ülkede gerek dünyada günümüzden çok farklı koşulların geçerli olduğu dönemde kurulmuştu. Dolayısıyla, emek dünyası açısından iki dönem arasında karşılaştırma yapmak fazla öğretici olmaz. Ancak, iki döneme başat olan işveren açısından meseleye bakılabilir. Bu bakış bizi salt emek düzeyinde tutmaz, daha geniş bir perspektifi gündeme taşır. Şöyle ki, Cumhuriyet kurucuları birinci aşamada ulus yaratma ve milleti kalkındırma amacı taşırken, günümüz hâkim politikaları emeği sömürme peşinde olarak perifer konumdaki ulusun genel düzeyinin gelişmesini olağan süreçlere terk etmiş bulunmaktadır. Hatta piyasa düzeni içinde cereyan eden uluslararası sömürgecilik meselesinin örtülebilmesi amacıyla toplumun gericileştirilmesinden de kaçınılmamaktadır. Dolayısıyla, toplumsal gericileştirme, emeğin baskılanmasında çok önemli perdeleyici işlev görmektedir. Cumhuriyet’ten alınacak ders, topyekûn toplumsal kalkınma ve yaratılan servetin toplumun bütününe yaygınlaştırılmasıdır. Bu politikanın özünü “halkçılık” ilkesi ile oluşturur. Toplumsal kalkınma derken de, sadece sosyal ve kültürel boyut vurgulanmamakta, alt-yapıyı oluşturan ekonomik kalkınma ve servetin hakça dağıtımı da anlaşılmalıdır. Ancak, günümüzde böylesi ateşli devrimci ve dönüştürücü faaliyet görülmemekte, izlenen toplumsal dönüşüm giderek muhafazakârlaşma ve maalesef gerileşmedir. Bunun nedeni ise, baskılı emperyalizmin dayatmalarına siyasal erkin karşı koymada anlaşılamaz nedenle çekingen davranmasıdır. Muhafazakârlaşma ve gerileşme sosyolojik alanda olduğu kadar üretim aşamalarında ve doğal olarak kaynakların bölüşümünde de yaşanmaktadır.”

Emekçiler nezdinde 1923 Cumhuriyeti’ne dönüşün mü, yoksa daha ileri mevzilerin hedeflenmesinin bir kurtuluş olacağını sorduğumuzda, Önder bizi şöyle yanıtladı;

 

“Hal böyle olunca, geçmişten ders almanın önemi küçümsenmeden, bugüne bakmak daha gerçekçi olur. Bugün artık teknoloji, ileri derecede dijital sistemler vs. devrededir. Bu durumda, bugünden yarının meslekleri ve projelerini öngörüp, etkili plan çerçevesinde gençleri geleceğe hazırlamak gerekir. Acil gereksinme bu iken, ülkemizde her gün farklı bir eğitim programının uygulanması, kasıtlı değilse, ancak basiretsizliktir. Günümüzün parçalı yaygın üretim koşullarında katma değerden her ülkenin alacağı pay, teknoloji düzeyi ile belirlenir. Salt, tamir, bakım ya da montaj ile yetinen bir ülke kesinlikle ileri aşamalara geçemez, ancak emperyalistlerin ürünlerine tüketici olarak, anlaşılamaz şekilde sömürüye izin verir. Ülkenin ileri aşamalara geçememesi, özellikle de gelir dağılımının bozulduğu ortamlarda emekçilerin hızla eridiği ve yoksullaştığı anlamına gelir. Doğal olarak, emekçilerin örgütlenmesi, sendikal demokrasinin yükseltilmesi duruma bir nebze çare gibi gözükse de, asıl meseleye kalıcı çözüm getirilmeden, böylesi önlemlerle radikal sonuç almak olanaksızdır.”

Önder, Yeni bir cumhuriyet için, nasıl mücadele etmek gerektiği sorusuna ilişkin ise şu yanıtı verdi;

“Yeni cumhuriyet salt bir yöntem değişikliği olarak algılandığında, yılbaşında bir takvim yaprağının düşmesi neyi ifade ediyorsa, bu durum da ancak onu ifade eder. Kısacası, yeni cumhuriyet, sözcüğün bileşeni olan demokrasi ile pekiştirilmediği sürece hiçbir anlam ifade etmez. Demokrasi halk yönetimidir. Demokrasinin cumhuriyet ile birleşmesi, içinden geçtiğimiz yönetim biçiminin tam aksine, halkın, temsilcileri eli ile kendini yönetmesidir. Ancak, böylesi bir ciddi dönüşümde ulusal kalkınma planı yapılarak, toplumun çağdaş ve ileriye yönelik eğitimi, ekonominin uzun vadeye ve hızla gelişen teknolojiye göre şekillendirilmesi, ekonominin yurt sathına yaygınlaştırılması ve yaratılan değerden toplumun her kesiminin hakça pay alması sağlanabilir. Gerçek demokrasinin olmadığı yerde belki zenginlik olur, fakat hak ve hukuk çiğnendiği için huzur olmaz ve ülke birliği kesinlikle tehlikeye girer. Hak ve hukukun çiğnendiği bir ülkede halkın ülkeye aidiyeti ve bağlılığı zayıflayarak, herhangi bir dış sömürüye, hatta saldırıya karşı koyulamaz hale gelir. Günümüz savaşları artık silahla değil, politik alanda ve ülke içine yerleştirilen kesinlikle tanınamaz elemanlarla yapılmaktadır. O nedenle, tepe siyaseti riskinden uzak, güçlü yaygın ve çok kademeli siyasi süreçlere geçmek salt siyaseten değil, aynı zamanda ekonomik sonuçları açısından da fevkalade önemlidir.”