Yazarlar

Seçim sistemi tartışmaları

Bu yılın 16 Nisan’ında yapılan ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı kökten değiştiren referanduma ilişkin değişiklikler üç ayrı tarihte yürürlüğe giriyor.

Milletvekili sayısını altı yüze çıkaran, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Başkanlık (Cumhurbaşkanlığı) seçimlerinin beş yılda bir aynı günde yapılacağını düzenleyen değişikliklerin yürürlük tarihi “birlikte yapılacak ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin takvimin başladığı tarih” olarak belirlenmiş durumda.

Anayasanın geçici 21. maddesi ile de, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 27. Yasama Dönemi milletvekili genel seçimi ve Başkanlık seçiminin 3 Kasım 2019 tarihinde birlikte yapılacağı hüküm altına alınmış durumda. Bu arada Meclis’in seçim kararı alması halinde de, 27. Yasama Dönemi milletvekili genel seçimi ve Başkanlık (Cumhurbaşkanlığı) seçimi birlikte yapılacak. Yani, artık her durumda, önümüzdeki milletvekili seçimleri ile birlikte Başkan da seçilecek. Şimdi, bu seçime yerel seçimlerin de eklenebileceği konuşuluyor.

Her durumda, ülke siyasetinin (esasen de AKP iktidarının) 3 Kasım 2019 tarihini bekleyemeyeceği konuşulmaya başlandı. Bu durumda, “Başkanlık Sistemi” de resmi olarak daha erken hayata geçecek. Esasen AKP açısından bu çok da önemli değil. Çünkü sistem fiilen yürürlükte zaten.

Bu arada, aslında Anayasa değişikliğinin yayımı tarihinden itibaren en geç altı ay içinde Meclis gerekli uyum yasalarını çıkarmalı idi. Her ne kadar -bize çok daha uzun gelmiş olsa da- yayımın üzerinden daha altı ay geçmemiş olmakla beraber bu süre zarfında söz konusu yasalar çıkarılamayabilir. Bu yasaların içerisinde Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Kanunu ile Cumhurbaşkanlığı Seçim Kanunu da yer alıyor. Başkanlık kararnamesiyle düzenleneceği belirtilen değişiklikler ise Başkanın göreve başlama tarihinden itibaren en geç altı ay içinde yeni Başkan tarafından düzenlenecek.

Bir de not. Anayasanın 67. maddesinin son fıkrası hükmü, birlikte yapılacak ilk milletvekili genel seçimi ile başkanlık seçimlerinde uygulanmayacak. Bu fıkrayı hatırlayalım: “Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.” Yani, seçim kanunlarında yapılacak değişiklikler önümüzdeki seçimlere mahsus hemen ertesi gün uygulanabilecek duruma getirildi. Hangi tarihte yürürlüğe girerlerse girsinler, yapılacak ilk seçimde uygulanacaklar.(1)

***

AKP’nin bir “7 Haziran” daha yaşamak istemeyeceği açık. Bu nedenle, öncelikli olarak Seçim Kanunu değişmek zorunda.

İşaret fişeği de Yeni Şafak Gazetesi’nden geldi.

Tabii, bu nedenle de ciddiye alındı.

Gazete’de bu hafta başı yayınlanan bir haberin başlığı “Seçim sistemi değişiyor” idi. Aslında, haberde bilinmeyen/beklenmeyen bir husus yok. Yalnızca, AKP’nin bir süredir kendi içinde yürüttüğü bu tartışmayı nihayete erdirmek üzere olduğunu, ete kemiğe büründürmeye başladığını görmüş olduk.

Her ne kadar Gazete haberde “demokrasi sosunu” öne çıkarmış olsa da, onun da ne kadar “demokratik” ve ne kadar “sos” olduğu kuşkulu.

Adına “daraltılmış tercihli sistem” demişler.

Bu sistemde partiler, her seçim bölgesi için milletvekili sayısının iki katı aday gösterecek(miş). Seçmen, tercihi ile sıralamayı değiştire(bile)cek(miş). Her seçmen sadece bir milletvekiline oy verebilecek(miş). Daraltılmış tercihli sistem, liste başı olsa bile kimseye seçilme garantisi vermiyor(muş).

Dediğim gibi, burası “sos”.

Gazete haberinden anlaşıldığı kadarı ile formül şu şekilde: Siyasi partiler, her seçim bölgesi için milletvekili sayısının iki katı aday gösteriyor. Oy pusulalarında her partinin o seçim bölgesindeki milletvekili adaylarının isimleri yer alıyor. Oy kullanılırken, önce parti tercih ediliyor. Ardından da milletvekili adayı sıralamadan bağımsız işaretleniyor. Böylece sıralama değişebiliyor.

“Milletvekili tercihi” aslında daha önce de denenmiş bir yöntem. Kısa bir süre sonra da vazgeçildi. Eğer bu sefer de tercih edilirse, yine kısa bir süre sonra rafa kaldırılma olasılığı güçlü. Ancak, anlaşılan o ki, AKP’nin şu anda bir “sosa” ihtiyacı bulunmakta. Yoksa sonrasında liste başı olmak için “yatırım yapmış” olan milletvekili adaylarının seçilmelerinin riske girmesine rıza göstereceklerini düşünmemek gerek.

O nedenle sistemin “tercihli” kısmına değil, gözlerden kaçırılmaya çalışılan “daraltılmış” kısmına bakmak gerekiyor.

Tekrar olacak; AKP bir “7 Haziran” daha yaşamak istemeyecektir. Tüm hesaplarını tek başına iktidarı kaybetmemek üzerine kuruyor. 7 Haziran seçimlerinde %41 oyla tek başına iktidar olamayan AKP, oyu daha da düşmüşken iktidarı bırakmayacak formüller arayışında. Bulduğu formülse “az oyla daha çok milletvekili”.

Aslında AKP açısından en uygun formül “dar bölge seçim sistemi”. Ancak bu sefer de, Başkanlık seçimleri için MHP’ye duyduğu ihtiyaçtan dolayı bu adımı atamıyor. “Dar bölge”nin MHP’yi bitireceğine neredeyse kesin gözüyle bakılıyor. Bu nedenle, MHP bu modele şiddetle karşı çıkıyor.(2)

Bu model, Türkiye’ye (Mecliste) iki partili sistemi getirecektir. Bu hali ile de aslında başkanlığa en uygun sistem. MHP’yi Meclis dışında bırakacak, HDP’yi oldukça zorlayacak olan sistem ile Akşener’in partisini de doğmadan boğmayı hedefliyorlar.(3)

Tartışmalarda şu anda %10’luk ülke barajı yer almıyor. Bu nedenle, AKP’nin bu başlıkta nasıl bir karar vereceği belirsizlikler içeriyor. Ancak zaten “Türkiye milletvekilliği”, “kontenjan milletvekilliği” gibi formüllerle desteklenmiş dar ve/veya daraltılmış bölge sistemi ile baraj fiilen %30’lara çıkıyor.

Kuşkusuz seçim barajı kaldırılmalıdır. Bu yönde yapılan/yapılacak çalışmaların önemsiz olduğunun söylenmesi de olanaklı değil. Ancak yukarıda aktarılanlar artık barajsız veya düşük barajlı hallerde dahi (yalnız) seçimlerle tablonun değiştirilemeyeceğini açık bir şekilde gösteriyor. Barajın kaldırılması/düşürülmesi olasılığının yalnızca Kürt siyaseti için önemli bir anlamı olacağı gözükmekte.

Hal böyledir!

Kaldı ki, yüzde 10 oranlı baraj adil seçimlerin önündeki tek engel değildir. Katılımı engelleyen başkaca birçok engel bulunmakta. Esasen bunlar masaya yatırılmalıdır.

Solun bu tartışmalara hukuk başlığı üzerinden müdahil olamayacağı ise açıktır.

Seçim sistemi tartışmaları, bir kez daha, örgütlü gücümüzü büyütmenin, siyasal ve toplumsal alanda etkili bir güç olmanın ne kadar elzem olduğunu bize göstermektedir.

Seçimlere yönelik olası bir manipülasyona da seçimlere hile karıştırılmasına da ve nihayetinde seçimin hemen ertesinde sonuçlarının tartışılır olması haline de ancak örgütlü bir halk hareketi ile müdahil olunabilir.
—————————————————————————————————————————————

(1)Madem süreç yaklaşıyor, Başkanlığa aday olma/gösterilme koşullarını da hatırlatmış olayım: Cumhurbaşkanlığına, siyasi parti grupları, en son yapılan genel seçimlerde toplam geçerli oyların tek başına veya birlikte en az yüzde beşini almış olan siyasi partiler ile en az yüz bin seçmen aday gösterebilir. Geçerli oyların salt çoğunluğunu alan aday Başkanlığa (Cumhurbaşkanlığına) seçilmiş olacak. İlk oylamada bu çoğunluk sağlanamazsa, bu durumda da, oylamayı izleyen ikinci pazar günü ikinci oylama yapılacak ve bu oylamaya, ilk oylamada en çok oy almış iki aday katılacak. Geçerli oyların çoğunluğunu alan aday, Başkan seçilecek. Daha fazla ayrıntı içinse Cumhurbaşkanlığı Seçim Kanunu’nu bekleyeceğiz!

(2)Dar bölge seçim sistemi, her seçim çevresinin bir milletvekili çıkarması yani seçim çevresinde en çok oyu alan partinin milletvekilliğini almasına dayanan bir sistem. Bu durumda milletvekili sayısı 600 olduğuna göre, 600 ayrı seçim çevresi olması gerekiyor. Daraltılmış bölge seçim sistemi ise her milletvekiline bir seçim bölgesi vermemekle beraber seçim çevresi sayısını bugünün oldukça üzerine çıkarıyor. Bu durumda da, bir seçim çevresinden seçilecek milletvekili sayısı yürürlükte olan sisteme göre oldukça az (4 veya 5 kadar) olacak. Bu sistem Türkiye’de daha önce uygulanmış bir model. 1987 ve 1991 seçimlerinde Turgut Özal da bu modeli tercih etmişti.

(3)Seçim sistemlerine göre çeşitli senaryolar tartışılmaktadır. Örneğin bir senaryoya göre; Haziran seçimleri baz alındığında en çarpıcı sonuç 85 bölge senaryosunda tek başına iktidar olamayan AKP’nin daraltılmış bölge ile (147 bölge) tek başına iktidarı sağlamasıdır. Dar bölge senaryosunda ise AKP’nin sandalye oranı Meclisin yaklaşık 2/3’ünü oluşturmaktadır. Kasım seçimleri baz alındığında; daraltılmış ve dar bölge uygulamalarından en avantajlı olarak AKP çıkarken; dar bölge durumunda Meclisin yaklaşık 3/4’ü AKP sandalyelerinden oluşacaktır. Göksel T. & Çınar Yetkin, Yeni Anayasal Sistemde Seçim Sistemleri Simülasyonları, http://www.tepav.org.tr/tr/haberler/s/4207 (Erişim tarihi: 18.10.2017)

Yukarı