Pusula

Stalin tarihin turnusol kağıdıdır

Stalin tarihin turnusol kağıdıdır, sizi işçi sınıfının penceresinden mi yoksa sermaye sınıfın penceresinden mi tarihe baktığınızı ele verir.

Gürkan Eren

 

Sovyetler Birliği’nin yıkılışı üzerinden 26 yıl Stalin’in ölümünün üzerinden 64 yıl geçmesine rağmen sermaye sınıfının sosyalizm düşmanlığı Stalin karşıtı propagandayla sürüyor. Bu saldırırlar yalnızca sermaye sınıfın kalemşorlarından değil aynı zamanda soldan devşirilen kimi yazarlarca da sürdürülüyor. Sosyalizm karşıtlığı Stalin karşıtlığı ile cisimleşiyor.

1917 Ekim Devrimi insanlığın sömürüsüz, savaşsız, eşit ve özgür toplum hayalinin en önemli adımıydı. Ekim Devrim tüm dünyada yeni bir pencere açmıştı. Stalin, devrim öncesinde ve sonrasında, iç savaşta ve NEP döneminde sosyalist toplumunun kuruluşunda önemli görevler üstlendi.

Lenin yaşamını yitirmesinden sonra Sovyetler Birliği’nin kuruluş sürecinde Stalin’in sorumluluğu daha fazla artmış, sosyalist toplumunun kuruluşunu üstlenmiştir. Stalin kuruluş sürecinde planlı ekonomiye geçiş, tarımda kolektivizasyon ve endüstrileşme adımları ile Sovyetler Birliğinin temel taşlarını döşemiştir.

1929 yılı, on yıla yakın bir süre uygulanan NEP politikasının sonuna doğru geliş ve tarımda kolektivizasyon sürecinin başlangıcı olmuştur. Savaş sonrası geçici olarak uygulanan NEP politikası köylülük içinde zengin bir kesim yaratmış ve yoksul köylülük üzerinde baskı kurmuştu. Kolektivizasyonun ana amacı işçi sınıfı iktidarını korumak ve sosyalizmi Sovyet topraklarında sağlamlaştırmaktı. Aynı zamanda, kolektivizasyon süreci kent ile kır arasında oluşan çelişkilerinde azalması yönünde katkısı oldu.

1929 yılında, dünyanın çoğu sanayileşmiş ülkesinde büyük yıkımlar yaratan Büyük Buhran’ da yaşanmıştır. Bu kriz nedeni ile insanlar büyük oranda işsiz kalmıştır. Tam tersi şekilde kriz yıllarında Sovyetler Birliği’nde ise hızlı bir sanayileşme ve gelişme yaşanmıştır. Bu tablo da kapitalist üretim biçimi ile sosyalist planlı üretim biçimi arasında ki farkın en somut göstergelerinden biri oluyor.

Kolektivizasyon süreci aynı zamanda burjuva liberaller tarafından Stalin’e yalanlar ile saldırmak için kullanmaya çalıştıkları bir argüman.  Bu yalanların en popüler olanı; Sovyetler Birliği’nin, kıtlık oluşturduğu ve milyonlarca insanı açlıktan öldürdüğü yalanıdır.

Tasfiyeler neydi?

Liberallerin en çok kullandığı bir diğer yalan ise Stalin’in siyasi tasfiye sürecinde milyonlarca insanı sürgüne gönderdiği veya idam ettiğidir.

1937 yılında başlayan bir siyasi tasfiye süreci yaşandı fakat bu liberallerin anlattıkları şekilde gerçekleşmedi. 1937 yılında ki tasfiyeler kaçınılmaz bir şekilde gerçekleşmek zorundaydı. Parti içinde sağ bir eğilim bulunmaktaydı ve bu eğilim faşizmin yükselmesi ile birlikte harekete geçme tehlikesi barındırıyordu. Parti içindeki Troçkist ve sağ eğilim, Sovyetler Birliği içerisinde sabotaj eylemleri ve Sovyetlere karşı emperyalist ülkeler ile işbirliği yapacak kadar tehlikeli bir konumda bulunuyorlardı.

Savaş öncesi bu tehlikenin ortadan kaldırılması ve sosyalizmi korumak için birçok duruşma yapıldı. Bu yargılamalar esnasında birçok kişi sosyalist vatana karşı ihanet ettiklerini itiraf etmek zorunda kalmıştı.  Eğer 30’lu yıllarda bu yargılamalar yapılmasaydı, Sovyet Birliği savaşta çok büyük kayıplar verebilirdi.

1939 yılında, sonucunda milyonlarca insanın hayatını kaybedeceği 2. Dünya Savaşı başladı. Stalin, kaçınılmaz olan savaşın yıkıcı etkilerinden Sovyetler Birliği’ni kurtarmak için, Almanya ile saldırmazlık anlaşması imzaladı. Bu anlaşmanın temel sebebi savaşı Sovyetler Birliği’nden uzak tutmak ve savaş hazırlığı için gerekli zamanı yaratmaktı. Sonuç olarak bu anlaşma Sovyetler Birliği’ne bir buçuk yıllık bir zaman kazandırmış oldu. Kazanılan bu zaman hayati bir öneme sahiptir, 1930’lu yılların başında sanayileşmede büyük adımlar atan Sovyetler Birliği, 1939’un ortalarından itibaren savaş hazırlıklarını yapmıştır.

Stalin, yapılan anlaşmaya rağmen, Hitler faşizminin Sovyetler Birliği’ne saldıracağını biliyordu. Sonunda 1941 yılında başlayan ve yaklaşık dört yıl sürecek olan, savaşın en büyük cephesi açılmış oldu.

Emperyalizmin yalancı dostluğu

Savaş süresince emperyalistler, Hitler faşizminin Sovyetler Birliği’ni yıkacağı beklentisi içinde oldu. ABD ve İngiltere, Sovyetler Birliği ile aynı ‘‘tarafta’’ olmasına rağmen, Sovyetleri rahatlatacak olan ikinci cepheyi açmak için savaşın sonuna kadar beklediler.

Sonuçta ortaya çıkan tablo emperyalistlerin beklentilerinin tam tersi şekilde oluştu. Stalin önderliğinde Sovyetler Birliği, Hitler faşizmini kendi topraklarından püskürtmüş ve Berlin’e kadar kovalamıştı. Emekçi halklara büyük bedeller ödeten, milyonlarca insanın ölümüne sebep olan, onlarca kenti yıkan faşizm, sosyalizm tarafından büyük bir bozguna uğratılmıştı.

Savaş sonrasında, Stalin üzerinden Sovyetler Birliği’ne karşı kara propaganda kampanyaları devam etti. Siyasi, ideolojik ve ekonomik olarak ABD’nin başı çektiği soğuk savaş döneminde, ABD içerisinde birçok Sovyetler Birliği yanlısı aydın, sanatçı tutuklanmış, ABD ve dünya basının da gerçekle uzaktan yakından alakası olmayan haberler servis edilmiştir.

Bugün Sovyetler Birliği ve Stalin yok fakat hala burjuva kalemşorlar Sovyetlere ve Stalin’e saldırmak için en ufak bir fırsatı daha kaçırmamaktalar. Çünkü, Stalin 1922 yılından 1953 yılına kadar Sovyet Birliği’ni büyük bir sanayi ülkesi haline getirmiş, tarımda kolektivizasyonu sağlamış ve dünya emekçi halklarını faşizmden kurtararak dünyanın büyük kısmında sosyalizmin bayrağının dalgalanmasını sağlamıştır. Tabi ki bunu tek başına Stalin başarmamıştır, Stalin gücünü partisinden, halkından almıştır.

Burjuva kalemşorlarının bugün hala Stalin’e saldırmasının nedenleri bunlardır. Çünkü bilmek gerekir ki Stalin’e yapılan saldırı Marksizme, Leninizme ve sosyalizme yapılmış bir saldırıdır. Burjuva kalemşorlar de bu bilinçle saldırılarını sürdürmektedir.

Stalin tarihin turnusol kağıdıdır, sizi işçi sınıfının penceresinden mi yoksa sermaye sınıfın penceresinden mi tarihe baktığınızı ele verir.

Yukarı