Gündem

Lenin'den 'Atatürk'e sarılıp komünistlere saldıran Erdoğan'a yanıt...

Son dönemin en ‘hissiyat’lı 10 Kasım anmasını yaparken komünistlere saldırmadan edemeyen Tayyip Erdoğan’a tarihin diyecekleri var.

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye sağının tarihinde siyasi çıkarları uğruna bürünmeyeceği rol olmayan bir isim olarak öne çıktığı, partisinin 15 yıllık iktidarı boyunca tecrübe edildi kuşkusuz. Ancak gericiliği ve emek düşmanı yüzü kendisine oldukça yakışan, bu yönüyle Aziz Nesin’in unutulmaz eseri ve Kemal Sunal’ın canlandırdığı ‘Zübük’ karakterine çokça benzetilen Erdoğan, bugün 10 Kasım vesilesiyle adeta bir “Atatürk sevdalısı” pozları kesip daha da ileri giderek komünistlere ders vermeye kalkınca bir yanıt vermek şart oldu.

Emperyalizme ve gericiliğe karşı tarihsel bir ilerleme olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin 1980 darbesiyle başlayan topyekün siyasal ve ekonomik dönüşüm süreci partisinin iktidarı döneminde tamamen tasfiyeyle sonuçlanırken Erdoğan, bugün kurucusu olduğu ülkenin değerleri üzerinde tepinilen Mustafa Kemal’in soyadı ‘Atatürk’ü yıllar sonra keşfedince, bunun üzerinden komünistlere saldırıp “Biz Atatürk’e Atatürk dedik diye bir sürü senaryo yazıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ise ne diyeceğiz? Atatürk söylemini ruhu faşist, söylemi Marksist çevrelerin tekeline mi bırakacağız?” dedi.

Erdoğan’ın muhakkak onayından geçmekle birlikte danışmanlarının hazırlayıp önüne koyduğu ve prompter’dan okuduğu metinle Cumhuriyet’in kurucu ismini överek anmaya kalkarken, onun tarihsel değerini yerli yerine oturtup açtığı yolu emekçiler lehine çevirerek yeni bir cumhuriyet çağrısı yapan komünistleri hedef göstermesi ve aslında kendi temsilcisi olduğu sermaye sınıfına da “Merak etmeyin ‘Atatürk’ü de bunlara yedirmem” demesi boşa değil.

Peki Türkiye’yi emperyalizmin hamiliğiyle savaş bataklıklarına sokan, tarikat ve cemaatlerin çiftliğine çeviren, yer altı ve yer üstü tüm kaynakları ve tarihsel mekanları para babalarının hizmetine sunan Erdoğan ve partisine karşı ‘adıyla sanıyla’ Atatürk’ün ilerici adımlarını savunan komünistler, bu birikime yalnızca bugün mü sahip çıkmıştı? Yanıtını 100. yılını kutladığımız Büyük Ekim Devrimi’nin önderi Vladimir I. Lenin’den vermek isteriz.

Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi, Ocak 1922’de Litvanya Büyükelçisi Semiyon İvanoviç Aralov’u Ankara’ya Sovyetler Birliği Büyükelçisi olarak görevlendirirken, Lenin, Aralov’a yeni görev yerini anlatmış ve Mustafa Kemal Paşa’nın portresini çizmişti. Elbette Bolşevik önder, tarihin tekerleğini ileriye süren tüm liderler gibi emperyalizme ve saltanata karşı bayrak açan Mustafa Kemal’in ve öncüsü olduğu hareketin de değerini teslim etmişti.

Aralov, anılarında* Lenin’in Atatürk ve Kurtuluş Savaşı hakkında kendisine söylediklerini şöyle anlatmıştı:

“Türkler, millî kurtuluşları için savaşıyorlar. Emperyalistler Türkiye’yi soyup soğana çevirdiler, hâlâ da soyuyorlar. Köylüler ve işçiler buna katlanamadılar ve baş kaldırdılar. Sabır bardağı taştı, gerek Doğu halkları gerek biz, emperyalist kuvvetlere karşı savaşıyoruz. Sovyetler Birliği emperyalistlerle olan işini bilirdi. Onları bozguna uğrattı ve memleketten kovdu. Onların dişlerini söktük, keskin tırnaklarını vücudumuza geçirmelerine izin vermedik.

Mustafa Kemal Paşa. tabii ki sosyalist değildir ama, görülüyor ki, iyi bir teşkilatçı… Kabiliyetli bir lider, milli burjuva ihtilalini idare ediyor. İlerici, akıllı bir devlet adamı. Bizim sosyalist inkılabımızın önemini anlamış olup, Sovyet Rusya’ya karşı olumlu davranıyor. O, istilacılara karşı bir kurtuluş savaşı yapıyor. Kapitalistlerin gururunu kıracağına, padişahı da yardakçılarıyla birlikle silip süpüreceğine inanıyorum. Halkın ona inandığını söylüyorlar. Ona, yani Türk halkına yardım etmemiz gerekiyor. İşte, sizin işiniz budur. Türk hükümetine, Türk halkına saygı gösteriniz. Büyüklük taslamayınız. Onların işlerine karışmayınız. İngiltere onların üzerine Yunanistan’ı saldırttı. İngiltere ile Amerika bizim üzerimize de sürü ile memleket saldırttı..

Kendimiz fakir olduğumuz halde Türkiye’ye maddi yardımda bulunabiliriz. Bunu yapmamız gereklidir. Moral yardımı, yakınlık, dostluk, üç kat değeri olan bir yardımdır. Böylece, Türk halkı yalnız olmadığını hissetmiş olacaktır. İngiliz işçileri ve öteki ülkelerin işçileri bize yakınlık gösterdikleri, grev yaptıkları, bizimle savaşan Polonya’ya gönderilmekte olan silahları gemilere yüklemedikleri zaman, bu bizim için büyük bir yardımdı. Bu bize mücadelemizde büyük bir güç katmıştır. Bundan işçilerimiz moralce büyük bir güç kazanmışlardır.

Çarlık Rusyası, yüz yıl boyunca Türkiye ile savaşmıştır. Bu tabii, Rusya’nın, Türkiye’nin amansız düşmanı olduğuna dair yapılan propagandalarla, halkın hafızasında derin izler bırakmıştır. Bütün bunlar, Türk köylüsünde, küçük ve orta mal sahiplerinde, tüccarlarda, aydınlarda ve idareci çevrelerde Ruslara karşı dostça olmayan duygular ve güvensizlik uyandırmıştır. Bilirsiniz ki, güvensizlik ağır geçer. Bunun için de sabırlı, dikkatli, sakıncalı bir çalışma gerekmektedir. Eski Çarlık Rusyası ile Sovyet Rusya arasındaki ayırımı, sözle değil işle göstermek ve anlatmak gerekmekledir. Bu bizim ödevimizdir. Siz de bir elçi olarak, Sovyetler Birliği’nin, Türkiye’nin işlerine karışmamak politikasının, halklarımız arasında samimi bir dostluğun savunucusu olmak zorundasınız. Türkiye, bir köylü, bir küçük burjuva ülkesidir. Sanayii çok azdır. Olanı da Avrupa kapitalistlerinin elindedir isçisi çok azdır. Bunu dikkate almak gerekmektedir. Bir kez daha tekrar ediyorum, dikkatli ve sabırlı olunuz!.. Hükümet temsilcileriyle, halkla konuşmalarınızda her zaman nazik ve güleryüzlü olunuz!..

En önemlisi halka saygı göstermektir, Emperyalistlerin yağmacı, istilacı politikalarına karşılık bizim, hiçbir çıkara dayanmayan dostluk ve memleketin iç yaşamına karışmama durumumuzu açıklayınız! İşte sizin ödeviniz!.. Ne gibi yardımlarda bulunacağımızı da bildirelim: en kuvvetli bir ihtimalle silah yardımında bulunacağız. Gerekirse başka şeyler de veririz.”

*Aralov, S.İ. Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Hatıraları 1, Yenigün Basın ve Yayıncılık, Aralık 1997

Erdoğan’ın derdi belli oldu: ‘Atatürk’ söylemini Marksist çevrelerin tekeline mi bırakacağız?

Yukarı