Köşe Yazıları

"Yeni Cumhuriyet" emekçilerin eseri olacaktır!

Yeni bir cumhuriyetin ülkemizde nasıl şekilleneceği üzerine bir tartışmayı gündeme almak ve bunun üzerinden bir değerlendirmeyi yapmak zorundayız.

Bu kavramın AKP iktidarı tarafından, onlara göre 1923’te açılan parantezin kapatılması için kullanıldığı biliniyor. Her şeyi geçelim, bunun kavramsal düzeyde bile AKP’liler tarafından kullanılamaz hale getirilmesi bile öncelikle solun görevi olmalı.

Türkiye’de liberalizmin açtığı yol, dünya üzerinde olduğu gibi yeni kavramının iğdiş edilmesi üzerine kurulu bunu biliyoruz. Türkiye tarihini ele alırken liberal anlayışın yaklaşımlarını iyi kötü herkes biliyordur. Aslında AKP’nin İslamcılığı merkeze koyan ideolojik yapılanmasının şekillenmesinde liberalizmin payını hafifsememek gerekir.

Neden mi? Osmanlı İmparatorluğu’nun çok kültürlü, çok dilli, çok dinli büyük bir demokrasi şaheseri olarak gösterilmesi ve örneğin bunun 21. yüzyılda Türkiye için Avrupa Birliği projesinde yaşatılması gerektiği bu bahsettiğimiz tarih anlayışının ve Türkiye uyarlamasının tipik bir örneği olarak 2000’li yılların başında türemişti.

AKP, 1923 paradigmasına karşı aldığı pozisyon ve liberallerle yaptığı ittifak gereği bu ideolojik-siyasi yaklaşımdan uzak durmayı değil, tersine üzerine atlamayı ve tüm gerici yönelimlerini burada yeniden üretmeyi tercih etti. Hatta daha da ileri götürerek bunu bir dış politika ya da Ortadoğu stratejisine taşıdı. Yeni Osmanlı denilen kavram ya da siyasi yaklaşım AKP’nin en önemli stratejik açılımlarından biri olurken bunun türemesinde liberalizmin rolünü görmezden gelemeyiz.

Yeni Osmanlıcılığın ne olduğu ise herhalde açık olmalı. AKP iktidarının emperyalizmin çıkarları doğrultusunda Ortadoğu’da cihatçı örgütler ile yaptığı işbirliğinin gerek ülkemizde, gerekse Suriye’de ne gibi sonuçları olduğunu biliyoruz değil mi? Türkiye’de yaşanan bombalı katliamların üzerinden henüz iki yıl bile geçmedi, Suriye’de bugün cihatçılar yenilgiye uğrasalar da yüz binlerce kişinin ölümüne sebep oldular. Bunların unutulması imkansızdır.

Başka unutmayacağımız şeyler de olmalı. Ülkemiz tarihine kanlı katliamlar ile geçen siyasal İslam’ın AKP ceketi giydirilerek demokrasi havarisi olarak pazarlanması… Liberalizmin özünde yer alan ve emekçileri sınırsız sömürebilme özgürlüğü anlamına gelen yaklaşımların güncel ve pratik anlamda AKP iktidarı tarafından hayata geçirilmesi… Emperyalizme bağımlılık adına Tayyip Erdoğan’a verilen eş başkanlıklar… Darbecilerle hesaplaşıyoruz denilerek ortaya atılan Ergenekon ve Balyoz kumpasları… Bunları hatırlamazsak ülkemizdeki özelleştirmeleri, sosyal devletin tasfiyesini, haksız ve hukuksuz yere yapılan yargılamaları ve suçlamaları, Taraf gazetesinin neden çıktığını, emperyalizmle işbirliğinin geldiği açamayı, patronların cumhuriyetin tasfiyesindeki rolünü ve bir sürü benzeri başlığı açıklamak mümkün olmayacaktır.

Bugün liberaller AKP ile ters düşmüş olabilirler. Hatta geçmişteki suçlarını bugün ters düşmeleri üzerinden örtmeye ya da unutturmaya çalışıyorlar. Biçimsel olarak farklılık özde olan birlikteliği ne kadar perdeleyebilir?

Liberalizmin, her türden gericiliğin yeniden üremesi için uygun bir zemin yaratabileceği tartışması ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulmalı elbet. Bu yazı bunun yeri değil. Ancak ne olursa olsun, liberallerin her konuda olduğu gibi ülkemize verdikleri zararlardan bir tanesi daha açığa çıkmıştır. Kabalaştırarak söyleyelim. Kemalizmle hesaplaşmayı siyasi mücadelesinin birinci sırasına koyan liberaller AKP ve FETÖ ile ittifak yaptılar, 1923 Cumhruiyeti’nin Türkiye toplumuna kazandırdığı her yön ile kavga ederek bunların ortadan kaldırılması için el birliğiyle uğraştılar ve başarıya ulaştılar.

İdeolojilerine o kadar bağlılar ki, bugün timsah gözyaşları bile dökemiyorlar.

1923 Cumhuriyeti’ni tüm sınıfsal bağlamından kopartarak, tarihsel anlamda verilen mücadelelere bakmadan, emperyalizmi merkeze koymadan ve 1917 Ekim Devrimi’nin ulusal kurtuluş mücadeleleri üzerindeki ağırlığını hesaba katmadan değerlendirirseniz işte tam da bugün yaşadığımız sonuçlara geliyorsunuz. Ancak zaten Rusya’da yaşanan sosyalist devrimi bile tarihsel bir yanlışlık ya da anomali olarak gören bir anlayışın, Türkiye topraklarında yaşananları tarih dışına itmeye çalışması normal olarak görülmeli.

Tam da bunlarla birlikte sermaye sınıfının iktidarda olduğu bir Türkiye’nin sınırlarının belli olduğunu ifade etmek gerekiyor. Çıkarcı, dışa bağımlı, gericilik ile kavga etme niyeti olmayan ve liberalizmi ileri gören burjuva sınıfının Türkiye’yi yanaştırabildiği liman gerici AKP iktidarı, neo-liberalizme uyumlu sermaye devleti ve emperyalizmle tam boy bağımlılık ilişkisi olmuştur.

Dolayısıyla siyasal temsilcileri ile organik bir ilişkisi olan patronların bugün cumhuriyetin ardından timsah gözyaşları döktüklerini söyleyebiliriz. Sadece o kadar. Geri kalanı patronların yaşam tarzı kaygısı mı? Hiç zannetmiyoruz… Dünya savaşları esnasında bile şampanyalarını patlatabilen, balolarına devam eden, dünyanın bir köşesinde kendilerine kaçacak bir yer bulan yüzsüz ve arsız bir sınıftır burjuvazi. Bunu unutmayalım.

AKP’nin ittifak günlerinden kalan ve bugün siyasi olarak gündeme getirdiği “Yeni Cumhuriyet”in ne olduğunu açıklamaya gerek olmadığını ifade etmek durumundayız. Siyasal İslam’ın toplumu dinselleştirme aşamasını zorlaması, cihatçılık, patron sınıfına sınırsız bağlılık, emperyalizme hizmet ve azgın bir işçi düşmanlığı. Yeni cumhuriyet tanımı onlara göre bir süstür. Altındaki gericiliğin açığa çıkartılması gerekmektedir.

Örnek olsun, gericiliğin son numarası olarak 15 Temmuz darbe girişimiyle hesaplaşma adı altında Türkiye tarihinin yeniden yazılmaya çalışılması karşımıza çıkmış durumda. Liberaller bu sürecin parçası olamadıkları için üzülüyor olabilirler. Ancak yapacak bir şey yok. Tarihi geriye döndürme şansımız bulunmuyor. Açıkçası biz de onların bu günleri birlikte yaşamalarını temenni ederdik.

Geldiğimiz noktanın karşı-devrim süreci olarak okunmasında bir sorun bulunmuyor. Tüm bu saydığımız öznelerin de bu cephenin bileşenleri olduğu gözden kaçırılmaması ve devrim cephesinin şekillenmesi gerektiği açıktır.. Bu cephenin omurgasını emekçileri ve onların siyasi talepleri oluşturacaktır.

Gerici ve işbirlikçi sömürü düzenine karşı emekçilerin “yeni bir cumhuriyet” talebinin yükseltilmesi gerekmektedir.

Yeni bir cumhuriyet tüm özelleştirmelerin geri alınması, özel işletmelerin devletleştirilmesidir.

Yeni bir cumhuriyet tarikat ve cemaatlerin ortadan kaldırılması, siyasetin ve toplumun dinselleşmesinin önüne geçilmesi, laiklik demektir. Toplumsal yaşama aydınlanmanın egemen olmasıdır.

Yeni bir cumhuriyet emperyalizme karşı ayağa kalkışın adı olmalıdır. Her kökenden emekçilerin birleşerek, sermaye devleti, gerici iktidar, patron sınıfı ve emperyalistler tarafından yaratılan çemberi kırmasıdır.

Yeni bir cumhuriyet emekçilerin ülke yönetimi ele almasıdır. Sömürünün yasaklanması, eşitliğin yaşamın her alanında egemen kılınmasıdır.

Yeni bir cumhuriyet bugün düzen için güçlerle ya da emperyalizmle ilişki içerisinde kurulamaz. Bu şekilde olsa olsa bugünkünün bir türevine ulaşılabilir.

Yeni bir cumhuriyetin adı sosyalizmdir.

Sosyalizme ulaşmak için devrimden başka bir yöntem olmadığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

Yukarı