Pusula

Arka bahçe Latin Amerika

PUSULA’da bu hafta Taylan Yılmaz ABD’nin arka bahçesi olarak gördüğü Latin Amerika’da yaptıklarının tarihini yazdı.

Taylan Yılmaz

 

ABD’nin “demokrasi ihraç etmek istediği” ülkelere bakarken Latin Amerika’yı hatırlamak gerekli.

Latin Amerika kıtasının tamamında ilerici, halkçı ve sosyalist iktidarlara karşı ekonomik ablukalar, liderlere suikast girişimleri, sağcı paramiliter grupların desteklenmesi ve faşist askeri darbeler de dahil olmak üzere elinden gelen her yolu deneyen emperyalizmin tarihi oldukça kanlı ve kirli.

Latin Amerika, ABD’nin Monroe doktrini ile başlayan, çeşitli şekillerde revize edildikten sonra ABD Başkanı Theodore Roosevelt tarafından ortaya konan haliyle Latin Amerika’ya müdahale ve diğer ülkeleri engelleme siyasetiyle ABD’nin arka bahçesi niteliğinde görüldü.

Kuşkusuz emperyalizmin bütün hamleleri ve müdahaleleri kirli ancak “Kirli Savaş” kavramı dahi Latin Amerika’ya müdahalelerden, 1976’da gerçekleşen Arjantin’deki askeri darbeden doğdu.

Emperyalizmin kanlı tarihinin basit bir resmi için Arjantin’den Şili’ye, Nikaragua’dan Grenada’ya bir kaç örneğe bakmak bile yetiyor.

Kirli Savaş’ın kökeni ve Arjantin

“Kirli Savaş” terimi ilk olarak 1976 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) desteklediği, Arjantin Başbakanı Isabel Perón’u deviren General Jorge Rafael Videla’nın sağcı askeri cunta döneminde kullanılmaya başlandı. Perón’u deviren askeri cunta daha sonra “Ulusal Yeniden Yapılandırma Süreci” ismini alarak 1983 yılına kadar yönetimde kaldı.

Cuntanın “Ulusal Yeniden Yapılandırma Süreci” ismini almasıyla “Kirli Savaş” arasında bir ilişki mevcut. O dönem Arjantin toplumunun yeniden inşası adı altında yönetimi ele geçiren emperyalizm destekli sağcı cunta, Arjantin’de oldukça güçlü olan toplumsal muhalefete yönelik bir katliam döneminin kapısını açtı. Kuşkusuz bunun başlıca nedeni Latin Amerika’da emperyalizmin çıkarlarını güvenceye almak, ABD’nin politikalarının önünü kesebilecek herhangi bir toplumsal düzenin ortaya çıkışını engellemekti. Arjantin’de 1976 yılında gerçekleşen darbenin bir benzerinin de 1973 yılında Şili’de Salvador Allende’nin Halkın Birliği iktidarına karşı gerçekleştiğini de hatırlatmak gerekiyor.

Arjantin ordusu, Arjantin polis teşkilatı ve Amerikan yanlısı sağcı paramiliter grupların oluşturduğu anti-komünist ittifak, “Üçlü A”, Arjantin genelinde başta komünistler olmak üzere ülkenin toplumsal muhalefetini sindirmek için ölüm mangaları kurdu. Üçlü A dönemin Sosyal Kalkınma Bakanı José López Rega tarafından yönetildi. Darbecilerle görüşen ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ise insan hakları ihlalleri ile ilgili gösteriler ABD’de başlamadan önce Arjantin’deki toplumsal muhalefetin mümkün olan en hızlı şekilde ortadan kaldırılması gerektiğini söylüyordu.

Arjantin’de ilerleyen yıllarda ABD merkezli neoliberal politikaların yerleşmesini kolaylaştırmak da darbenin nedenleri arasında gösterilebilir. Kirli Savaş dönemini fırsat bilen darbe yönetimi, sendikaları kapattı. İşçi önderleri ya katledildi ya da kaybedilmek üzere gözaltına alındı. Darbe yönetimi Arjantin’in bir çok noktasında binlerce insanların tutulduğu gizli gözaltı merkezleri kurdu. Plaza de Mayo Anneleri de yine Kirli Savaş gözaltında kaybolan çocuklarını arayan anneler tarafından kuruldu. Kirli Savaş döneminde 30 bin kişinin gözaltında kaybedildiği ve öldürüldüğü tahmin ediliyor.

Şili ve Allende hükümetinin devrilmesi

Tarihler 11 Eylül 1973’ü gösterdiğinde Şili’nin “demokratik” seçimlerle iktidara gelen sosyalist başkanı Salvador Allende’ye ve Allende’yi iktidara taşıyan partilerin oluşturduğu Halk Birliği (Unidad Popular) koalisyonuna karşı, General Augusto Pinochet’in liderliğindeki ordu güçleri tarafından faşist bir darbe düzenlendi.

Diğer örneklerde de olduğu gibi, Şili’de gerçekleşen faşist darbede de ABD parmağı bulunmaktaydı. Latin Amerika’nın en önemli ülkelerinden biri konumundaki Şili’de sosyalist bir başkanın olması ABD yönetimi açısından kabul edilemezdi.

Darbe şartlarının temelleri 1973 yılından çok daha önce atıldı. Ülkedeki burjuvazinin de desteğiyle ABD tarafından ekonomik sabotaj girişimleri gerçekleştirildi. Tekellerin üretimi durdurması, stokları saklaması sonucu Şili halkının gıda, ilaç ve tüketim maddeleri sıkıntısı çekerek Allende yönetimine karşı bir ayaklanma gerçekleştirmesi beklendi. Bu gerçekleşmeyince son çare olarak askeri darbe denendi.

Darbeden sonra tıpkı Arjantin örneğinde görüldüğü gibi komünistler, sosyalistler, işçi sendikaları ve toplumsal muhalefeti sindirmek üzere sağcı paramiliter grupların da desteğiyle ölüm mangaları kuruldu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Arjantin’e kaçan bir Nazi subayı tarafından “Colonia Dignidad” (Haysiyet Kolonisi) adlı bir kapalı komün kurulmuş. Bizzat Pinochet tarafından onaylanan bu sivillere kapalı komün, toplumsal muhalefeti ortadan kaldırma politikasının merkezindeydi.

Bunlara ek olarak, darbeden sonra Şili’nin ekonomik olarak ABD’ye bağlanmasını ve neoliberal politikaların uygulanmasını sağlamak için de CIA, ABD Dışişleri Bakanlığı, Ford Kuruluşu ve Rockfeller Kuruluşu tarafından desteklenen “Şili Projesi” kapsamında Şili’deki üniversitelerden öğrencilere burs vererek ABD’de neoliberal düşüncenin merkezi olan Chicago Üniversitesi’ne gönderildi. Üniversite eğitimini tamamlayıp Şili’ye dönen bu öğrenciler ülkede neoliberal politikaların yerleşmesini sağladı.

Nikaragua’nın istikrarsızlaştırılması

1979 yılında Sandinista Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (FSLN) ABD destekli Anastasio Somosa diktatörlüğünü devirmesi, bölgede hakimiyetini güçlendirmek isteyen ABD için beklenmedik bir gelişme oldu. Şili’de Allende’yi deviren, Arjantin’de darbeyle Kirli Savaş’ı başlatan emperyalizm Nikaragua’da da boş durmadı.

Sağcı bir paramiliter grup olan “Kontralar” FSLN’ye karşı hem ABD hem de Arjantin istihbaratı tarafından desteklendi. ABD’nin Sandinista yönetimini devirme isteği yüzünden anti-komünist ve sağcı paramiliter grup Kontralar’ın eliyle Nikaragua’da iç karışıklık tırmandırıldı.

Bunun sonucu olarak 7 yıllık süren iç karışıklık boyunca yaklaşık 50 bin kişi hayatını kaybetti. Devrimi yeni gerçekleştirmiş FSLN için ise normal şartlarda ülkenin inşası ve Nikaragua halkı için ayrılmış kaynakların tükenmesine neden oldu.

Grenada’nın işgali

Karayipler’de bulunan yaklaşık 91,000 nüfuslu Grenada adası bile ABD’nin bölge politikalarından payını aldı.

1979 yılında Grenada hükümetini deviren Halkın Devrimci Hükümeti (PRG), ABD yönetiminin dikkatlerini üzerine çekmiş, “yeni bir Küba” korkusu yaratmıştı. PRG’nin Grenada hükümetini devirdikten sonra yaptığı ilk şeylerden biri de Küba ile yakın ilişkiler geliştirmek olmuştu.

Ekim 1983’te dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan, Grenada’daki PRG hükümetinin ABD’nin ulusal güvenliğini tehdit ettiğini söyleyerek Grenada’yı işgal edeceklerini duyurdu. İşgal sonucu adada bulunan Küba’lı bir çok asker hayatını kaybederken Grenada ordusu da ağır darbe almış oldu.

Latin Amerika kıtasında gerçekleşen darbelerin ve üstü örtük veya açık savaş ve operasyonların tamamında ABD’nin parmağı vardı. Bu darbeci askerler ve kontrgerillalar önceki adı Amerikalar Okulu olan “Güvenlik İşbirliği için Batı Yarımküre Enstitüsü”nde eğitimden geçirilmişti.

ABD’nin Latin Amerika’da yaptıklarının ancak küçük bir kısmını gösteren bu kısa özet bile emperyalist vahşeti görmek için yeterli. ABD’nin “demokrasi ihraç etmek istediği” ülkelere bakarken Latin Amerika’yı hatırlamak gerekli.

Yukarı