Mercek

MERCEK | Türkiye sağının kadük temsilcisi Meral Akşener

Sema Aydın, Türkiye sağının en kirli siciline sahip temsilcilerinden Meral Akşener’i yazdı.

Sema Aydın

Sermaye sınıfının ihtiyaçlarına yanıt arayışına giren Meral Akşener geçtiğimiz günlerde yeni parti kuruluşunu ilan etti. Gençlik yıllarından itibaren ülkücü hareketin içerisinde yer almış olan Akşener sonraki yıllarda birçok sağ partinin içerisinde boy göstermişti.

Akşener ilk olarak 1995 yılında Doğru Yol Partisi’nin (DYP) kadın kolları başkanlığına getirildi. 1996-97 yıllarında Refahyol hükümetinde Mehmet Ağar’ın istifasının ardından İçişleri Bakanlığı görevini üstlendi. 28 Şubat sürecinde Batı Çalışma Grubu’na ait belgeleri sunması, emniyet genel müdürünü bir gece operasyonu ile görevden alması, valilere genelkurmayın brifingine katılmamaları talimatını vermesiyle gündeme geldi. 1999 yılında yapılan DYP kongresinde Tansu Çiller’e muhalif olan Köksal Toptan’ı destekledi. Kongrede istediği sonucu alamayan Akşener DYP’den istifa etti.

2001 yılında Fazilet Partisi’nden ayrılan ve içlerinde Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün bulunduğu ”yenilikçi” hareketin içerisinde yer aldı. Ancak bir süre sonra Erdoğan ve Gül’ün Milli Görüş çizgisini sürdürdükleri gerekçesiyle hareketten ayrıldı, AKP’nin kuruluş sürecinde yer almadı.

DYP ve “yenilikçi” hareket denemelerinden sonra aslına rücu ederek MHP’ye geçti. 2004 yerel seçimlerinde MHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldu ve %4 oy aldı. 2007 genel seçimlerinde MHP’den milletvekili seçilerek Meclis’e girdi, Meclis Grup Başkanvekili olarak görev aldı. 7 Haziran seçimleri sonrasında Devlet Bahçeli’nin rakibi olarak MHP’de muhalif kanadın liderliğine soyundu. 1 Kasım seçimlerinde aday gösterilmedi ve Meclis dışında kaldı. Geçtiğimiz günlerde çalışmaları tamamlanan parti kuruluşunu gerçekleştirdi. Partinin ismi İYİ Parti, amblemi güneş şeklinde ilan edildi.

MERAL AKŞENER’İ NASIL BİLİRSİNİZ?

Mehmet Ağar’ın ”Devlet için 1000 operasyon yaptık” sözleri ile sahiplendiği faili meçhul cinayetler Meral Akşener döneminde devam etmişti. Akşener, geçtiğimiz günlerde faili meçhullerle ilgili yaptığı açıklamada, “Ben, İçişleri Bakanlığı yaptığım dönemde tarihin en uzun, en geniş, en kapsamlı sınır ötesi harekâtına imza atmış bir bakanım. Utanarak söylüyorum, bazıları diyor ki sosyal medyada ‘Meral Akşener MHP’ye genel başkan olmasın, faili meçhullerin sorumlusu O’dur’ diyorlar. Ne derseniz deyin hepsi kabulümdür. Bu ülke için, bu milletin birliği beraberliği için bir şey yapılması gerekiyorsa yapmışımdır, sorumluluğunu da sonuna kadar alıyorum.” ifadeleri ile Mehmet Ağar’dan feyz aldığını ortaya koymuştu.

Meral Akşener, Abdullah Çatlı ile bir arada olduğu görüntülerle de gündeme gelmişti. 12 Eylül 1980’den önce Ankara’nın Bahçelievler semtinde Türkiye İşçi Partisi üyesi yedi öğrencinin öldürülmesi olayına karışması ve Abdi İpekçi’nin öldürülmesiyle ilgili İnterpol tarafından aranan Çatlı ile bir dönem bir arada bulunan Meral Akşener bugünlerde demokrasi havarisi ilan edilmek isteniyor.

Susurluk kazasından sonra ortaya çıkan kirli ilişkileri “Devlet için kurşun atanda, kurşun yiyende şereflidir” diyerek meşrulaştırmaya çalışan Tansu Çiller’in yakın çalışma arkadaşı olarak biliyoruz Akşener’i.

Meral Akşener’in İçişleri Bakanlığı döneminde ikinci Manisalı gençler davası ayrıca hatırlanmalıdır. Gözaltına alınan ve günlerce işkenceye maruz kalan öğrencilerin hayatlarının karardığı günlerde Meral Akşener İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturuyordu.

Bütün bunlarla Akşener’in ifade ettiği ırkçı söylem bugüne yeterince ışık tutuyor. Abdullah Öcalan için sarfettiği ”Ermeni dölü” ifadesinin ardından özür dileyerek “Ben Türkiye’de yaşayan Ermenileri değil, genel olarak Ermeni ırkını kastettim” sözleri ile daha büyük bir skandala imza atmıştı.

AKŞENER DEĞİŞMİŞ MİDİR?

Yeni kurulan parti merkez sağda ki boşluğu doldurmak iddiasında. Partinin amaçları şöyle sıralanıyor:
– Türkiye’yi dünyanın ilk 10 ekonomisi içine sokmak
– Milli geliri ilk 5 yıl sonunda 14 bin 500 dolar yapmak
– Eğitim yaş ortalamasında 11 yıla ulaşmak
– 40 yaş altında kadınlarda okur yazarlık oranını 5 yıl içinde yüzde 100 yapmak
– Küresel refah endeksinde ilk 5 yıl sonunda 40 ülke arasında yer almak
– İlk bir yıl içinde yeni anayasa ile parlamenter sisteme dönmek
– İlk bir yıl içinde demokratik bir siyasi partiler kanunu yapmak
– Yılda 150 bin hektar ağaçlandırma ve erozyon kontrolü yapmak
– PISA sıralamasında ilk 20 ülke arasında yer almak
– İlk 5 yıl sonunda işsizlik oranını yüzde 8 altına düşürmek
– Basın özgürlüğünde Avrupa Birliği standartlarını hemen uygulamak
– Türkiye Cumhuriyeti pasaportunu hak ettiği itibara kavuşturmak

Geleneksel sağ partilerin hamasi söylemlerini aşamayan Akşener ve yeni partisi, Tansu Çiller ve DYP’sini aratmayacak gibi görünüyor. Toplumun can yakıcı sorunlarına bir program sunmak yerine, bu sorunları siyasi ranta dönüştürmekte en az selefleri kadar yetenekli bir parti ile karşı karşıyayız. Demirel’in ”kim ne veriyorsa 5 lira fazlasını vereceğim”, Çiller’in “iki anahtar” ve “her mahallede yüz trilyoner olacak” vaadleri hatırlanabilir. Akşener’in partisinin amaçlarının ve vaatlerinin de aynı şekilde temelsiz olduğu görülmelidir.
Akşener kuruluş toplantısındaki konuşmasına pek çok isimle birlikte Menderes, Türkeş, Özal ve Demirel’in yanı sıra Muhsin Yazıcıoğlu’nu da anarak başladı. Yeni kurulan ve ”iyi” ismi ile anılmak istenen parti en az Menderes kadar Amerikancı ve NATO’cu, Demirel kadar sermaye ve sömürü yanlısı, Özal kadar piyasacı ve işçi düşmanı, Türkeş kadar ırkçı, Yazıcıoğlu gibi tetikçi olmaktan çekinmeyecektir.

AKŞENER’DEN UMUT OLUR MU?

Buraya kadar anlatılanlar Türkiye sağında sıradan bir siyasi figürün hikayesi. Her devrin adamı olmak, sermayenin temsilciliğini yapmak, meşru olmayan her türlü işi ”devletin bekası” adına sahiplenmek, hamasi söylemler ve vaatler sunmak gibi özelliklere, tipik bir sağcı olarak Meral Akşener’in de sahip olması şaşırtıcı değil. Ancak son günlerde AKP karşıtlığının birleştirici yegane faktör kabul edildiği Türkiye solunda, Meral Akşener’e dahi olumlu anlamlar atfedilmesi varolan kafa karışıklığının boyutlarını ortaya koyuyor.

Sınıfsız, sömürüsüz bir toplumsal düzenden, demokratik taleplerle kapitalizm ile daha uyumlu birarada yaşama çizgisine geri çekilen sol hareket, faşizme karşı mücadele için en geniş cephe masallarıyla faşist hareketin temsilcilerinden Akşener destekçiliğine kadar geriye düşmüştür.

Kuruluş felsefesi, tarihsel referansları ve bir alternatif olarak sunulan kadroları ile karşımızda ne yeni ne de ”iyi” bir parti yoktur. Türkiye’nin emekçileri, aydınları, ilericileri hem AKP’den hem de bu sömürü düzeninden kurtuluşu kendi örgütlü güçlerinde aramalıdır.

Yukarı