Pusula 16

Suriye’de emperyalizmin güncel durumu

PUSULA’da bu hafta Neşe Deniz Babacan emperyalizmin Suriye’deki güncel durumunu anlattı.

Neşe Deniz Babacan

 

Emperyalizmin farklı araçlarla müdahalesine karşı Suriye’deki iktidarın pozisyonu her geçen gün kuvvetlense de, ne savaş henüz sona erdi ne de emperyalizmin bölgedeki varlığına son verildi. Bölge halklarının anti-emperyalist mücadele bağlamında yapması gereken daha çok şey var.

 

Suriye’deki savaşın başladığı 2011 yılından bugüne emperyalizmin sürece müdahalesinin kesintisiz olduğu konusunda kimsenin şüphesi bulunmuyor. Bu yazıda Suriye savaşının altı yıllık tarihinden ziyade emperyalizmin Suriye’den hareketle emperyalizmin Ortadoğu’da geleceğe dönük yönelimlerini tespit etmeye çalışacağız.

Ancak öncelikle geçmişteki birkaç kritik dönüm noktasını ele almak gerekiyor. Bunlardan bir tanesi olarak, sürecin henüz başlarında emperyalizm tarafından işlerin kolay halledileceğine dair olan yaklaşımı not etmekte fayda var. Henüz 2012 yılında, Suriye’de, kendilerine muhalif diyen emperyalizm destekli işbirlikçi güçlerin harekete geçmesinden neredeyse bir yıl sonrasında Cenevre’de yapılan müzakere görüşmelerinde, özellikle ABD konumunu net olarak ortaya koydu.

Emperyalizmin çelişkileri

Suriye’de yeni bir Anayasa’nın yazılması, “Silahlılar” olarak nitelenen radikal İslamcı, cihatçı, selefi grupların sistemin doğal bir parçası olarak ilan ya da meşru muhalefet olarak kabul edilmesi ve Esad’sız bir geçiş hükümeti kurulması, o dönem emperyalizm tarafından Birleşmiş Milletler temsilcileri tarafından Suriye’ye dayatılan başlıklar olarak öne çıktı.

Doğal olarak Suriye’deki meşru iktidar bunların hiçbirisini kabul etmedi. Kabul etmeyerek ne kadar doğru bir karar aldığı ise bugünlerde ortaya çıkmış görünüyor. Açık olan bu durumu artık emperyalistler bile yavaş yavaş kabul eder duruma geldi. Ancak bunlarla birlikte, Rusya’nın da devreye girmesi ile birlikte daha hassas bir dengeye oturan Suriye savaşındaki emperyalizmin pozisyonu birkaç noktada başkalaşım geçirerek bugünlere geldi.

Bunlardan bir tanesi radikal İslamcı örgütlerin geçirdiği farklılaşma ve bulundukları siyasi konumlanış, bir diğeri ise Suriye’de faaliyet gösteren PYD’nin pozisyon değişikliği olarak ortaya çıktı. Bu bahiste emperyalizmin yaşadığı çelişkilerin somut bir yansımasını AKP iktidarının dış politika yönelimlerinde ve Ortadoğu siyasetinde görmek mümkündür.

2012 yılında emperyalizmin talepleri olarak okunabilecek başlıkların bugün de tekrar tekrar ısıtılarak masaya sürüldüğü ise açık bir gerçek olarak ortada duruyor. Cenevre görüşmelerinin sonraki oturumlarında da benzeri başlıklar gündeme gelse de, emperyalizminin bu çerçevede büyük bir ilerleme kaydedemedi.

Diplomatik alandaki dayatmaları konusunda büyük bir zafer kazanamayan ABD’nin, adım adım başka politikaları devreye sokmuştur. “Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunuyoruz” diyerek Suriye’yi parçalamak için elinden geleni yapan, “Radikal İslam’a göz açtırmayacağız” diyerek cihatçı örgütleri destekleyen, “Suriye’ye demokrasi gerekiyor” diyerek Suriye’de her türlü militarist, faşist ve gerici yöntemi kullanan ve destekleyen ABD emperyalizmin Suriye’de derin ve sistematik bir gelecek tasavvuru olduğunu söylemek zor görünüyor.

Ancak bu noktada, emperyalizmin bölgeye dönük müdahalesinde mutlak bir yenilgi içerisinde olduğunu söylemek ise yanlış olacaktır. ABD’nin sahte söylemlerinin ortaya çıkması ve yaşanan inandırıcılık kaybı ile yine ABD’nin özellikle Suriye’de kazandığı mevzilerin arasında ters orantı olabileceğini hesaba katmak gerekiyor.

Bununla birlikte son bir yılda Suriye’nin kuzeyinde yaşanan gelişmeler, emperyalizmin güncel pozisyonunun netleşmesini, yeni ittifaklar zincirinin ortaya çıkmasını ve ABD’nin bu noktada kalıcı sayılabilecek PYD ittifakını kazanmasını sağlamıştır. Her şeyin başında kazanılmaya çalışılan temel mevziinin bu olup olmadığı tartışması şu afaki olmakla birlikte, PYD/YPG’nin ABD ile olan işbirliği artık güncel bir olgu olmaktan çıkarak tarihsel bir olguya dönüşmektedir.

Emperyalizm açısından öne çıkanlar

Emperyalizm açısından çok seçenekli ve birden fazla ittifak unsurunun aynı anda idare edildiği bir denklem olan Ortadoğu politikasının Suriye ayağına dair bazı başlıkların öne çıktığı söylenebilir.

Bunlardan ilki, Donald Trump’ın ABD Başkanı olması ile birlikte ABD dış politikasındaki “değişim beklentisi” hangi çevreleri ne kadar tatmin ediyor bilemiyoruz ama ABD açısından İsrail’in güvenliği, petrol ve doğalgaz kaynakları ve yolları üzerindeki hegemonya arayışı, emperyalizmin güvence altına aldığı bölgelerde yeni petrol kuyularının açılarak uluslararası tekellerin kullanımına açılması, İran’ın kuşatılması, Suudi Arabistan ile büyük ittifakın devam ettirilerek Mısır ve Türkiye gibi ülkelerin buna eklemlenmesi gibi başlıklar üst sıralardaki yerini korumaya devam ediyor.

İkincisi, ABD’nin IŞİD’e karşı mücadele adı altında dünya üzerindeki emperyalist devletleri ve bilumum siyasi güçleri kendi eteğinde toplamayı başardığı açıktır. Ancak yavaş yavaş bunun gündemden düşmesi ve siyasi çözümün daha açıktan konuşulacağı da açıktır. Bu noktada ABD, Suriye’nin kuzeyinde ve doğusunda PYD ile birlikte ele geçirdiği toprakları pazarlık unsuru olarak kullanmak isteyecektir.

Üçüncüsü, Irak’taki Barzani referandumu, ABD’nin referanduma dönük negatif söyleminden ayrı düşünüldüğünde emperyalizmin bölgeye farklı bir düzlemde girişi ve yerleşmesinin bir aracıdır. Benzeri bir araç yeri geldiğinde Suriye’de de devreye sokulabilir. Zira Kuzey Irak’taki referandumun yapıldığı günlerde, PYD’nin egemenliği altındaki bölgelerde de yerel yönetim seçimleri yapılmış, ABD eliyle kurulan ve PYD’nin ağırlık oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) temsilcileri ABD ile işbirliği çağrılarını yenilemiştir.

Dördüncüsü, sekülerizm ve ulusal kurtuluşçuluk, anti-emperyalist mücadeleden ve kapitalizm/sömürü karşıtlığından soyutlandığı oranda emperyalist güçlerin politikalarına hizmet eden iki başlıktır. Şu ana kadar belli oranlarda bu durumdan istifade eden ABD’nin gerek Irak’taki referandum ve Suriye’de elde ettiği olanaklar ile, gerekse Türkiye üzerinden, İran ve Rusya ile kurduğu ilişkiler bağlamında kendine yol bulmaya çalışacağı da net olarak görülmelidir.

Son olarak ise, emperyalist müdahalenin temel argümanları olan “Esad’sız Suriye için geçiş rejimi”, “Radikal İslamcı güçlerin meşru muhalefet sayılması”, “Yeni Anayasa ve toprak bütünlüğü” gibi başlıkların artık ABD ile PYD ile ittifakı bağlamında da değerlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü PYD’nin bu başlıkların hepsine ABD’nin belirlediği çerçeve içerisinde bir yaklaşım geliştirmesi yüksek ihtimaldir.

İşte tam da bu noktada emperyalizme karşı direniş ve mücadele çizgisinin nasıl şekilleneceği önem taşımaktadır. Anti-emperyalist mücadeleyi merkeze koymayan bir anlayışın bölgede, Türk, Kürt ve Arap emekçilerinin kurtuluşu adına söz sahibi olamayacağı da bilinmektedir.

Yukarı