Köşe Yazıları

Ortaya çıkan ortalamacılık

Bugün, dünya üzerindeki verili tüm kapitalist iktidarların gaza bastığı, bir tabloda solun ortalamacılığı pratikte karşımıza düzen içi mücadele alanlarının yeniden ve yeniden yaratılması gibi bir sonuç çıkarmaktadır.

Örnek çoktur ne yazık ki ancak tüm örneklerin kesiştiği bir örnek Suriye’den Rojava’dır.

Türkiye solunun Kürt meselesindeki “şaşı bak şaşır” yanlışı onu yeni yanlışlara sürüklemekte, sonuç itibariyle belki bu alanda ortalamacılığın altında bir yerde durmasına neden olmaktadır.

Ortalamacılık derken, Kürt hareketinin belirlediği bir ortalamacılıktan bahsetmiyoruz. Bugün tarihsel olarak sol ve sosyalist mücadelenin ideolojik, teorik ve siyasi olarak getirdiği birikim ve kazanımdan alıyoruz ölçüyü. Yoksa bugün her ana siyasi bölmenin bir ortalamacılık tanımı mevcuttur ve Kürt siyasi hareketine göre de Türkiye solu -evet bir anlamda- ortalamacıdır. Zira çekilmek istenen çizgi bu cenaha göre solun sorgusuz bir şekilde Kürt siyasi hareketine destek olması, önceliklerini önceliği yapması, bu konuda bir boşluk bırakmamasıdır. Ve şartlar böyle olunca Kürt hareketine göre de Türkiye solcusu ortalamacıdır. Ülkenin bazı sol ve sosyalist örgütlerinin her uğrakta durak arkadaşı olmaması bu genel tespite Kürt siyasi hareketini rahatlıkla götürmektedir.

Bizim ortalamacılık tarifimiz ise bunun çok dışında ve karşısındadır.

Bugün ortalama bir Türkiye solcusu, Kürt meselesinde, emperyalizm meselesinde, laiklik, bağımsızlık, devrim algılarında adı adınca ortalamacıdır. Ne yazık ki… Buna su taşıyan sol örgütlenmelerin bir çoğu, bazı bağımsız aydınlar da bu günahın parçalarını oluşturmaktadır.

Peki nedir bu ortalamacılık? Her noktayı kesen örneğimize dönelim hemen. Rojava’ya.

Ortalama solcumuza göre Rojava’da çok büyük bir devrim vardır. Devrim tanımını bazı burjuva gazetecilerin durumu anlatmak için kullandıkları kalıba göre kullandıkları görülmektedir. Kime karşı devrim, nasıl bir devrim, devrilen ve kurulan ne sorularına verilen cevap tespit kadar ortalamacıdır.

Emperyalizm ve ABD silahları mı? İşte orada ortalamacılık bile mumla aranmaktadır. Bazen politikleşmiş bir Kürdün bile gerisine düşüldüğü görülmektedir. Kurtuluş kavramını kurda teslim etmek, Rojava’yı mahkum etmektir. Emperyalizm ihtiyaçlarını görmezden gelmek, Rojava için söylenecek bir kaç değerli, önemli ve en önemlisi de sapına kadar gerçek bir kaygıyı bertaraf etmektir. Zaten konu emperyalizm ise ülkemizin ortalama solcusunun ufku ya dardır, ya da gözü yememekte, mücadelenin boyunu günlük emperyalist barbarlığa göre ayarlamaktadır….

IŞİD’e karşı mücadele bağlamında laiklik mi? Of ki ne of…

Emperyalizm işbirlikçiliğini, IŞİD mevzuu ile örtmek midir sancı yoksa IŞİD karşıtlığında gelinen apolitizm midir? Kürtler iyi bir şey yapsın hemen destek olalım arayışı mıdır yoksa, dünya değerlendirmelerindeki hesap hataları mıdır? Ortalamacılığın merkezi noktası bir o yana bir bu yana kaymaktadır.

Rojava’daki mücadelenin her şey bir yana bırakılarak sadece laik karakteri üzerinden desteklenmesi ve bu konudaki her hangi bir tereddüdü akıl tutulması olarak yorumlayanlar var mesela. Siyasal tutum almak bakkal hesabına her döndüğünde ülkemin solcusu o hesapta hep borçlu çıkmaktadır. Bugün böyle der işler değişince, öyle der, bugün vazgeçilmez olan yarın, başka bir öncelik de taktiksel olarak vazgeçilir olur, bugün değerli bulduğu yarın değersizleşir. Ama konu Kürt meselesi olunca ortaklığı en ileri mevzide bulduğunu zannedip, geri bir mevziinin gerçeği olmaya başlar. Çünkü solun ortalamacılığı onu geri çeker.

Söz sırası geldiğinde kendi ülkesi için bir bütüne bakmak lazım diye başlayanlar konu buralara uzandığında parçayı da parçalar ve oranın da genel ruhundan uzaklaşılır.

Bugün Rojava’daki samimi tavrın iki tanımı vardır. Birbirine karşıtlık içerir ama ikisi de en azından iki temel gerçekliktir. İlki Kürtlerin Suriye’deki statü arayışlarında , yönetim şekilleri arayışında, kurtuluş olarak belledikleri herhangi bir yolda fiilen aldıkları her adımı, “hakkındır kardeşim yürü, kim destek olursa olsun sorgulama, gerekirse biraz kendini kullandır ki sen de onu kullan” gibi bir yaklaşımdır. İlkesizdir, pragmatisttir, şu hali ile Amerikancıdır. Bir de komünistlerin tavrı vardır; emperyalizm karşıtlığını bir kimlik olarak öneren, bağımsızlığı bir bayrağa indirgemeyen, kapitalizmin geldiği şu aşamada iktidarın kurulmasını yerele indirgemeyen ve gerçekten bir ödenecek bir bedel varsa ki var, bunun sosyalist karakterde olmasını savunan komünist yaklaşım…

Bu ikisinin arası, ya sahteciliktir ya da yaranmacılıktır ki o da sahteciliktir; bu ikisinin arası işleri bulandırmaktır; bu ikisin arası siyasetsiz kalmış aydının kendini bazı açılardan tatminidir; bu ikisin arası, son tahlilde ikinci doğrunun yanında o ya da bu nedenle durmamaktır ve ağır bir vebaldir.

Adaleti CHP’ye havale edenin, laikliği ABD’ye havale etmesi arasındaki mesafe sizce ne kadardır?

Türkiye solundaki bu ortalamacılık mutlaka ama mutlaka kırılmalıdır…

Yukarı