Pusula

İkinci Cumhuriyet’te direnen kadınlar

PUSULA’da bu hafta kadınların mücadelesini değerlendiriyoruz.

Kadın sorunu sınıflı toplumların tarihi kadar eskidir. Sınıflı toplumların tarih sahnesine çıkması ile beraber kadınlar hem toplumsal üretim süreçleri içerisinde hem de türün yeniden üretimi sürecinde sömürüye maruz kalan kesimi oluşturdu. Analık hukukunun geçerli olduğu uygarlık öncesi ilkel topluluklarda sahip oldukları kimi ayrıcalıkları kaybeden kadınlar, köleci toplumdan feodal topluma ve bugün kapitalizmin egemen olduğu dünyada sömürünün muhatabı olarak nüfusun yarısını oluşturuyor. Kapitalizmin üretim ilişkileri içerisinde sömürülen emekçi kadınlar aynı zamanda kendilerine biçilen ev içi rolleri nedeniyle de ezilmektedir.

Reel sosyalizmin çözülmesinin ardından dünya genelinde uzun mücadeleler neticesinde kazanılmış kimi haklarının budandığı, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin derinleştiği, kadına yönelik şiddet ve nefret söylemlerinin arttığı gerici bir dönemin yaşandığını söylemek mümkün.

Türkiye’de yaşanan süreç de elbette ki bu gelişmelerle birlikte değerlendirilmelidir. AKP’nin 2002’de iktidara gelmesi ile birlikte yaşanan gericileşme ve AKP’nin yerleştirmeye çalıştığı yeni toplumsal yapı en fazla kadınların yaşamını cehenneme çevirmiştir. Toplumsal alanda kadın kimliğinin zayıflatılması, kadınların analık ve ev içi rollerine hapsedilmeleri kadına bakışı değiştirmiş ve geriye götürmüştür.

PUSULA’da bu hafta “Kadınlar AKP’nin Türkiye’sine sığmaz!” başlıklı dosya yazımızın yanı sıra Gonca Eren’den “Kadın siyasetinde narsisizm ya da “özgürlük” değneği herşeye kadir mi?”, Umut Kuruç’tan“Tarafımız da hedefimiz de açık!” ve Aysel Tekerek’ten “Kadınların sorunu kapitalizmdir” başlıklı yazılarla AKP’nin Türkiyesi’nde kadın mücadelesini değerlendirdik.

Yukarı