Pusula

“Huzur İslam”da propagandası altında terör gerçeği

ALEV DOĞAN

“İslami terörün kaynağı nerede” sorusuna , Pusula’nın bu haftaki diğer yazıları bir yanıt oluşturduğu için dosya konusunun bize ayrılan kısmında, İslamcı terör kavramını açmaya çalışacağız. İslami terörün örnekleri nedir, İslamcı terörü kimler yönetir, nasıl militan devşirirler? Bu gibi sorular, çağımızın en yakıcı sorunlarından biri olmakla beraber, özellikle ülkemiz başta olmak üzere İslami terörün yıkıcı etkilerini birebir hissettiğimiz bir süreç, içinden geçtiğimiz. Huzur gerçekten İslam’da mı, işbu yazının konusu bu sorunun yanıtını vermeye çalışacak.

BBC Türkçe’nin 2014’te yayımlanan bir röportajından bir sahne. Muhabirin karşısında kamuflajı ve kar maskesi ile oturan 13 yaşında bir çocuk. Kod adı Ebu Hattat. Suriye doğumlu, Hatay’da annesi ile yaşıyor. 1 sene önce dini görüşlerinin radikalleştiğini söylüyor muhabire. Silahlı eğitimini başka bir cihatçı örgütün kamplarında alsa da, internet üzerinden yazıştığı IŞİD’e katılmak için gün sayıyor. Soğukkanlılıkla anlatmaya devam ediyor;

“IŞİD’i seviyorum çünkü şeriat kurallarını uyguluyor, Allah’ın emrettiği gibi kafirleri öldürüyor. Kafirlerin kafasını kesmeliyiz. Yakında savaşmak için onların yanına gideceğim.”

IŞİD, El Nusra, El Kaide, Ahrar’uş Şam, İslami Cihat, Taliban…

Daha nice isim, sayamayacağımız kadar çok.

Hepsini birleştiren ortak nokta ise Allah’ın dini İslam’ı dünyaya yayma çabaları. Bir de bunu Amerikan doları ile yapmaları elbet. Oraya sonra değineceğiz.

2 Nisan 2015’te Eş-Şebab üyelerinin Kenya’nın Garissa şehrindeki Garissa Üniversitesi’ne düzenlediği saldırıda 148 kişi öldürüldü.

25 Aralık 2011’de Nijerya’da Noel için toplanılan kilise cemaatine bombalı saldırı düzenleyen Boko Haram üyeleri, 40’tan fazla kişinin ölümüne neden oldu

7 Ağustos 1998’de El-Kaide ve Mısır İslam Cihadı tarafından, Tanzanya’nın Darüsselam şehri ile Kenya’nın başkenti Nairobi’deki Amerika Birleşik Devleti konsolosluklarına bomba yüklü kamyonlarla saldırı düzenlendi. Saldırılarda 224 kişi öldü, 4.000’den fazla kişi ise yaralandı.

Bu saydıklarımız İslami terörün yalnızca birkaç örneği. Ne yazık ki buzdağının ancak görünen kısmı.

Biz kendi topraklarımızda yaşanan iki vahşet ile anlatmaya çalışalım meramımızı…

Cumhuriyet tarihinin en kanlı saldırısı

2015 Mart ayı…

Görüşme teknik takibe alınan, IŞİD ile bağlantılı Adıyaman Dokumacılar grubu üyesi Yunus Emre Alagöz ile kardeşi Yusuf arasında geçiyor.

Suriye’deki Yunus Emre Alagöz, kardeşi Yusuf’a şunları söylüyor telefonda;

“Tamam valla onlarla ilgilen Yusuf bu belki seninle son görüşmem allahu allem muhtemelen son görüşmemiz. Hem Abdurrahman’ın hem benim inşallah tamam. Dedim bir arayım görüşeyim inşallah Allah için sana vasiyetim yani aileye sahip çık Yusuf.”

Konuşmadan dört ay sonra…Tarihler 20 Temmuz 2015,yer Şanlıurfa Suruç; Yunus Emre Alagöz’ün telefon konuşmasında, adı geçen Abdullah Alagöz’ün yaptığı intihar saldırısı sonucu 39 genç ölürken, 104 kişi de yaralanıyor. Otopsi raporları korkunç. Kimi gencin cesedi, torbalar içerisinde teslim ediliyor ailelerine.

Tam üç ay sonra…Tarihler 10 Ekim 2015, yer Ankara; telefon konuşmasını yapan Yunus Emre Alagöz ve kimliği hala tespit edilemeyen bir diğer IŞİD’linin düzenlediği intihar saldırıları sonucu, Cumhuriyet tarihinin en kanlı saldırısı gerçekleşti. Saldırıda 109 kişi hayatını kaybederken, 500’ün üzerinde insan yaralandı.

Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’nın 10 Ekim saldırısının gerçekleştiği sabah TEM Daire Başkanlığı’na aralarında bombacı Yunus Emre Alagöz’ün de bulunduğu 3 ismin sansasyonel eylemler yapabilecekleri yönündeki ‘Gizli’ ibareli yazı gönderdiği ortaya çıktı. 8 Ekim günü elde edilen istihbarata dayanarak hazırlanan yazı, 10 Ekim sabahı TEM Daire Başkanlığı’na iletildiği ortaya çıktı. Ancak yazı patlamadan sonra Ankara TEM Şube Müdürlüğü’ne iletildi.[26] Belgeleri haber yapan Evrensel ve Cumhuriyet gazetelerinin Genel Yayın Yönetmenleri belgeleri yayınladıkları gerekçesiyle ifade verdi.

Sansasyonlar bununla sınırlı değildi elbet. İstihbarat raporlarında IŞİD’in uzman bombacısı diye bilinen Tuncay Kaya’nın 10 Ekim’de Ankara’da yaşanan katliamdan 11 gün önce serbest bırakıldığı, patlamadan saatler sonra ise ‘muhtemel eylem’ şüphelisi olarak aranmaya başladığı ortaya çıktı. Bomba eğitimleri de verdiği belirtilen Kaya’nın IŞİD’in Türkiye yapılanmasında kilit rol oynayan İlhami Balı ile ilişkide olduğu iddia edildi.

Hizbullahın hücre evleri

Türkiye 2000’in başında, Beykoz’da bir villaya yapılan ve tam 4 saat süren çatışmayı canlı yayında izleyerek girdi adına Milenyum denen çağa. Çatışmanın ardından ele geçirilen belgeler ile Hizbullah’ın Türkiye’nin farklı şehirlerindeki hücre evlerinin de yerleri tespit edilmişti. Bu evlerden birine ilk giren muhabir Emrah Cengiz yıllar sonra yaşadıklarını şöyle anlatacaktı;

“Hala gözümün önünde. Bodrum katına merdivenlerle indik. İçerde zayıf bir ışık vardı. Kameranın ışığı sayesinde görebiliyorduk her şeyi. Bodrum katının beton zemini paramparça edilmişti. Toprağa ulaşılınca da 2 metreden fazla kazılmıştı. Gözünüzün önüne getirmeye çalışın. Kalın bir beton zemin. Altında 2 metreden fazla toprak. Cesetler işte buradan çıkartılmıştı. Elbette genel görüntüleri aldıktan sonra her gazetecinin yapacağı gibi mezarın(!) içine girmek istedim. Kameraman arkadaşım Ümit’in yardımlarıyla güç bela 2 metrelik çukura inmeyi başardım. İşte sonunda insanların Hizbullah tarafından sorgulanıp, domuz bağı yapılarak öldürüldüğü ve gömüldüğü yerin içindeydim. Anons çekmem gerekiyordu. Bir türlü başlayamıyordum. Ne diyeceğimi nasıl anlatacağımı kurgulayamıyordum. En sonunda kendimi zorlaya zorlaya bir anons çektim. Yine bin bir güçlükle o çukurdan çıkabildim. Görüntü hafızası yıllar geçtikçe insanı yanıltabilir. Belki beyin hatırlamak istemediği görüntüleri siliyor veya en gerilere atıyordur. Bilmiyorum. Ama bildiğim bir tek şey var. Koku hafızası asla unutmuyor. Bodruma inerken ilk fark ettiğimiz kokuydu. Bulabildiğimiz her şeyi burnumuzu kapatmak için kullandık. Hiçbir işe yaramadı. O kokuyu asla unutmadım.”

Londra’yı kana bulayan saldırılar

Şimdi rotayı uzağa, İngiltere’ye çevirelim.

2005’in Temmuz ayında, Londra peş peşe gelen saldırılar ile sarsıldı. Üç metro istasyonunda patlayan bombalar ve bir çift katlı otobüse yönelik intihar saldırısı, başkenti kana buladı.

İlk saldırı 08.49’da metro istasyonunu hedef aldı. Scotland Yard, metrolardaki patlamaların Edgware Road, Kings Cross, ve Aldgate East istasyonlarında meydana geldiğini ve otobüse düzenlenen saldırının ise “intihar eylemi” olduğu açıklandı. Patlamaların ardından İngiliz televizyonları sadece Aldgate istasyonunda 90 kişinin yaralandığını,  yaralı sayısının 185’i, ölü sayısının 20’yi bulabileceğini açıkladı. BBC, Londra’nın en işlek metro istasyonlarından King’s Cross’ta en az 10 kişinin öldüğünü iddia etti. İtalya İçişleri Bakanı Giuseppe Pisanu ise, saldırıda en az 50 kişinin öldüğünü söyledi. İlerleyen saatlerde patlamaların ‘cep telefonu ile gerçekleştirildiği’ iddia edildi. Toplamda 50 kişinin öldüğü, 700 kişinin de yaralandığı saldırıları El Kaide üstlenecekti.

Nasıl militan topluyorlar?

Her şedit eylemin altında bir ideolojik altyapı bulunuyor. Bulunmak zorunda. Tarih böyle işliyor çünkü. Peki dünyayı kana bulayan eylemleri ile bilinen, kendinden olmayan herkesi öldürmeye programlanmış bu selefi yapılanmalar nasıl militan devşiriyor, biraz buna bakalım.

El Nusra için savaşan bir Belçikalı, ismi Brian.

Anvers kentinde bir site…. Brian, burada bir Katolik olarak yetiştirilmiş. Okul ve futbol arasında renkli bir çocukluk geçirmiş. Apartmanın üst katlarında ise “Belçika için Şeriat” isimli gruba üye militanların oturduğunu söylüyor annesi Ozana.

Örgütün yöneticilerinden Fuad Belkacem kendilerine ait bir propaganda videosunda, “Bir Müslüman, Müslümanlığı hayata geçirmeli, inancı teoride kalmamalı. Öğreniyoruz ve uyguluyoruz! Ve bu, şimdi tam ihtiyacımız olan. Bir asker nesline ihtiyacımız var!” ifadelerini kullanıyor.

Selefi yapılanmalar militan toplamak için ağırlıklı olarak propaganda araçlarını ve interneti kullanıyor. Sosyal medya hesaplarından servis ettikleri propaganda videoları ağırlıklı olarak anti-sosyal, sosyopatik gençleri hatta çocukları etkiliyor. Çünkü onlara uygarlığın yasakladığı şeyleri yapmayı vaad ediyorlar. En genel ifadesi ile uygarlık “öldürme” eylemini bireye yasaklarken, radikal İslami yapılanmalar  onlara bu hakkı tanımış oluyor. Bir İslamcı militan çeşitli araçlarla, akla hayale gelmeyecek infaz yöntemleri ile mürted ilan ettiği herkesi öldürebiliyor.

Militan devşirmenin en önemli aracı ise cemaat örgütlenmeleri. Hemen hemen her camiide başka bir tarikatın ağırlığı var. Ve bu camiler İslamcı örgütler için adeta militan havuzu. Kur’an kursları, ev sohbetleri militan adayları için bir kamp niteliğinde.

Finansal kaynak

İslamcı örgütlerin finansal anlamda oldukça güçlü rezervleri ve uluslararası bağlantıları var. Muhammed Yussuf tarafından 2002’de Nijerya’nın Borno eyaletinde kurulan terör örgütü Boko Haram’ın, 2006-2011 yıllarında gelirinin 70 milyon dolar, Usame bin Ladin ölmeden önce yıllık geliri 15-20 milyon dolar olan El Kaide’nin şimdilerde gelirinin yüksek bağışlar nedeniyle 100 milyon doları bulduğu iddia ediliyor.

Taliban’ın ise en önemli gelir kaynaklarından bir tanesi uyuşturucu. Örgütün yıllık geliri ortalama 400 milyon dolar.

IŞİD’in ise ele geçirdiği petrol kuyularından sağladığı petrolü, piyasa fiyatının altında, Türkiyeli siyasilerin de ortak olduğu şirketlere satıldığı herkesçe bilinen bir gerçek.

Bu örgütlerin, esir olarak aldığı kadınları köle pazarlarında sattığı da elbet…

Sonuç yerine

Bu yazıda İslami terör olaylarına kısaca göz gezdirmeye çalıştık.

Ağırlıklı olarak da Türkiye’deki yansımalarına…

Sanıyoruz başta sorduğumuz huzurun nerede olduğu sorusuna bir yanıt verebildik.

Huzur insanca bir yaşamda…

 

Gündem

Yukarı