Köşe Yazıları

Fransa'da sermaye saldırırken, 'tembeller' ne yapacak?

Olağanüstü halin devam ettiği Fransa, birkaç aydır tekrar iş yasasında köklü değişiklikler getirecek reformları tartışıyor.

Cumhurbaşkanı Macron işsizliği azaltmak bahanesiyle, seçildikten kısa bir süre sonra çalışma hayatında değişiklikler yapmak için harekete geçti. İlk olarak iş yasası reformunu kararnameler yoluyla gerçekleştirmek amacıyla parlamentodan yetki istedi. Buna ilişkin yetki yasası, uzun tartışmaların ardından 1 Ağustos’ta parlamentodaki Ulusal Meclis, 2 Ağustos’ta da Senato’dan geçti. 31 Ağustos’ta 156 sayfadan oluşan ve çalışma yaşamı ile ilgili 36 yeni düzenleme getiren 5 kararname kamuoyuna açıklandı. Söz konusu kararnameler, geçen hafta 22 Eylül Cuma günü Bakanlar Kurulunda kabul edildiği gün Macron tarafından da canlı yayında onaylandı. Macron, onayladıktan sonra yıl sonuna kadar 20 kararnamenin daha yayınlanacağını belirtti.

***

Söz konusu değişiklikler, Almanya’da 2000’lerin başında yapılan esneklik reformlarını örnek alıyor. Macron, bu değişiklikler ile işsizliğin azaltılacağı vaadinde bulunuyor. Oysa, Almanya’da bu reformlar işsizlik oranlarını düşürmüş gibi gözükse de düzensiz çalışmayı ve işçi sınıfının yaşam standartlarında düşüşü getirdi. Bunun sebeplerinden biri, bu reformlarla işsizlik maaşı azaltıldı, istihdam bürolarının alanları genişletildi ve böylece işsizlik maaşıyla yaşayamayan birçok kişi bu istihdam bürolarında ilk teklif edilen işi kabul etmek durumunda kalmaya başladı. İşten çıkarmalar kolaylaştırıldığı için de haklarını aramaktan daha fazla çekiniyorlar. Bu da daha düşük ücretlerle çalışmalarını ve alım güçlerinin düşmesine sebep oluyor.

Fransa’ya dönüp söz konusu Kararnameler ile getirilen düzenlemelere birkaç örnek verelim. Kararnameler ile; işten çıkarılmalar kolaylaştırılıyor, buna itiraz süreleri ise azaltılıyor, işten çıkarmalar için verilen tazminatlar çıkarılma nedeni ve miktarı bakımından sınırlandırılıyor, 50 kişiden az çalışanın olduğu işyerlerinde sendikayı devredışı bırakarak işverenin işçiyle görüşebilmesinin önü açılıyor, belirsiz süreli iş sözleşmesiyle çalışma süresine ilişkin sınırlama kimi işkollarında kaldırılıyor, yeni esnek sözleşme türleri kabul ediliyor, uzaktan çalışma gibi esnek çalışma türlerinin ise koşulları kolaylaştırılıyor.

OHAL, kararnameler, iş yasalarında yapılan işçiler aleyhine değişiklikler… hiç yabancı gelmedi değil mi?

***

Geçen sene Hollande’ın cumhurbaşkanlığı döneminde iş yasasına ilişkin getirilmeye çalışılan yasa değişikliği için 10 Nisan 2016 tarihli Gazete Manifesto’daki yazıda şunları söylemişim:

Fransa’da getirilmek istenen yeni iş yasasına karşı gençler ve işçiler son iki aydır sokaktalar. El Khomri Tasarısı olarak bilinen bu yasa tasarısıyla, iş yasasının işçiyi koruyan emredici hükümleri azaltılarak, bu hükümlerin düzenlediği çalışma koşullarının işverenlerle işçi veya sendikalar arasındaki sözleşmelere bırakılması isteniyor. Fazla çalışma ücretlerinin azaltılması ve işçilerin işten atılmasının kolaylaştırılması yine bu tasarının içinde yer alıyor. Böylece iş yasası esnekleştirilerek işçi haklarında geriye gidişin yolu açılmak isteniyor.

Bunu tasarıyı getiren ise sosyal demokrat hükümet, yani, Sosyalist Parti. Hollande belki de sağcı lider Sarkozy’nin cesaret edemediğini Fransa’da denemeye çalışıyor ve böylece ekonomik kriz bahanesiyle işverenlerin taleplerini karşılamaya çalışıyor. Aslında bu durum, sağcı ya da sosyal demokrat bir parti olsun olmasın, burjuva partilerinin sıkıştıkları her dönemde işçi haklarını gerileterek sermaye talepleri karşılamaya çalıştığını ve bunun yıllardır sosyal demokrasinin beşiği olarak pazarlanan Avrupa Birliği içinde gerçekleştiğini bizlere gösteriyor.”

Hollande o dönem, işçi ve memurların tepkilerinden dolayı önerilerin bir kısmını geri çekerek yasayı kabul ettirmişti. Seçimlerde Hollande gitti, siyasete ‘yeni bir soluk’ getireceği iddiasıyla Macron geldi. Yukarıdaki bölümdeki gibi, sermaye sınıfı için Hollande’ın başaramadıklarını/ tamamlayamadıklarını şimdi Macron başarmaya/tamamlamaya çalışıyor. Bunu yaparken de fütursuzca davranıyor hatta haklarını korumak için bu değişikliklere karşı çıkan işçi ve sendikaları küstahça fazla çalışmak istemeyen “tembeller” olarak belirtirken, “Fransa reforma açık bir ülke değil, Fransızlar değişimden nefret ediyor.” ifadelerini kullanarak “tembellere” karşı asla geri adım atmayacağını söylüyor. Çünkü sermaye, krizini çözmek için gelişmiş ülkelerde işçi sınıfının kazanımlarını da yok etmek için her türlü yolu deniyor. Gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerin işçilerine yapılan müdahalelerin alanı sermaye tarafından genişletiliyor, işçi sınıfının büyük mücadeleler gösterdiği ve kazanımlar elde ettiği ülkelerde de müdahalelerin sertliğini arttırıyor.

Fransa’da 1905 Rus Devriminin etkisini taşıyan ve Sovyetler Birliği’nin Fransız işçi sınıfı için önemli kazanımlarını taşıyan 1910 tarihli İş Yasası neo-liberal politikalarla delik deşik edilmek, kazanımlar rafa kaldırılmak isteniyor. Buna karşın, -reforma karşı çıkmayan kimi büyük konfederasyonlar hariç- yüzbinleri aşan “tembeller” 12 Eylül’den beri sokakta haklarını gasp ettirmemek için mücadele ediyor. Ancak sermaye, Macron yapamazsa ise başka bir seçimde getireceği yeni bir düzen siyasetçisi ile bunu başarmaya çalışmaya devam edecektir.

Fransa’da olduğu ve bu köşede defalarca dile getirildiği gibi, çalışma yaşamına müdahale eden birçok yasa değişikliği Türkiye’de de AKP tarafından gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Ne var ki, Türkiye’de sendikalar güçsüz, sosyalist siyasetin ise sınıfın örgütlenmesi konusunda eksiklikleri olduğu aşikar. Bizlere düşen ilk olarak neo-liberalizmin tüm dünyada işçi sınıfına yaptığı müdahalelere Türkiye’de de karşı durmak, kazanımların daha da geriye gitmesini engellemek için mücadele etmek; ama ondan da öte yeni Hollande’lar, Macron’lar ve Erdoğan’ların gelip geçmesini beklemeden, bizlerin eşit, özgür ve bağımsız cumhuriyetini kurabilmek için işçi sınıfını örgütlemek ve harekete geçirmek olacaktır.

Yukarı