Pusula

Vedat Nedim görev başında!

PUSULA | Vedat Nedim görev başında!

2002 yılı başında Nâzım Hikmet’in tüm eserlerinin yayın hakkının, artık, YKY’de olduğu ilan edilmişti. Nâzım’ın yasal varisi olan Mehmet (Nâzım Hikmet ve Münevver Andaç’ın oğlu; Piraye’nin oğlu olan Memet Fuat ile karıştırılır çoğu zaman) YKY ile anlaşmıştı. Hayatı boyunca bankaların temsil ettiği sömürü düzenine karşı mücadele etmiş olan Nâzım’ın eserlerinin bir banka tarafından basılacak olması, bu eserlerin bir bankanın kâr aracına dönüştürülmesi elbette ki tepkiyle karşılandı. Üstelik eserlerin nasıl basılacağı, hatta basılıp basılmayacağı bile YKY’nin inisiyatifine kalıyordu. YKY bu tepkilere karşı tüm eserleri en doğru ve özenli şekilde basacağını, herhangi bir tereddüt olmaması gerektiğini söylüyordu o dönem, “eksiksiz” vurgusunu da yaparak hatta.

Geçtiğimiz günlerde YKY’nin, beklenildiği üzere, Nâzım’ın eserleri üzerinde uyguladığı sansür Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim (Romantika) otobiyografik romanı üzerinden gündeme geldi. Nâzım’ın nasıl komünist olduğunu, Sovyetler Birliği’ni, TKP’nin mücadelesini akıcı bir dille anlattığı bu otobiyografik romanın farklı yerlerinde özellikle komünizmi çağrıştıran ifadelerle (komünist, orak-çekiç, bolşevik, kızıl, parti gibi), Mustafa Suphi’lerin katledilmesiyle ilgili bazı kısımlar sansürlenmiş ya da değiştirilmişti. Bu duruma karşı YKY’den yapılan açıklamada YKY’nin baskılarının Nâzım’ın eserlerini basan bir önceki yayınevinin, yani Adam Yayınları’nın, baskılarının aynısı olduğu, Adam Yayınları’nın baskılarının da “şair hakkında en yetkin çalışmaları yapan Memet Fuat” tarafından hazırlandığı söylendi. Yani, YKY kendisinin sansür yapmadığını, mevcut sansürü devam ettirdiğini itiraf etmiş oldu!

 Nâzım’a sansür meselesi

Gel gelelim, Nâzım’ın şiirlerinin YKY’den önce de sansürlendiği açık bir gerçektir ve YKY editörlerinin bunu bilmemesi mümkün değildir. Nâzım’ın yazdıkları hayatta olduğu yıllardan itibaren yasaklanmış, sansürlenmiş, soruşturmalara uğramıştır ve “yazılarım otuz kırk dilde basılır/ Türkiye’mde Türkçemle yasak” mısralarını durduk yere yazmamıştır Nâzım. Ama bu yazılanlar gizli gizli çoğaltılarak, ezberlenerek, elden ele dolaştırılarak yine de dağıtılmış, yaygınlaştırılmış ve sosyalizm kavgasının güçlü bir silahı olmuştur. Yani, Nâzım’ın yazdıklarının eksiksiz ve doğru bir şekilde yayımlanması, o şekilde bilinmesi düzen ile komünistler arasındaki kavga başlıklarından biri olmuştur.

1960’lı yıllarda, genel olarak sol yayınların sayısının artmasına paralel olarak, Nâzım’ın şiirleri tekrar basılmaya başlanmış ve yeni bir sansür ortaya çıkmıştır. Bu sansür düzenin doğrudan müdahalesiyle değil, Nâzım’ı seven, onun eserlerini özenli şekilde basmak isteyenlerce yapılır; Memet Fuat gibi. Nâzım’ın üvey oğlu Memet Fuat bir komünist değildir. Edebiyat eleştirmenidir ve yayıncıdır, yayınevi kurucusu ve yöneticisidir, hayatta olduğu yıllar boyunca edebiyat “piyasasının” önemli bir figürü olmuştur. Nâzım’ın eserlerini basabilmek için, basılan eserlere yasak gelmemesi ya da toplatılmaması için Nâzım’ın yazdıklarını sansürlemiş veya değiştirmiş, bu hakkı kendinde görebilmiştir. Üstelik bunu Nâzım kendisi bile hiç yapmamışken, yazdıklarından ve yaptıklarından ötürü yıllarca süren hapislikleri, sürgünleri göze alırken… Memet Fuat’ın niyetinin iyiliği, yaptığı sansürü affettirmez; YKY’nin bugünkü sansürü mazur göstermek için Memet Fuat’a sığınması da bunun net bir göstergesidir.

 Mesele Nâzım’la Vedat Nedim arasındadır

Nâzım Hikmet ülkenin işgal altında olduğu yıllarda yeşeren ulusal kurtuluşçuluğu toplumsal kurtuluş düşüncesiyle birleştirebilmiş, bunun için partili mücadeleyi seçmiş ve yaşamı boyunca da bu doğrultudan şaşmamış bir komünist aydındır. Yeni kurulan burjuva cumhuriyetin önemli çabalarından biri Nâzım’ı kendi saflarına kazanmaya çalışmak, bunu başaramadıkça da Nâzım’ı cezalandırmak olmuştur. Nâzım her seferinde önüne serilen ve onu rahata erdirecek seçenekleri, memuriyet tekliflerini, para getirecek teklifleri reddetmiştir.

Ama herkes Nâzım değildir. Bir komünist olarak kalmanın zorluklarını göze alamayıp düzenle uyuşanlar ya da daha ötesine geçip ihanet edenler de olmuştur. Bunların birinin ismi YKY’nin Nâzım’ı sansürleme meselesiyle de bir şekilde ilişkilidir.

Şöyle ki, Türkiye komünist hareketinin tarihindeki en büyük ihanetlerden birisi 1927 tevkifatı öncesinde gerçekleşmiştir. TKP’nin o dönemki İcra Komitesi sekreteri olan Vedat Nedim Tör elindeki tüm belgeleri siyasi polise teslim ederek bu ihanetin ilk adımını atmıştır. Hani şu, Nâzım’ın Benerci Kendini Niçin Öldürdü? şiirinde, “Benerci gitti./ Baktım ki, pencereden:/ muktesit, muharrir ve muhbir/ Nedim Vedat Bey geçiyor./ Düşündüm Benerci’yi/ ve mel’un bir ihtimalle birden/ yüreğim cızz etti.” dizeleriyle andığı Vedat Nedim. Nâzım’ın, bu tevkifat sonucu gıyabında hapis cezası alması da Vedat Nedim’in ve Şevket Süreyya’nın ifadelerinden ötürüdür.

Vedat Nedim Tör (ve Şevket Süreyya Aydemir) ihaneti ayrı ve detaylı incelenmesi gereken bir konu. Ama bir noktanın altını çizmekte fayda var; bu ihanet ne anlık olarak gerçekleşen ne de işkence altında falan kalıp, bu işkencelere dayanamayarak yapılan bir ihanet değildir. Ortada politik olarak yapılan bir tercih ve bu tercih doğrultusunda atılan bir adım vardır. Nitekim, Türkiye komünist hareketinin tarihiyle ilgili yapılan tüm çalışmalarda o dönem TKP içerisinde yaşanan fikir ayrılıklarından ve 1925 yılından sonra parti yönetiminde ağırlık oluşturan Tör-Aydemir ekibinin partinin aktif bir çalışma yürütmesini engellemelerinden bahsedilir. İşte bu ekibin, ihanetlerinden sonra izledikleri yol Kemalizmin ideologluğu olur. Vedat Nedim Tör ve Şevket Süreyya Aydemir, Yakup Kadri ile birlikte Kadro dergisini çıkarırlar.

Vedat Nedim sırasıyla Matbuat Umum Müdürlüğü’nde, Turizm Müdürlüğü’nde, Ankara Radyosu’nda ve Ankara Elektrik Şirketi’nde yönetici olarak çalışır. 1945 yılında Yapı ve Kredi Bankası’nın Kültür ve Sanat müşaviri olur. Arada kısa bir süre Akbank’ta çalışır, sonra tekrar Yapı ve Kredi Bankası’na döner ve buradan emekli olur. Yapı ve Kredi Bankası, Vedat Nedim Tör’ün hizmetlerini unutmaz ve Beyoğlu’nda, İstiklal Caddesi üzerindeki müzeye Vedat Nedim Tör’ün ismini verir.

Unutmayın, bir hainin ismi Beyoğlu’nda, sessizce ve sinsice izlemektedir gelip geçenleri… Ve o hainin tilmizleri hâlâ koca şairle uğraşmaktadır.

Yukarı