Pusula

Her yerde tehdit emperyalizm

Bu hafta PUSULA’da, emperyalizmin geçmişten günümüze yarattığı savaş tehdidini değerlendiriyoruz.

Emperyalizm, kanlı tarihi ile, insanlığın yürüyüşünün önündeki en büyük engel olmaktan öteye geçemiyor.

 

Lenin, 1916’da “Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması” kitabını yazdığında dünyanın yaşanabilir yüzeyinin yüzde 68’i Avrupa ve ABD emperyalizminin boyunduruğu altında yaşıyordu. “Yeryüzü topraklarının kapitalist büyük güçler arasında paylaşımının tamamlanması” tanımı bunu anlatıyor, ancak bunun sabit bir denklem olarak kalmayacağı hemen sonrasında çıkan Birinci Dünya Savaşı ile kendisini gösteriyordu.

Kapitalizmden barışçı, bunalımsız ve istikrarlı bir gelecek beklememek; emperyalizmin aslında ‘çürüyen kapitalizm’ olduğunu başta vurgulamak gerekiyor. Sömürgecilik, yayılma politikası, savaş, ülkelerin parçalanması ve bütün bunların ortaya çıkardığı barbarlık. Emperyalizm, kanlı tarihi ile, insanlığın yürüyüşünün önündeki en büyük engel olmaktan öteye geçemiyor.

Emperyalizm varsa savaş var

Bugün dünyada, Irak’ta 1990’daki Körfez Savaşı’ndan beri emperyalist saldırı ve işgal sonucunda doğan boşlukta palazlanan IŞİD’in yanı sıra kuzeydeki Mesud Barzani liderliğindeki bölgesel yönetimin son referandum adımıyla birlikte bölünme ve yeni gerilimler yaratıyor.

Yine Suriye’de bir süre öncesine kadar desteklenen cihatçı terör örgütlerinden beklenen elde edilemeyince Suriye’nin bölünmesi ya da en azından bir parçasının alınarak emperyalizmin bölge planlarına uyumlu yeni projelerin hayata geçirilmesi için PYD ve onun başını çektiği Suriye Demokratik Güçleri desteklenerek ilerlenmeye çalışılıyor.

Biraz daha uzağa gidildiğinde Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti tüm dünyaya “savaş çıkartacak bir haydut” gibi gösterilmeye çalışılıyor. Ama yarımadadaki Kore Savaşı’ndaki vahşetten ve bunun toplumsal bellekteki yerinden, ABD askeri varlığından, sürekli tekrarlanan askeri tatbikatlardan, ABD bombardıman uçaklarının KDHC hava sahasına yakın uçurularak yapılan provokasyonlardan ise hiç bahsedilmiyor.

Batı Yarımküre’ye bakıldığında da farklı bir durum yok. Venezuela’da işbirlikçi muhalefet ile birlikte Bolivarcı Devrim boğulmaya çalışılıyor. Daha önce yapıldığı gibi askeri darbe girişimleri deneniyor, hatta doğrudan askeri müdahale ihtimalleri bile dillendiriliyor.

Ukrayna’da yaşananlar ortada. Bunların yanı sıra Afrika’da ve Asya’da cihatçı terör örgütlerinin neden olduğu çatışmalar da ortada.

İnsanlar öldükçe artan karlar

Bir yandan emperyalist ülkeler arasındaki paylaşım savaşı anlamına gelen bir yandan da uluslararası karteller, özellikle de Amerikan kapitalistleri için büyük bir zenginleşme kaynağı olan Birinci Dünya Savaşı ardında 18 milyon ölü insanın öldüğü ve 23 milyon insanın yaralandığı bir tarih bıraktı. Savaşa katılan ulusların nüfusu 800 milyon olduğu düşünüldüğünde bu sayıların büyüklüğü daha da ortaya çıkıyor. Aynı dönemde Amerikan tekellerinin 1917 yılındaki kazançları 1914 yılının üç-dört katına çıktı. Savaş yılları boyunca bu tekellerin karları 35 milyar doları (bugünkü değerle 800 milyar dolardan fazla) bulmuştu.

İkinci Dünya Savaşı’nda da benzeri bir tablo vardı. 1942’den 1945’e ABD şirketlerinin karı yüzde 40 artmıştı. Aynı yıllarda şirketlerin vergi sonrası net karı 40 milyar doları (bugünkü değerle 600 milyar dolara yakın) geçiyordu. Bu savaşta sadece ölen insan sayısının savaş öncesi toplam dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 3’üne denk gelen en az 60 milyonu bulduğu biliniyor.

Ford’un otomobili, Rockefeller’in Standart Oil petrol şirketi, ahtapot gibi Latin Amerika’ya uzanan ve “muz cumhuriyeti” terimini ortaya çıkaran United Fruit şirketi emperyalizmin en önemli sembolleriydi. Bu ve benzeri şirketler, emperyalizmin işgal etmeye çalıştığı ülkelerde darbe, iç savaş finansmanı, silah kaçakçılığını organize etti.

Bir diğer koldan, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında bütün kıtalarda esen sosyalizm rüzgarına karşı emperyalizm yeni müdahale araçları ortaya çıkardı. Belçika, Fransa, Lüksemburg ve İngiltere’nin 4 Mart 1948’de Brüksel’de “komünist saldırı ve içten gelecek devrim tehdidine karşı” gündemiyle yaptıkları toplantı sonunda karşılıklı yardımlaşma konusunda anlaşarak 18 Mart 1948’te “Brüksel Anlaşması” ile sonuçlanmıştı. Bunun ardından bu anlaşma genişletilip 12 ülkeye çıkartılarak 4 Nisan 1949’da Washington’da “Kuzey Atlantik İttifakı/Antlaşması” yapılır ve NATO kurulur.

NATO kurulması işkence, adam kaçırma, katletme, infazlarda bulunma, provokasyon eylemleri yapma, siyasi cinayetler işleme gibi kontrgerilla yöntemleri kullanılmaya başlanır. Çeşitli isimler ile bu kirli savaş aracı gizli olarak da örgütlenir.

1950-1953 arasında Kore Savaşı, 1954’te Guatemala’da darbe, 1961’de Küba’da Domuzlar Körfezi denemesi, 1965-1975 arasında Vietnam Savaşı, 1973 Şili’de darbe, 1974’te Arjantin’de darbe, 1980’de Türkiye’de darbe, 1983’te Grenada’nın işgali, 1989’da Panama’nın işgali, 1994’te Bosna Savaşı, 1998’de Kosova Savaşı, 2001’de Afganistan’ın işgali, 2003’te Irak’ın işgali ve 2011’de Libya’ya müdahale bu örgütün ilk akla gelen suçları arasında sayılabilir.

Emperyalizmin “Yeşil Kuşak” projesi ile başlattığı dinci gericilerin kullanıldığı dönemin ardından reel sosyalizmin çözülüşünün ardından bu kez Yugoslavya’dan başlayarak ülkeleri parçalama yolu da açılmıştır.

Tüm bu çatışmalarda ölenlerin yanına emperyalizmin yoksullaştırdığı, çatışmalara sürüklediği ülkelerdeki açlık, salgın hastalıklar gibi insani felaketlerde hayatını kaybedenler de eklenmeli.

Emperyalizmin suçları unutulmamalı

Emperyalizm kar ve paylaşım hırsıyla öldürdüğü yüz milyonlarca insan ortadayken bugün Beşşar Esad, Kim Jong-un ve Nicolas Maduro gibi liderleri ve hatta Lenin ve Stalin gibi Sovyet önderlerini tartışmak en iyi ihtimalle saflık veya diğer olasılıklarda kötüniyetli bir ikiyüzlülük sayılmalı.

Dünyada savaşların kol gezdiği ve hatta yeni dünya savaşı olasılıklarının konuşulduğu bu dönemde katliamcı, savaş çığırtkanı, katil aranıyorsa bakılması gereken yerin emperyalist ülkelerin başkentleri olduğu açık olmalı. Emperyalizmin kanlı tarihi ve suçları unutulmamalı.

Yukarı