Pusula 16

Suriye kazanmalı!

Bu hafta PUSULA’da, Suriye’nin emperyalizme karşı verdiği mücadelenin anlamını değerlendiriyoruz.

Altı yılı aşkın süredir devam eden ve ülkeyi yıkıma sürüklerken binlerce insanın hayatına mal olan bu savaşın sorumlusu olan emperyalizm ve işbirlikçilerinin başladıkları noktadan daha zor bir konumda olduklarını söylemek mümkün.

 

Suriye’de yaşanan savaşın üzerinden 6 yıl geçti. Bu zaman zarfında savaşın bilançosuna dair farklı veriler olsa da yaklaşık 400 bin insanın öldüğünün, yüzbinlerce insanın yaralandığının ve milyonlarca insanın Suriye’yi terk ettiğinin iddia edildiği bir tablo var karşımızda.

22 milyon nüfuslu ülkenin yarısı evlerinden ayrıldı, yaklaşık 5 milyon insanın komşu ülkelere göç etmek zorunda kaldı. Türkiye’de 2,7 milyon, Lübnan’da 1 milyondan fazla ve Ürdün’de 650 bin Suriyeli göçmen bulunuyor. Yaklaşık bir milyon kişi de Avrupa’ya sığınma talebinde bulundu.

Bu yıkım tablosunun sorumlusu olarak emperyalist güdümlü propaganda makineleri “Esad rejimini” sorumlu tutsa da Suriye savaşının nedenleri ve arkasındaki güçler irdelendiğinde bambaşka sonuçlar çıkıyor. Bugün Suriye savaşında ortaya çıkan bu tablo bir kez daha göstermektedir ki, emperyalist sistem kendi egemenliğini kurmak için böylesi bir tablonun yaşanmasından hiç çekinmemektedir. Suriye savaşının tek başına bir “iç savaş” olarak adlandırılması büyük bir manipülasyon olarak değerlendirilmek durumunda. Çünkü bu savaşın ve yıkımın arkasında başka hesaplar, planlar ve güçler bulunuyor.

“Arap Baharı” değil Arap Kışı

Suriye’de yaşanan bu tablo, bu anlamıyla, Suriye’nin bir iç problemi olarak görülemeyecek daha geniş bir planın parçası olarak değerlendirilmeli. Çünkü yaşananlar Suriye ile sınırlı değildi ve hatta Suriye neredeyse bütün Arap ülkelerini etkileyen bir sürecin son halkası olarak görülmeli. Tunus’ta başlayan, Mısır, Libya, Bahreyn’e yayılan ve Suriye’ye sıçrayan “Arap Baharı” iki kutuplu dünyanın dengelerini emperyalizm lehine baştan aşağıya değiştiren gelişmelerin adı oldu. Yıllardır iktidarda bulunan partilere yönelik tepkilerin sokağa çıktığı ve sonrasında ise emperyalizm güdümlü siyasal İslamcıların devreye girdiği bir sürecin adı olarak konulan “Arap Baharı”, sonuçları itibariyle “Arap Kışı”na dönüştü.

Emperyalizm, İslamcı siyasal hareketleri harekete geçirmiş, Ortadoğu’da “ılımlı İslam” adıyla yönetimler oluşturma hedefiyle harekete geçmişti. Arap Baharı adıyla başlayan bu süreç, yaşanılan ülkelerde ileriye yönelik bir değişim değil, emperyalizmin müdahalesi ile birlikte İslamcı siyasi güçlerin devreye sokulduğu bir yıkım tablosu olarak daha büyük sorunlara yol açmıştı.

Suriye’de ise yaşanılanlar ne Mısır ne de Tunus’ta kendiliğinden başlayan kitle hareketleri ile anılabilirdi. Neredeyse düğmeye basılmışçasına Müslüman Kardeşler hareketinin provokasyonları ve batı destekli propaganda makinelerinin eş zamanlı olarak devreye girdiği bir planın hayata geçirildiğini gösteriyordu. Cisr eş Şuğur Katliamı, Haziran 2011 yılında binin üzerinde İslamcı militanın silahlı katliamı olarak tarihe geçmişti: 3 gün boyunca kentte terör estiren cihatçı militanlar yüzlerce insanı katletmiş, bankaları soymuş ve Türkiye’ye kaçmıştı. Aslında Suriye’de yaşananlar, adım adım örülmüş planın devreye sokulmasından başka bir şey değildi.

Esad rejimine karşı isyan mı?

“Batı basını” ve Türkiye’deki havuz medyası yaşananları Esad rejimine karşı bir isyan hareketi olarak sunuyor, “isyana” destek vermek için büyük bir çaba içine giriyordu. Türkiye ve Ürdün sınırında yabancı binlerce militan Suriye’ye sokuluyor, cihatçılar ABD, Türkiye, Ürdün, Katar, Suudi Arabistan başta olmak üzere birçok devlet tarafından silahlandırılıyordu. Emperyalist büyük bir tezgah kurulmuş, emperyalizme bağlı cihatçılar silahlandırılarak Suriye rejimini yıkmak harekete geçirilmişti.

Suriye savaşı, Esad rejimine karşı bir halk ayaklanması olarak değil başta Müslüman Kardeşler olmak üzere dinci siyasal güçlerin emperyalizm güdümlü terörü olarak görülmelidir. Savaş sırasında ve bugün neredeyse halkın yüzde 70’nin meşru Suriye Hükümeti’nin kontrol ettiği bölgelere geçmesi bu gerçeği bütün çıplaklığıyla bir kez daha göstermektedir.

İslamcılığın ipleri emperyalizmin elinde

Emperyalizm, Ortadoğu’ya müdahalesini İslamcı siyasal güçler üzerinden yapmıştı. Katar destekli Müslüman Kardeşler Mısır, Tunus ve Suriye’de, Suudi Arabistan destekli El Kaide, IŞİD ve radikal İslamcılar ise Libya, Suriye ve Irak’ta devreye sokulmuştu. Hepsinin arkasında ise İsrail destekli ABD ve İngiltere emperyalizmi bulunuyordu.

Amaç Suriye rejiminin yıkılarak İslamcı bir yönetimin başa getirilmesi, İsrail’in güvenliğinin alınması ve sonrasında İran’ın hedef tahtasına oturtulmasıydı. Sünni-Şii mezhep ayrılığı bizzat emperyalizm tarafından körüklenmiş, Türkiye’de AKP iktidarı bu planın bizzat parçası haline gelerek bu yıkımın baş aktörlerinden birisi haline gelmişti.

Emperyalizmin Büyük Ortadoğu Projesi ekseninde Suriye ve Irak’ın ele geçirilmesi planı Suriye halkının direnişi ile sekteye uğrayınca bu sefer Irak ve Suriye’nin parçalanması yoluna gidilmişti.

Suriye’nin kazanması emperyalizmin ve gerici AKP’nin yenilgisidir

Suriye savaşının, bütün bu yazılanlar ışığında değerlendirdiğimizde, ortada bir “iç savaş” olarak değerlendirilemeyeceği açık olarak görülecektir. Emperyalist planların devreye sokulduğu bu korkunç tablo bizzat emperyalizmin bölgeye yerleşmesi ve egemenliğini kurma amacı taşımaktadır. Bu anlamıyla Suriye savaşı, komşu bir ülkenin kendi iç sorunları olmasının ötesinde bir anlam taşır: Emperyalizmin müdahalesine verilen bir yanıt olarak Suriye halkının meşru direnişi olarak görülmelidir. Tam da bu yüzden Suriye’nin bu savaşı kazanması aslında emperyalizmin yenilgisi olarak okunmak durumundadır.

Türkiye’de ilericilik mücadelesi Suriye savaşına bağlıdır. Çünkü AKP tarafından temsil edilen “Müslüman Kardeşler” ideolojisi, Suriye’de emperyalizmin çıkarları için devreye sokulmuş, cihatçı terörün aktörü olarak kullanılmıştı. AKP tarafından sonuna kadar zorlanan ve desteklenen cihatçı terörün Suriye’de yenilmesi aslında İslamcı siyasetin de yenilgisi anlamına gelecektir.

Yukarı