Pusula

Joe Amca’yı hatırlamak

Sonuçta tarihte görülen ilk işçi devletinin kurucusu ve liderine dönük ihanet, Ekim Devrimi’ne ihanete döndü.

Bu yıl 100. yıldönümünü kutladığımız, sosyalizm mücadelemizde yaktığı ışıkla yolumuzu aydınlatan Büyük Ekim Devrimi, hiç şüphesiz bugüne kadar sınıflar mücadelesinde işçi sınıfının taktığı en büyük, en görkemli taçtı. Gerek öncü partinin (Bolşeviklerin) verdiği siyasi-ideolojik-örgütsel mücadele, gerekse işçi sınıfının verdiği toplumsal siyasi mücadele Ekim Devrimi’nin öncesi ve sonrasıyla (iktidarın alınışı ve sosyalizmin kuruluşu) bir yığın derslerle, örneklerle doludur.

Bu örnekler ve dersler sosyalist iktidar mücadelesi veren bugünün komünistleri için elbette her şeyden önemlidir. Ama tarih elbette sınıflar mücadelesi tarihi olsa da, bu tarihi mücadelede kimi figürler-kişilikler vardır ki, ürettikleriyle, kararları ve kararlılıklarıyla, yapıp ettikleriyle sosyalizmin iktidar mücadelesine yön vermişlerdir. Bizler için Lenin’den sonra adını altın harflerle tarihimize yazdıran bu kişi elbette Josef Stalin’dir.

Karşıt ideolojik cephedekiler tarafından, yani emperyalist-kapitalist dünyanın ideologları ve Stalin’in partideki önderliğine karşı muhaliflerince Stalin, cahil, kaba, despot, diktatör olarak konumlandırılıp bunun propagandası yapılırken, Sovyet insanı ve halkları içinse Stalin güçlü ve kudretli sosyalist devletin yansıması, faşizm karşısında büyük bir kurtarıcı, bir baba olarak cisimleşmiştir. Bu, tarihin gerçek aynasında da böyledir.

SSCB’nin inşasına önderlik

Ekim Devrimi’ne kadar pratiğin zahmetli yollarında görevler üstlenen Stalin, 1912 yılında Merkez Komitesi’ne girmiş ve 1922-1953 yılları arasında Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin liderliğini üstlenmiştir. Lenin ölümünden sonra üstlendiği bu görevi yerine getirirken, Lenin’in karizmatik lider boşluğunu doldurabilmiş olsa da Lenin’in parti içindeki çeşitli eğilimlerin bir arada duruşunu sağlayan tutkal etkisini ise koruyamamıştır.

Ancak bu durum da ideolojik karşıtlarının iddia ettikleri gibi onun kişilik özelliklerinden, kişisel zafiyetlerinden ötürü değil esasında nesnel şartların ve değişen koşulların gerekliliklerince şekillenmiştir. Nitekim devrim artık gerçekleşmiş, siyasal iktidar alınmış ancak artık proletaryanın diktatörlüğünde yeni bir toplumsal düzen inşa edilmek, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin bir işçi devleti olarak ayakları üzerinde kurulmak zorunluluğuyla karşı karşıya gelinmiştir. Hem “kapitalizmin en yüksek aşaması emperyalizm” çağında “tek ülkede sosyalizm” savunulmaya çalışılırken, hem de Ekim Devrimi sürecinde de en temel sorunların başında yer alan toprak-tarım sorununa ve ulusal soruna çözüm yolları ararken.

Bu sert ve çetin yol, sert ve çetin kararların alınmasına ve bu kararları uygulanmasını sağlayabilecek sertlik ve çetinlikteki bir parti iradesine, dolayısıyla onun liderliğine ihtiyaç duyurmuştur. Stalin’in liderliği entelektüel karşıtları, hasımlarınca sık sık teoriden uzak olmak, cahillik, kabalık ve mekaniklikle kıyasıya eleştirilmiştir.

Oysa kuruluşun sancıları daha çok somut sorunların pratik, reel çözümlerinde karşılığını buluyor, Parti içinde artık kaçınılmaz hale gelen ve 1924 yılıyla birlikte başlayan tasfiye hareketleri örgütsel çözümleri dayatıyordu. Stalin başta proletarya diktatörlüğünün inşası, tek ülkede sosyalizmin savunusu, ulusal sorun ve tarım sorununa ilişkin attığı her pratik adımda geçmişteki teorik mirasın kalkış noktalarına kıskançlıkla sadık kalmış, çözümlerini neden-sonuç bağlamında ortaya koymuştur. Belki de bundandır ki ilk işçi iktidarının hızlı düşünüp karar verebilen, sezgileri güçlü bir önderi ve halk adamı olabilmiş, Sovyet halkları da onda kendini görebilmiş, onun koruyuculuğu ve kolaycılığına güven duyabilmiştir.

Sosyalist devletin başarıları

21 Mart 1921’de yürürlüğe konulan Yeni Ekonomi Politikası (NEP), 1925 yılında Stalin önderliğinde yürürlükten kaldırılmıştır. Stalin’e göre NEP döneminde sosyalist devletin mutlaka gerçekleştirmesi gereken sanayileşme hamlesi için ihtiyaç duyduğu sermaye birikimine kavuşmuş, kırdaki köylü isyanları sona ermiş, uluslararası tecrit zayıflamıştı; aksi halde geçici olarak düşünülen bu programın devamı kapitalist ekonomiye ait uygulamaları ile son verilmek istenen sınıfsal çelişki ve karşıtlıkları başka düzlemlerde yeniden üretmeye devam edecekti.

Programın yürürlükten kaldırılmasından sonra izleyen yıllarda sosyalist devlet dev sanayi atılımlarını gerçekleştirdi, kentsel altyapıda ve elektrifikasyonda çok büyük yol kat edildi ve beş yıllık kalkınma planlamalarıyla muazzam bir ekonomik-sosyal ilerleme görüldü. Her alanda üretilen kolektif zenginlik merkezi planlamalarla topluma pay edildi.

Öte yandan NEP’ten sonra kolektif çiftlikler (kolhoz) oluşturularak kırdan kente yönelen işçi göçü durduruldu, kırsal kalkınma sağlanabildi. Kentsel alanda olsun kırsal alanda olsun yeni bir işçi sınıfı yaratılmaya başlandı, Sovyet işçisinin en büyük değer ve erdemi emek bilinci, çalışma ve fedakarlık oldu. Kuruluşun ilk yıllarındaki emek üretkenliğindeki düşüklük böylece ortadan kaldırılabildi.

Bu ekonomik hamlelerin elbette ki siyasi ve ideoloji boyutları da vardı. Sosyalizmin ilerleyebilmesi için kırdaki en önemli engel olan din ve dinci ideolojilerle de kora kor mücadele edildi. 1936’ya kadar yaşanan yoğun ve köklü sıçrama aynı zamanda Sovyet toplumunu ve işçi devletini faşizmin saldırısına karşı da dolaylı olarak hazırladı.

Nazizmi ezen Sovyet halkının başkomutanı

Hiç şüphesiz ki 2. Dünya Savaşı’nın esas hedefi SSCB idi. Stalin’in de en başından, Hitler’in Almanya’da iktidara geldiği günden, beri gördüğü gerçek paylaşılacak şeyin Sovyet toprakları, anayurt olduğuydu. Stalin, bu kez de, tüm Sovyet halklarını büyük anayurt savunması etrafında biraya getiren, kenetleyen bir başkomutan olarak parladı. Savaş sırasında Kızıl Ordu ve Sovyet toplumu yeniden şekillenir. Sovyet halkı önderliğin ne yaptığını bildiğine güvendiği için direnir. Öyle ki bu şanlı direniş 20 milyon Sovyet vatandaşının hayatını kaybetmesine rağmen faşizmin mutlak yenilgisiyle sonuçlanır.

Tüm bunda insanlara sonsuz güven veren Stalin yoldaşın rolü büyüktü. Sovyetler, karşı taarruzuyla Nazi işgalinden kurtardığı ülkeleri önce emperyalizmin etkisinden kurtardı sonra da sosyalist kuruluşlarına başladı. Önder yine Stalin’di.

Stalin’den “arınmak”

Savaşın sona ermesinden sonra kapitalist-emperyalist kutup, sosyalizmi seçen ya da sosyalizme yönelen ülkelere karşı ve onların iktisadi-sosyal-ideolojik ana dayanağı olan SSCB’ye ve onun önderi Stalin’e karşı amansız bir ideolojik saldırıya geçti. Sözde özgür dünyaya Avrupa’nın doğusundaki sosyalist blok, demir perde olarak, proletaryanın diktatörlüğü ve Stalin’in önderliği ise demir yumruklu diktatör olarak propaganda edildi. Fakat yine de bir süre daha Sovyet halklarının yükselişi engellenemediği gibi, ne işçi sınıfının mücadelesindeki artış ve kazanımlarının ne de dünyada sosyalizme yüzünü dönen halkların artışının da bir süre daha önüne geçilemedi.

Stalin’in 1953 yılındaki ölümünden 3 yıl sonra 1956’da partinin 20. Kongresi’nde Hruşçov’un konuşmasıyla bu kez içeride SSCB’nin kalbinde ideolojik bir saldırı başladı: “Destalinizasyon” kampanyası. Bu kampanyanın özü Sovyet toplumuna kendisine çeyrek asırdan fazla önderlik etmiş bir insanı gündem dışı bırakmaya, unutturmaya çalışmak, sihirli sözü ise “kişi putlaştırması”na son vermekti.

Hruşçov ile elbette hemen kapitalistleşme başlamadı, ama merkeziyetçilikten vazgeçilmesiyle bölgesel eşitsizlikler artmaya başladı, devlet çiftlikleri tasfiye edildi, sonuçta kuruluş büyük bir kesintiye uğradı.  Yürütülen “destalinizasyon” kampanyası ile hem parti temellerinden sarsıldı, hem de SSCB vatandaşlarının ideolojik belirlenimleri sarsıldı. Toplumun siyasi-ideolojik dengeleri altüst edildi.

Bu, ileride etkili olacak karşı-devrim için altyapı oluşturacak, karşı devrimci sürecin işini kolaylaştıracaktı. Takip eden Brejnev dönemiyle birlikteyse Sovyet işçi sınıfının sosyalizm kavgasına yabancılaşması devam etti.

Sonuçta tarihte görülen ilk işçi devletinin kurucusu ve liderine dönük ihanet, Ekim Devrimi’ne ihanete döndü, 1985’te Gorbaçov’un glasnost ve perestroyka girişimleri ile SSCB dağılana kadar bu süreç işledi ve ardından kapitalizm muzaffer ilan edildi.

Yukarı