Köşe Yazıları

Emperyalizm üzerine III: Emperyalist sistemde liderlik

H. Murat Yurttaş bu haftaki yazısında Çin’i ekonomik ve siyasi yönden değerlendiriyor

Emperyalist sistem içerisinde yeni bir durumun ortaya çıktığını ve emperyalist olmaya aday olduklarından şüphe olmayan özellikle Rusya ve Çin’in siyasi ve ekonomik olarak yükselişlerinin daha yakın ve derinlemesine değerlendirilmesi gerekiyor dedikten sonra Rusya ile başlamıştım. Şimdi de aynı kriterlerle Çin’e bakalım.

* * *

Çin üzerindeki dünyanın en büyük ekonomisi oldu olacak beklentisi bir yandan da ABD’nin yerine yeni bir lider ortaya çıkıp çıkmayacağı sorularını gündeme getirdi.

Dünyadaki eğilim, İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşturulan ve Soğuk Savaş koşullarında şekillendirilen mevcut emperyalist sistemin bu haliyle devam etmesinin zor olacağını gösteriyor. ABD ve İngiltere arasındaki yakınlık ile Almanya-Fransa-İtalya arasında belirlenen Avrupa Birliği arasında artan bir rekabet olduğu görülüyor. Bu bağlamda, bir yenilik olarak Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın yeni bölgesel güçlerin öne çıktığını ve emperyalist olmaya aday olduklarını daha önce yazmıştık.

Büyük toprakları ve devasa nüfusuyla Çin kuşkusuz bu ülkeler arasında bir odak olma özelliği tartışmasız olan bir ülke. Ancak Çin hakkında bugün emperyalist değerlendirmesinin yapılıp yapılamayacağı biraz daha tartışmayı hak ediyor.

* * *

Çin ekonomisine baktığımızda bir dizi veriyi şöyle sıralayabiliriz;

– Nominal olarak dünya 2.’si olan 11,8 trilyon dolarlık ve satın alma gücü bakımından dünya 1.’si olan 23,2 trilyon dolarlık gayri safi milli hasılaya (GSMH) sahiptir. Bu, Çin’i satın alma gücü bakımından 20 trilyon dolar barajını ilk geçen ekonomi yapmaktadır.

– Bununla birlikte kişi başına düşen gelir nominal olarak 8.500 dolar ve satın alma gücü bakımından 16.500 dolar ile Çin sırasıyla 71 ve 78. sırada tutmaktadır.

– 1,4 milyarlık dünyanın en kalabalık nüfusunun içinden 807 milyonluk devasa bir işgücüne sahip ülkede, nüfusunun yüzde 29’u tarımda, yüzde 30’u sanayide ve yüzde 41’i hizmet sektöründe çalışıyor.

– GSMH’nin ise yüzde 9’u tarım, yüzde 40’ını sanayi ve yüzde 51’ini hizmet sektörü sağlıyor.

– Çin ekonomisi 1979-2010 arasında yıllık yüzde 10 büyüme ortalamasını tutturarak 2000 yılında İtalya’yı, 2005’te Fransa’yı, 2006’da İngiltere’yi, 2007’de Almanya’yı ve 2009’da Japonya’yı geçerek dünyanın ikinci büyük ekonomisi oldu.

– 9,6 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ile kıyaslandığında Çin’in doğal kaynaklar açısından zengin sayılamayacağı söylenebilir. Hızlı büyüyen ekonominin ihtiyaçlarını karşılamak üzere doğal kaynaklarını büyük miktarlarda üretmekle birlikte pek çok alanda büyük bir hammadde ihtiyacına sahip bir ekonomi konumunda. Çin’in kömür rezervleri dahi onu dünyada ancak üçüncü sıraya koyuyor. Bu durum Çin’in dış ticaretteki geleceği açısından akılda tutulmalıdır.

– Çin’in ihracatı incelendiğinde, 2010’da 1,75 trilyon dolar olan ihracatın 2015 yılında 2,37 trilyon dolara yükseldiği ve bunun yüzde 48’ini makineler, yüzde 13’ünü giyim ve tekstil, yüzde 8,7’sini metaller ve mineraller, yüzde 5’ini kimyasal ürünler, yüzde 4’ünü taşıtlar, yüzde 4’ünü plastik ürünler ve yüzde 3’ünü aletler oluşturduğu görülüyor.

– Çin en çok ihracatı ABD (yüzde 19), Hong Kong, Japonya, Almanya, Güney Kore, Meksika, İngiltere, Hindistan, Kanada ve Vietnam ile gerçekleştiriyor.

– Çin’in ithalatına bakıldığında ise, 2010 yılında 1,1 trilyon dolar olan ithalatın 2015 yılında 1,27 trilyon dolara geldiği görülüyor. Çin’in en büyük ithalat kalemi yüzde 32,5 ile mineral ve değerli metaller de dahil olmak üzere metal hammaddeler. Bunu yüzde 25 oranıyla makineler, yüzde 13 ile taşıtlar ve aletler, yüzde 8 ile kimyasal ürünler, yüzde 5 ile plastik ürünler, yüzde 8 ile hayvansal ve bitkisel ürünler takip ediyor.

– Çin en çok ithalatı ABD, Güney Kore, Japonya, Almanya, Avustralya, Hong Kong, Malezya, Brezilya, Singapur ve Rusya ile yapıyor.

– Çin 2011’de ABD’ye karşı 275 milyar dolar ve Avrupa Birliği’ne karşı 92 milyar dolar dış ticaret fazlası verdi. Benzer şekilde Meksika, Hindistan, Kanada ile birlikte İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya ve Türkiye gibi ülkelere karşı bakıldığında da 20 ile 35 milyar dolar arasında dış ticaret fazlası bulunuyor. Bununla birlikte Güney Kore’ye 88, Tayvan’a 87, Malezya’ya 37, Avustralya’ya 35, Almanya’ya 32, Suudi Arabistan’a 30 ve Japonya’ya 21 milyar dolar ticaret açığı verdi.

– Çin’in dış ticaret rakamlarında dikkat edilmesi gereken bir husus da Çin’de yapılan üretim sırasında yaratılan katma değerin aslında çok düşük olması ve bunun dış ticaret istatistiklerine yansımaması. Bir hesaplamaya göre, Çin’de üretilen “iPhone” ürünlerinden Çin’in ABD’ye karşı sağladığı dış ticaret fazlası 13 milyar doları geçiyor. Ancak, aynı hesaplamayı yaratılan katma değerler üzerinden yaptığınızda ABD sadece Çin’e karşı “iPhone” ürününden 7 milyar dolardan fazla ticaret fazlası veriyor. Bunun nedeni Çin’de yapılan üretimin “iPhone” ürünlerinin toplam maliyeti içindeki payının sadece yüzde 4 olduğu ve bu ürünlerin yarattığı katma değerin en fazla yüzde 10’u Çin’de kaldığı halde ürünün tüm maliyetlerinin Çin’den ABD’ye ihraç edilirken fiyatın içinde kalması.

– Çin’deki yabancı sermaye yatırımlarına bakıldığında 2016 yılında yatırım stoku 2,9 trilyon dolara yaklaşmış durumda. Çin’e 2005 ile 2008 arasında her yıl ortalama 140 milyar dolar doğrudan yabancı yatırım yapılırken 2009’da yaşanan yüzde 25’lik düşüş ertesi yıl toparlandı. 2010’dan 2013’e gelindiğinde yıllık doğrudan yabancı yatırım miktarı rekor düzey olan 291 milyar dolara gelirken ardından başlayan düşüşle birlikte 2016’da ise 2008’deki düzeye kadar geriledi. Bu iki dönem arasında doğrudan yabancı yatırımlar yüzde 40’a varacak şekilde azalmış oldu.

– 2016’da Çin’e yapılan yabancı yatırımların yüzde 69’u Hong Kong üzerinden geldi. Bunun dışında yüzde 5 Singapur, yüzde 4 Güney Kore, yüzde 3’er ABD, Macao, Tayvan ve Japonya, yüzde 2’şer Almanya ve İngiltere ile yüzde 1 Lüksemburg diğer yatırımcı ülkeler oldular. Bu yatırımların yüzde 43’ü imalat, yüzde 21’i emlak, yüzde 6’sı hizmetler, yüzde 6’sı toptan ve perakende ticaret ile yüzde 2’si ulaşım ve haberleşme sektörüne yapıldı.

– Çin yabancı ülkelerde 2005 ile 2013 yılları arasında yıllık ortalama 45 milyar dolar doğrudan yatırım yaparken bu tutar 2014-2016 yılları arasında yıllık ortalama 170 milyar doları geçmiş durumda. Çin’in doğrudan yatırım stoku 1,3 trilyon doları buluyor.

– Çin’in 2004-2010 arasında yaptığı yurtdışındaki yatırımları ise en çok 140 milyar dolar ile Hong Kong’a, 27 milyar dolar ile Cayman Adaları’na, 14 milyar dolar ile Virgin Adaları’na, 7 milyar dolar ile Avustralya’ya, 6 milyar dolarla Güney Afrika’ya, 5 milyar dolarla Singapur’a, 3,5 milyar dolarla ABD’ye, 3 milyar dolar ile Kanada’ya, 2,5 milyar dolar ile Rusya’ya ve 1,6 milyar dolar ile Myanmar’a gitti.

– Çin Forbes dergisinin dünyanın en büyük 2 bin şirketini gösteren listesinde 263 şirketle temsil ediliyor. Bunların arasında hizmet, inşaat, sigorta, madencilik, ev eşyaları, büyük bankalar, emlak ve bölgesel bankalar sektörlerinde dünyanın en büyük şirketleri Çinli firmalar. Ancak bunların Çin’in büyük nüfusu ve yüzölçümü düşünüldüğünde çok şaşırtıcı sayılmaması gerekir.

* * *

Çin’e bakarken sosyalizmden devralınan planlamanın bu ülkenin ekonomik kalkınmasına katkı sunduğunu görmek gerekiyor. Bu haliyle son birkaç yılda büyüme oranının düşürülerek daha niteliksel bir hal almasına öncelik verilmesinin diğer kapitalist ülkelerden daha etkili sonuçlar doğurabileceği düşünülmelidir. Benzer şekilde “Tek Kuşak Tek Yol” projesinin de hayata geçtikçe Çin’in etkisini arttıracağı bilinmelidir. Dolayısıyla karşımızda ABD liderliğindeki emperyalist sistemde alternatif bir kutup yaratmaya ya da hiyerarşiyi değiştirmeye en yakın aday olduğunu biliyoruz.

Çin’in iktisadi verileri bize Rusya’dan farklı olarak sanayi odaklı bir ekonomiyi gösteriyor. Ayrıca Çin’in gelişen sanayisi ve elindeki görece az hammadde kaynakları düşünüldüğünde Çin’in iddialı ekonomik büyümesini sürdürmek için hammaddelere sürekli erişimini sağlamak gibi bir zorunluluğu bulunuyor. Bu durum Çin’in dünya ticaretinin serbestleşmesi ve yeni ticaret anlaşmalarında çıkarlarının önümüzdeki dönemde daha fazla tartışılacağını da gösteriyor. Çin’in yurtdışındaki yatırımlarının da esasında bu hammadde ihtiyacını karşılamaya yönelik olduğu tahmin edilebilir.

Çin’in bugüne kadarki ekonomik büyümesinin esas olarak ucuz ve devasa işgücü ile dev bir fabrika haline gelmesine dayandığı da görülebilir. Ancak iktisadi verilerin daha derinlemesine incelenmesi gerektiği de yukarıdaki “iPhone” örneğinde açıkça görülüyor. Çin, yüksek teknolojili ürünlerin yarattığı değer önemli ölçüde az olan montaj işlemlerini yerine getiren sanayisi ile emperyalist ekonomilerle gerçekten rekabet edebilecek nitelikte olmadığı açık olmalı.

Bununla birlikte, niteliksel büyümeyi öncelemek için büyüme oranını aşağıya çekmek, “Tek Kuşak Tek Yol” projesi ve Yuan’ın uluslararası para birimi olması için son yıllarda gösterilen tercihler Çin’in planının iktisadi göstergelerini bu rekabete hazırladığını açıkça ortaya koyuyor.

Çin’in en büyük gücünün 1,4 milyarlık devasa nüfusu olduğunu kabul etmek gerekiyor. Bu toplamda devasa bir iç pazar sağlarken dış dünyada rekabete hazırlayıcı da sayılabilir. Çin’in nüfus yapısını sağlıklı tutmak için “tek çocuk” politikasını da ikinci çocuğa izin verecek şekilde gevşettiğini söylemek gerekiyor.

Elbette bu devasa nüfus bir yandan da sorunlar biriktiriyor. Çin’de bir eksik istihdam sorunu yaşanıyor. Düşük ücretler, esnek istihdam modelleri gibi nedenler ciddi bir işsizlik olasılığını barındırıyor. Ayrıca tek çocuk politikası nedeniyle yaşlanan nüfusun ihtiyaçlarını karşılayacak kadar genç ve çalışabilir nüfus bulunmaması riski de bulunuyor.

Bunun yanı sıra özellikle enerji ihtiyacı ve karbon salınımlarının azaltılması gerekliliği Çin ekonomisini zorluyor. Dahası, Çin ekonomisinin yüksek büyüme oranlarının sürdürülebilir halde tutulması için gereken finansman ihtiyacı da büyüyor. Çin’in yabancı rezerv varlıkları ve özellikle ABD’ye verdiği borçlar dışında son birkaç yıldır sermaye ihraç eder bir konumda olsa da doğrudan yatırım stoklarının da gösterdiği gibi henüz yolun başında olduğu açık.

* * *

Çin’in öncülüğünde yürütülen “Tek Kuşak Tek Yol” altı kara ulaşımı koridoru ve bir deniz yolunu öngörüyor. Bunlar, Batı Çin’den Batı Rusya’ya uzanan “Yeni Avrasya Kara Köprüsü”, Kuzey Çin’den Doğu Rusya’ya uzanan “Çin-Moğolistan-Rusya Koridoru”, Batı Çin’den Türkiye’ye uzanan “Çin-Orta Asya-Batı Asya Koridoru”, Güney Çin’den Singapur’a uzanan “Çin-Çinhindi Yarımadası Koridoru”, Güney Çin’den Myanmar’a uzanan “Çin-Myanmar-Bangladeş-Hindistan Koridoru” ve Güney ve Batı Çin’den Pakistan’a uzanan “Çin-Pakistan Koridoru” ile Çin kıyılarından Singapur üzerinden Akdeniz’e uzanan “Deniz İpek Yolu”ndan oluşuyor.

Bu amaçla ABD ve Japonya dışında hemen her ülkenin halihazırda üye olduğu veya üye olması beklenen 100 milyar dolar sermayeli Asya Altyapı Yatırım Bankası (AAYB) ile ayrıca 40 milyar dolarlık İpek Yolu Fonu kuruldu. AAYB, kurulur kurulmaz Tacikistan, Bangladeş, Pakistan, Endonezya, Pakistan, Myanmar, Umman ve Azerbaycan’da 1,73 milyar dolarlık projeye finansman sağlamış durumda.

“Tek Kuşak Tek Yol” projeleri kapsamında 4 ile 8 trilyon dolar arasında altyapı yatırımı yapılması bekleniyor. Bu projelerin Asya’nın ve dünyanın ekonomik yapısını değiştireceği kesin olmakla birlikte Çin’in etkinliği ve amaçlarının belirleyici olacağı söylenebilir. Bu bağlamda, Çin’in uzun vadeli hedefleri açısından fikir verdiği söylenebilir. Ayrıca Çin’in finansal sermayesinin dünyaya açılmasının da bu projeyle birlikte ete kemiğe bürüneceği söylenebilir.

* * *

Çin’in dış politikasına kısaca göz atıldığında Tayvan’ın en temel sorunlarından biri olduğu görülüyor. İç Savaş sonrası milliyetçilerin elinde kalan tek yer olan bu ada üzerinde kurulu Çin Cumhuriyeti 1971’e kadar tüm Çin’in temsilcisi kabul edilirken bugün artık Çin Halk Cumhuriyeti bu statüye sahip. Çin’in ayrıca başta Hindistan, Vietnam ve Japonya olmak üzere neredeyse tüm bölge ülkeleriyle sınır ve münhasır ekonomik alan sorunları bulunuyor.

Çin, Afrika, Asya ve Pasifik bölgesinde etkisini arttırmayı sürdürürken Rusya ile stratejik bir ilişki geliştiriyor. Ancak ne Rusya ile ne de diğer ülkelerle ilişkileri emperyalist Avrupa Birliği ve NATO gibi bir işbirliği düzeyine erişmiş değil. Bununla birlikte Çin’in Pakistan gibi ABD’nin etkin olduğu kimi ülkelerle ilişkilerinin son yıllarda fazlasıyla geliştiği görülüyor.

Bununla birlikte son dönemde Kore Yarımadası, Güney Çin Denizi ve Myanmar’da yaşanan  bölgesel gerilimler ile Hindistan’la yaşanan sınır gerginliği gibi başlıkların Çin’i kontrol altında tutmak üzere ABD tarafından kaşındığı da görülüyor.

Öte yandan Çin’in yumuşak karnını ordusu oluşturuyor. Teknolojik yeterliliği kuşkulu olmakla birlikte giderek kendi askeri sanayisine dayanan Çin ordusunun 15-20 yıl içinde ABD ordusunun becerilerine ulaşabileceği ileri sürülse de bunun şimdilik kolay olmadığı da söylenmeli.

* * *

Tüm bu açıklamalar ışığında Çin’in “gelecek vaat eden” bir odak olduğu tartışmasız olmakla birlikte emperyalist olarak değerlendirilmesi için henüz çok erken olduğu rahatlıkla söylenebilir. Son dönemde ABD ile yaşadığı gerginliklerin sona ereceğini söylemek mümkün olmasa da sonuç olarak bu gerginlikte ABD’nin başka güçleri kendi düzeyine yaklaştırmama politikasının mı Çin’in ekonomik büyümesinin mi galip geleceğini zaman gösterecek.

Çin’in emperyalist sisteme liderlik etmesinden çok ayrı bir kutup oluşturma potansiyelinin daha öne çıktığı görülüyor. Bunun ötesine geçen analizler ise ancak ABD’yi yerinden etme telaşıyla uydurulan masallar olabilir.

 

Emperyalizm üzerine II: Emperyalist sistemde yenilik

Yukarı