Köşe Yazıları

AKP'yi yenecek güç ve devrimcilik

Uzun süredir yazıyoruz ancak bir kere daha tekrar etmekte fayda var. AKP’yi yenecek ve ülkemizdeki gerici düzeni değiştirecek gücün işçi sınıfı olduğu her geçen gün daha fazla belirginleşecek

Karşıtını belirleyen yine Tayyip Erdoğan’dı. Hatırlarsınız, sanıyorum ki TÜSİAD toplantısında OHAL’in sermaye sınıfının çıkarlarını korumaya yaradığını söyledi durdu. Bilindik bir şeydir: Patronlar siyaset sahnesinde doğrudan rol almazlar. Sömürücü sınıfların temsilcileri konuşur her zaman.

Patronlar konuştukları zamanlarda ise “demokrasi ve barış” çağrısı yaparlar, “OHAL kaldırılsın” derler. Bakmayın söylediklerine, hamasettir. OHAL’in grevlerin yasaklamayı kolaylaştırdığını, işçi direnişlerini engellemek için bir fırsat olarak kullanılacağını, aslında AKP’nin onların çıkarlarını temsil etmek üzere iktidarda bulunduğunu unutmazlar.

Bir örneğini geçtiğimiz son bir hafta içerisinde yaşadık. En temel insan hakkı olan çalışma hakkı ellerinden alınan 90 Şişecam işçisi Lüleburgaz’dan yürüyüşe başladı. Kırklareli’nin girişinde asker, polis, vali, kaymakam gibi devletin temsilcileri ve kolluk gücü tarafından önleri kesildi.

Türkiye sermaye sınıfı, sermaye devleti ve AKP iktidarı el ele verip bu direnişin önünü kesmeye çalışsa da Şişecam patronu geri adım attı. İşçi kardeşlerimiz işlerine geri döndü.

Benzerini bundan birkaç yıl öncesinde yaşamıştık. Metal işçileri ayağa kalktığında polis kuşatması gecikmemiş ancak, mücadelesinde kararlı olan işçiler arkasına devlet desteğini alan faşist Türk Metal Sendikası’na boyun eğmemişlerdi.

Şimdi böylesi bir Türkiye’de mücadelelerinin daha gerçek bir zemine oturacağını şimdiden söylemek hayalcilik olarak görülmemeli.

Ve derdimizin sadece ekonomik mücadele olmadığı bilinmeli. 100. yılı vesilesiyle Ekim Devrimi’ne ve geçen yüzyılın başında Rusya’da verilen mücadeleye atıf yapmak yerinde olacak. 1800’lü yılların sonuda ve 1900’lerin başında az buçuk sanayileşmiş Rusya’da harekete geçen işçilerin de, 1860’larda gerçek kölelikten kurtulan köylülüğün ayaklanmasının arka planında Rusya Çarlığı’ndan ve emperyalist paylaşım savaşından kurtuluş arayışı vardı.

O yüzden bugüne baktığımızda sosyalizm günceldir diyor ve AKP’yi yenecek temel gücün işçi sınıfı olacağını öngörüyoruz.

Ve bununla birlikte Türkiye’de devrimciliğin yapılacağı nesnel ve öznel koşulların ne olacağını ifade etmeye çalışıyoruz.

Türkiye’de devrimciliğin kolay bir zeminde ve kolay söylemlerle yapılması bir alışkanlık haline geldi nedense. Temel soru bunu kıracak bir örgütlenmeyi kurup kurmamakla ilgilidir.

Kolay solculuk ya da devrimcilik, dün HDP’ye oy toplayıp bugün Meral Akşener’in partisinden umut besliyor. Şimdilik karşı gibi göründüklerine bakmayın, seçimler yaklaştıkça çark ederler ya da CHP’ye kayarlar.

Kolay solculuk ya  da devrimcilik, toplumun belli noktalarında ortaya çıkmaya başlayan devrimci enerjiyi CHP’ye taşımak için elinden geleni yapıyor. Bunu yapamazsa kendisini CHP’yle aynı fotoğraf karesine sokmak için uğraşıp duruyor.

Kolay solculuk ya da devrimcilik, internet başında sosyal medya solculuğuyla takılıp duruyor.

Kolay solculuk ya da devrimcilik, işçi sınıfının birlik ve dayanışma kültürünün sirayet ettiği bir halkçılık değil, popülizm peşinde koşuyor.

Kolay solculuk ya da devrimcilik, sermaye sınıfının bir kesiminden medet umuyor, onların AKP’ye karşı olduğunu zannediyor. Kendini kandırıyor. Kendini kandırmıyorsa halkın kandırılmasına aracılık ediyor.

Kolay solculuk ya da devrimcilik, farklı emperyalist odaklardan medet umuyor, AB’cilik, Amerikancılık kimi zaman alıyor başını gidiyor. Ülkemizin kurtuluşu hep dışarıda aranıyor.

Kolay solculuk ya da devrimcilik, Türkiye’de teori gelişkin değil diyor, devrimci teorinin orasıyla burasıyla oynayıp duruyor.

Kolay solculara ya da devrimcilere örgütlülük ve örgütlenme zor geliyor. “Leninist örgüt şöyle olurmuş da, böyle olmazmış” diyerek önümüze uydurma tezler getirip duruyorlar.

Kolay solcular ya da devrimciler, büyük siyaset tezleri üretiyor sonra tezleri çökünce ortadan kayboluyorlar. Yeni bir büyük siyaset projesi ortaya atılana kadar böyle devam ediyor.

Kolay solculuk ya da devrimcilik emperyalizm tahlillerini çarpıtıyor. Dünyada ve Türkiye’de kaos teorileri havalarda uçuşuyor. Emperyalist sistem ve kapitalizm tahlillerine Marksist Leninist ilkeler değil, ortalama siyasi ölçütler egemen oluveriyor.

Kolay solculuk ya da devrimcilik, leninizmi her şeyi söyleme ve işçi sınıfının devrim mücadelesini sağa sola çekme özgürlüğü zannediyor.

Listeyi daha da uzatabiliriz… Ama bu mantıkla AKP’nin de, Türkiye’de kapitalizmin de, dünya üzerinde emperyalizmin de yanilemeyeceğini bilelim.

Devrim mücadelesinin gerçek zemini başkadır. Birbirinin türevi olarak yaşamını devam ettiren “kolay solculuk ve devrimcilik” bu açılardan kendini yüz yıllardır yeniden üretip duruyor. Günümüz Türkiyesi’nde de bunun örneklerini görebiliyoruz.

Bu örnekleri bir kenara bırakalım. Türkiye’nin geleceğini belirleyecek sınıfsal potansiyel, toplumsal alandaki çelişkiler ve mücadele deneyimi yeterince mevcuttur.

Önemli olan bunun örgütünü ve toplumsal örgütlenmesini yaratmaktır. Son bir haftada cam işçilerinin direnişi üzerinden ortaya çıkan tablo tam da buna işaret etmektedir.

Gündem

Yukarı