Köşe Yazıları

Yüzde 20'ler, 80'ler, planlar ve hayatlar

Rakamlar, sayılar, veriler… Hemen hepsi hayatın olağanca karmaşasını anlamamızı sağlayan unsurlar. Bir veri tek başına ya o konunun uzmanını ilgilendirir ya da sadece var olanın fotoğrafını çekmenize yardımcı olur. O yüzden sayılar tek başına anlamlı değildir, onlara anlam veren olguları birbirine bağlama biçimimizdir.

Sayılar olgular olmaksızın fazla anlam ifade etmezler ve sayılar asla yalan söylemezler. Yalan söyleyen bugün Dünya’nın neresine giderseniz gidin egemen sınıfın kendisidir.

Bu durum söz konusu ekonomi ve toplum olunca bir kat daha anlam kazanıyor. Ardı sıra açıklanan istatistiklerin toplumu ve ekonomik gidişatı anlamak için birer veri sunduğu açık ama bu verilerin doğru yorumlanması durduğunuz konumla birebir ilgili. Örneğin TÜİK’in açıkladığı “büyüme verilerini” ele alacak olursanız, eğer durduğunuz yer sermaye sınıfına hizmet ediyorsa bu büyüme verilerini “ekonominin şaha kalkmasıyla” açıklarsınız. Kolay değil, sonuçta TÜİK’e göre yüzde 5.2’lik bir büyüme kaydedildi 2017’nin ikinci çeyreğinde.

Dediğimiz gibi durduğunuz yer, savunduğunuz fikirler, buradaki verileri de yorumlama biçiminizi şekillendiriyor. Daha önce de yazmıştık, verilerin altını kazıdığınızda ortaya çıkan gerçek tek bir şeyi içeriyor: Ekonomik büyüme sermaye için anlam ifade ediyor. Büyümenin tek yönlü ve sürdürülemez olduğuna ilişkin kanıtlar da birbiri ardına dökülmeye başlamış durumda.

İlk veri gene TÜİK tarafından açıklandı. Her yıl açıklanan ve 2016 yılını kapsayan “Gelir Dağılımı” araştırması gelir dağılımının geçtiğimiz yıl “sermaye sınıfı” lehine bozulduğunu gösteriyor. [1] En zengin “yüzde 20’lik” kesim toplam servetin yüzde 47.2’sine sahip. Üstelik en zengin yüzde 20 en yoksul yüzde 20’ye göre tam 7,7 kat daha fazla gelire sahip.

Anlaşılan AKP’li yılların büyüme lafazanlığı yoksul için pek anlam ifade etmiyor!

Aslında bu verilerden çıkartılması gereken sonuç AKP’nin tipik bir sermaye partisi olarak kendi sınıfının çıkarlarını koruduğu gerçeğidir. Son açıklanan üç yıllık Orta Vadeli Plan (OVP)’nın içeriği de AKP’nin bu hattı daha da zorlayacağını gösteriyor. Plana göre büyümenin “yüzde 5’lerde” tutulmak istendiği görülüyor. Ancak bu plan büyük oranda “dış dinamiklere bağlı” bir biçimde gelişecek. Bununla beraber büyümenin “kuru bir büyüme olacağı” ve işsizliğin üç yıl daha şu andakine benzer bir oranda kalması öngörüldüğü gözlemleniyor planda. İktidardakilerin dahi işsizlik konusunda çok başarılı olamadıklarını itiraf ettiği bir dönemde böyle bir planın yapılması çok manidar. Bir başka açıdan değerlendirmek gerekirse kurulan planda zenginliğin kime doğru akacağının hesabı iyi yapılmış gözüküyor.

***

Peki, evdeki hesap çarşıya uyar mı?

Bu noktada uzun bir süredir işaret ettiğimiz bir yer var. Son 15 yıllık iktidar pratiği sermayenin çıkarları gereği Türkiye’nin bağımlılık ilişkilerini derinleştirmiştir ve büyütmüştür. Türkiye, geçmişe kıyasla büyüme dinamiklerini uluslararası sermayenin rotasına göre çok daha fazla şekillendirmiş durumda. O nedenle her türlü siyasal gerginlik mantıki sonuçlarına varmak yerine “buzda dans” misali kaygan bir zeminde gelişiyor.

Son Kuzey Irak ve Kürdistan referandumu gelişmeleri sonrası yaşananlar bu durumu doğrular gözüküyor. Gelişmelere karşı Türkiye’nin ekonomik ambargo kozuna Ekonomi Bakanı’nın “Kapitalist bir bakanlık gibi gözüküyoruz ama 8-9 milyar dolarlık bir ticaret söz konusu” şeklindeki açıklaması “buzda dansın” nasıl seyredeceğini gösteren önemli bir örnek olarak görülmeli. Söz konusu siyaset olunca ekonomik çıkarlar önceliklidir ve bakanın da söylediği gibi karşımızda gerçekten bir “kapitalist” bulunmaktadır. Var olan durum iktidarın yönetme biçimidir ve zorlandığı yer de burasıdır.

Dolayısıyla evdeki hesapla çarşıdakinin farklı olması bazı sonuçlar doğuruyor. Başta sermayenin çıkarları adına geliştirilen ilişkiler ve uygulanan ekonomik adımlar, emekçiler açısından ömürlerini tüketecekleri bir borç ve vergi döngüsünden öte bir anlam taşımıyor. Bu durumda da mevcut tablonun insanlar için çekilebilir olması giderek zorlaşıyor. Çekilebilir olmayan düzende geleceği ipotek altına alınan tüm ücretli geçinenler için aldatıcı görünümün etkileri giderek azalıyor.

Ancak ortada hala büyük bir boşluk bulunuyor. Bu boşluğun adı “siyaset” ve siyaset olmayınca elinizdeki pusulanın doğrultusu da yanlış yerleri gösteriyor.

Pusula bir kez şaşmaya görsün. “Şaşı bak, şaşır gör” misali kâh AKP’den anti-Amerikancı çıkartıyor kâh Barzani’nin adımını “bağımsızlık” olarak alkışlıyor…

Doğrultusu şaşanlara sınıfın pusulasını hatırlatmak gerekiyor. Orada “büyük isimler” yok ama “kocaman” bir hayat var.

İşte bizim doğrultumuz da, siyasetimiz de oraya bakıyor.

Notlar

[1] Araştırmanın ve geçmiş yılların verisine TÜİK’in sitesinden ulaşabilirsiniz. Lakin burada araştırmanın yöntemiyle ilgili ufak bir itirazı da not düşelim. Esasen “Pareto Analizi” olarak bilinen ve uygulamada farklı alanlarda da kullanılan yaklaşım, özünde eşitsizliğin sadece bir yönünü gösteriyor. Eşitsizliğin bir diğer boyutu olan sermayenin tekelleşme eğilimlerini ve sömürü oranlarını düzenin kurumları tarafından yansıtılamaz. Sanıyorum söz konusu yöntemi kullanabilecek soldaki araştırmacıların buradaki eksikliğe odaklanarak çalışma yürütmeleri bizler açısından da faydalı olacak.

Yukarı