Pusula

Tek ülkede sosyalizm ve Troçki’nin yanılgısı

Bir dönemi ifade etmesi bağlamında Rus devrimci hareketinin, Ekim Devrimi’nin ve Sovyetler Birliği’nin tarihte iz bırakan isimlerini sıralamaya kalkışsak, ilk üç sıraya Lenin, Stalin ve Troçki’yi yazmaya kimsenin itirazı olmaz herhalde.

M. Balkar

 

Şöyle bir kabalaştırma yapılabilir: Lenin partinin ve devrimin önderi olarak öne çıkarken, Troçki kendisini Lenin’e eşdeğer Stalin’inse üzerinde bir konuma yerleştirir, Stalin ise kendini Lenin’in öğrencisi olarak gördüğünü sıklıkla ifade eder.  Lenin’le Stalin en başından itibaren Bolşevik Parti’nin iki üyesi ve yöneticisidir. Troçki ise 1903’teki ayrışmadan itibaren 1917’ye kadar Menşeviklerle birliktedir, yıllar sonra bu durumu şöyle anlatır: “1903’te sorunun tüm çıkış noktası Lenin’in Akselrod ve Zasuliç’i yayın kurulundan çıkartma arzusundan ibaretti. Onlara karşı benim tutumum saygı doluydu ve kişisel bir etkilenme unsurunu da içeriyordu. (…)Lenin’le kopuşum ‘ahlaki’ ya da hatta kişisel sayılabilecek zeminlerde yaşandı.”

1917’ye kadar Troçki ile Lenin (ya da Bolşevikler) arasında çeşitli polemikler yaşanır; tersinden de söylenebilir, Stalin ve Troçki arasındaki tartışmalar ve gerginlikler aslolarak 1917, hatta 1923, sonrası yoğunlaşır. Lenin-Troçki arasındaki polemiklerin içeriğini Lenin’in önerdiği parti modeline ve köylülüğe bakıştaki farklılık oluşturur. Troçki, Lenin’in tarif ettiği örgütü sekter bir örgüt olarak tarif eder ve böylesi bir örgütün işçi sınıfını kitlesel bir şekilde örgütleyemeyeceğini, bu örgütün “parti örgütünün partinin kendisi, merkez komitesinin parti örgütü ve sonuçta bir diktatörün merkez komitesi yerine geçmesine neden olacağını” söyler. Ekim Devrimi’nin ön günlerinde Leninist partinin işçi yığınlarını örgütlediğini gören Troçki bu eleştirilerinden vazgeçse de, daha sonraları bu yaklaşımını bürokratik devlet iddialarında tekrar öne çıkarır.

Kendine güven ama devrime güvenme

Troçki’yi karakterize eden kilit kavram sürekli devrim ve bağlantılı olarak dünya devrimidir. Aslolarak Marx’tan kaynaklanan bu bakış Troçki’nin düşünce sistematiğindeki en kilit ve ayrıştırıcı kavramdır. Kabaca özetlersek, sürekli devrim teorisi bir ülkede gerçekleşecek devrimin hızlı bir şekilde yayılmasını, burjuva demokratik görevlerin işçi sınıfı önderliğinde gerçekleşecek sosyalist devrime verilmesini, demokratik devrimin hemen sosyalist devrime dönüştürülmesini ifade eder. Devrimin bu şekilde teorize edilmesinin Troçki ve Ekim Devrimi özelindeki iki önemli sonucuysa tek ülkede sosyalizmin kuruluşunun ciddiye alınmaması ve Ekim Devrimi’ne başka ülkelerdeki (özellikle işçi sınıfının güçlü olduğu ülkeler) devrimleri başlatması misyonundan ötesinin pek yüklenmemesi olmuştur.

Yalçın Küçük, Lenin’in vasiyeti olarak bilinen mektupta Lenin’in Troçki için kullandığı “aynı zamanda muazzam ölçülere varan kendine güveni ve işlerin idari yanlarıyla uğraşmayı çok fazla seven bir yaratılışa sahip olması” sözlerinden yola çıkarak Troçki’nin perfeksiyonist olduğu tespitini yapıyor ve Brest-Litovsk örneğini veriyor:

“Trotskiy, Brest-Litovsk anlaşmasının imzalanmayarak Avrupa’ya doğru ihtilal savaşının sürdürülmesini isteyerek, Ekim Devrimi’nin değerini anlamadığını gösteriyor. Ancak iç savaşı mükemmel örgütleyerek de, işlerin idari yanına düşkünlüğünü başarı ile sergiliyor.”

Sosyalizmin inşası ya da imkansızlığı

Ekim Devrimi’nin ardından Lenin dahil birçok Bolşevik gözlerini Batı’ya, özellikle Almanya’ya çevirir. Rusya’da gerçekleşen devrimin hayatta kalma şansını Avrupa’da gerçekleşecek devrimlerde görürler, fakat beklenen devrimler gerçekleşmez. Avrupa’dan devrim beklentisinin Troçki açısından teorik, Lenin ve Stalin açısından ise pratik gerekçelerin ağır bastığı görülür. Troçki’nin sürekli devrim teorisi merceğinden bakıldığında Ekim Devrimi’nin proletaryanın güçlü olduğu merkezlerdeki devrimleri tetiklemenin ötesinde bir işlevi olması zordur, Lenin ve Stalin açısından ise halkın büyük çoğunluğunun sefalet içinde olduğu ve barış istediği bir ülkede devrimin dışarıdaki devrimlerle desteklenmeye, en azından saldırıya uğramamaya ihtiyacı vardır. Troçki’nin Brest-Litovsk’da barış anlaşmasını imzalamamasına karşı Lenin’in sözleri yeterince öğreticidir, Troçki aktarıyor: “Alman devriminin zaferi için bizim mahvolmamız gerekiyorsa, bunu yapamayız. Alman Devrimi bizimkinden çok daha önemli olacaktır. Ama ne zaman olacak bu devrim? Kimse bilmez. Bugün için dünyada bizim devrimimizden daha önemli bir şey yoktur. Ne yapıp yapıp onu kurtarmak gerekir.”

Tek ülkede sosyalizmin inşası

Avrupa devrimlerinden beklentisini kesen Lenin ve Stalin tüm stratejilerini sosyalizmin yaşamasına ve inşasına göre geliştirmeye başlar. Ekonomik açıdan son derece geri, işçi sınıfının birkaç sanayi kenti dışında neredeyse olmadığı, yarım asra yakın bir süredir sürekli savaş içinde olan bir ülkede siyasi iktidarı ele geçiren Bolşevikler bu durumu toplumsal yapıyı dönüştürecek bir şekilde kullanmanın arayışına girerler. Özellikle Lenin’in hastalanması ve ölümü sonrası Stalin tek ülkede sosyalizmin inşasında önderlik misyonunu üstlenir ve Stalin-Troçki arasındaki gerilim artmaya başlar.

Stalin-Troçki arasındaki tartışmaların detaylarına girme imkanımız yok. Özü itibariyle, iç savaş yıllarını takiben devrimi korumak ve sosyalizmi inşa etmek için yapılan NEP, sanayileşme, kolektivizasyon hamleleri Troçki tarafından aşağılanır ve değersiz bulunur. Ek olarak Stalin’in yönetimi kabul edilmez ve Stalin’e karşı bir muhalefet örgütlenir. Bu muhalefet zaman içerisinde Sovyetler Birliği’nin yıkılması beklentisine girilmesi ve bu beklentinin gerçekleşmesi için çaba gösterilmesine kadar gider. 1927 yılında, Ekim Devrimi’nin onuncu yıl kutlamalarında, Troçkistlerin düzenlediği protestoyla birlikte Stalin-Troçki gerilimi iyice tırmanır. Aynı yıl partiden atılır, bir yıl sonra sürgüne gönderilir, 1929’daysa Sovyetler Birliği’nden sürülür. Ömrünün kalan kısmını sürgünde, Stalin’e ve Sovyetler Birliği’ne karşı mücadele ederek sürdürür. Stalin’in Troçki’yle mücadelesini J.T.Murphy şöyle özetler:

“Stalin önce vuran, sonra tartışan bir insan değildi. Aslında, hiçbir ülkenin politika tarihinde politik bir partinin önder üyeleri arasında böylesine uzun bir söz savaşının, yalnızca sözlerle yürütülen bir savaşın bulunmadığını söylemek isterim. Ayrıca, Stalin gibi böylesine büyük bir iktidara sahip hiçbir önderin hasmına karşı bu kadar büyük bir sabır göstermediğini rahatlıkla ekleyebilirim.”

Yukarı