Yeni bir Cumhuriyet için ayağa kalkma zamanı!
Yazarlar

Necip Fazıl’ın çocuklarıdır bunlar!

Türkiye siyasetinin en işbirlikçi hareketinin bugün “size muhtaç değiliz” çıkışının arkasında derin anlamlar aranmamalıdır. Bugün “vize kriziyle” ortaya çıkan siyasal atmosfer üzerinden derin analizler yapılarak “AKP eksen mi değiştiriyor” diye sormak burjuva siyasetinin goygoyuna gelmek dışında bir anlam ifade etmiyor.

Çünkü bugünün güncel sorunları kadar bu siyasetin tarihsel köklerine bakmak bile burjuva siyasetinin pragmatizminin hiç de yeni bir durum olmadığını gösterecektir.

Kapitalist Türkiye’nin bugüne kadarki tarihinde dış siyasette bulunan benzer onlarca örnek, bu durumun bugün tek başına AKP’ye özgü bir durum olmadığını fazlasıyla gösteriyor. Bugün ABD’nin düşman bellediği Venezuela, İran ve Rusya ile görüşen, yeni anlaşmalar yapan AKP’ye bakınca derin anlamlar yüklenmemesi gerektiği biraz da burada aranmalıdır.

Abdülhamit’in ilkesiz ve herkese oynayan dış politikası, onu 33 yıl iktidarda tutmasına rağmen, Osmanlı’nın dağılışını engelleyememişti. Abdülhamit’in “kimden borç alabilirim” pragmatizmi tarihsel bir veri olarak karşımızdayken bu istisnai bir durum olarak değil, egemen siyasetin bir davranış kalıbı olarak görülmelidir.

İttihatçıların, önce İngiltere’ye sonra Almanya’ya yanaşmasını, Sovyet Devrimi sonrasında Bolşevik iktidardan daha ‘Bolşevik’ kesilmesini hatırladıkça, düzen siyasetinin bugünkü durumu hiç ama hiç istisnai bir durum değildir.

Dünden bugüne burjuva siyaseti benzer yönelimler içinde olmuş, kendi içinde ve emperyalist-kapitalist sistemin sınırları içinde dönem dönem hareket alanı bulmuştu. İnönü’nün ya da Ecevit’in Amerikan ‘karşıtı’ çıkışları hiçbir zaman onları emperyalizm karşıtı yapmamış, ülkemizi de bu yola hiç ama hiç sokmamıştır.

Bugün de Erdoğan benzer bir politikayı uygulamaktadır. Denge siyaseti, pragmatizm, ilkesizlik, fırsatçılık ne derseniz deyin ortada Erdoğan’a özgü farklı bir duruş göremeyeceksiniz.

Popülizm ve pragmatizm genlerinde var. Pivot ayağı sermaye sınıfının çıkarlarına ve bu anlamıyla emperyalist dünya sistemine bağlılık üzerinde duruyor. Hareketli ayağın sağa sola savrulmasından “eksen değişikliği” ya da emperyalizm ile iplerin koparıldığı gibi bir tablo çıkmayacağı açık değil mi?

Bugün Erdoğan’da cisimleşen düzen siyasetinin, geçmişteki örneklerinden farklı olmadığını görünce kapitalist Türkiye’nin egemen siyasetinin varacağı yol bellidir. Kapitalist-emperyalist sistemde oluşan yeni dengelerde yer kapmak ve yerini almak dışında bir mana bulunmuyor.

Bu davranış biçimi düzen siyasetinin temel özelliği. Ancak bundan ötesi AKP’nin köklerinde aranmalıdır. Necip Fazıl’ın ideolojik önderliğini üstlendiği Akıncılığın bugünkü temsilcisidir AKP. Sadece AKP değil bugün Genelkurmay başkanlığı koltuğunu dolduranların da geçmişlerinde Necip Fazılcılık olduğu biliniyor artık. Ancak bilinmeyen Necip Fazıl’ın İslamcılığı değil, düpe düz Amerikancılığıdır.

1959 yılında Büyük Doğu dergisinde Necip Fazıl tarafından kaleme alınan “Amerika, Dünya ve Biz” başlıklı yazısında geçen şu ibareler AKP ile temsil edilen İslamcı siyasetin genlerinde bulunan işbirlikçiliği daha iyi ifade edemezdi:
“Bize düşen, kendi kendimize sahip olarak, Amerika’nın ebedi müttefiki, Amerikalının da ‘Sen sensin, ben de ben’ tarzında dostu olmaktır. Amerikalıyı da böylece kendimiz için bir saadet unsuru kılmak… Yoksa, bela haline getirmek değil…”
Amerikancılık için noter tasdikine ihtiyaç yok! Genlerinde Amerikancılık bulunanların bugün mangalda kül bırakmayan şovlarına inanmayın.

Sadece bu tarihsel örnekler, AKP’nin genlerindeki Amerikancılığın ve bir burjuva devlet partisi olarak pragmatizminin olağanüstü bir durum olmadığını göstermeye yeter de artar bile.

Güncel örnekler ise herkesin malumu.

AKP’den Amerikan karşıtlığı çıkmaz. Çünkü köküne kadar sermaye sınıfının çıkarlarını savunan bir partidir…

Çünkü köküne kadar sermaye devletinin bütün özelliklerini üzerinde taşır…

Çünkü köküne kadar Necip Fazıl’ın çocuklarıdır…

Kimse kimseye maval okumasın!

“ABD’ye muhtaç değiliz” demişler. ABD’nin parasına, silahına, siyasetine, kültürüne, gücüne tapanların bugün yaptıkları manevra ABD ile masaya oturmak içindir.

Mesele muhtaç olup olmamak değil tabiiyettir.

Yukarı