Köşe Yazıları

Gericilikle nasıl savaşılır?

Okulların açılması yaklaşırken gerici saldırılar da dozunu arttırıyor. Dini değerler, eğitimin tümüne yedirilerek de zorunlu hale getirilirken Cumhuriyet tarihi neredeyse tamamen tasfiye ediliyor, evrim teorisi çıkarılarak cihat müfredata ekleniyor. Gelecek dindar ve kindar nesiller için 15 Temmuz milat ilan ediliyor. Emperyalizme karşı kurtuluşun tarihi olan 30 Ağustos’u, 15 Temmuz’la ikame etme çabaları ders kitaplarına giriyor.

MEB’in ders kitapları IŞİD kanunnamelerini aratmıyor: “Ateistle evlenmeyin”, “Tanışın ama yaklaşmayın” ifadeleri ile birlikte evlilik “kocaya itaat” ve “ibadet”, çocuk yaşta evlilik de örf olarak vaaz ediliyor.

Öte yandan, mevsimi olduğundan mıdır bilinmez, gericilik bu kez de kadınlarla domates arasında bir ilişki kuruyor, tesettürlü olmayan kadınlar kabuğu soyulmuş domatese benzetiliyor.

Sokaklarda saldırıya uğrayanlar, katledilenlerden sonra en son Ankara’da bir kadın, evini dikizleyen komşu apartmandakiler tarafından kendi evinde şort giydiği için apartman yöneticisine şikayet ediliyor.

Çözüm için fikri gelenler ise “Şort da giyerim, çarşafa da girerim, kıyafetime karışma!” aymazlığını yaşıyor.

Öte yandan CHP’nin Adalet Kurultayı’nda Nur cemaatine ait Yeni Asya gazetesinin genel yayın müdürü Kazım Güleçyüz “Eğitimde İnanç Çalıştayı”nda yaptığı konuşmada Risale-i Nur okuyor. Eğitim’de İnanç adıyla yapılan çalıştay bir yandan, Nurcu Yeni Asya Gazetesi yetkili kalemi ve Risale-i Nur diğer yandan. Seç beğen al!

Kara çarşafa rozet takma aşamasından Risale-i Nur’a gelinmiş. Kutlu Doğum haftası mesajı yayınlayacak, yüzden fazla insanımızın katledildiği cihatçı çete IŞİD’in 10 Ekim saldırısının yıldönümünde İslam sempozyumuna gidecek kadar “kapsayıcı” olma gayretkeşliğinde olanlardan, ağzına Cumhuriyet sözcüğünü almaktan imtina edenlerden farklı bir şey beklemek bizce en hafif tabiriyle saflık olur.

Gericiliğin saldırıları karşısına bir de “gerçek islam bu değil” safsatasıyla çıkanlar var. Gericiliğe karşı mücadeleyi dini referanslarda arayanlar, her fırsatta hoşgörü şiarıyla, omuz omuza yeryüzü sofralarında oturdukları “İŞID’cilik ve fanatik ateistlik birbirini besler. Gece gündüze muhtaç bana da sen lazımsın halleri” diyen Anti Kapitalist Müslüman İhsan Eliaçık’tan medet umar hale geliyor.

Okullara geri dönelim. Geçen gün İstanbul’da bir okulun önünde servisçiler arasında ölümle sonuçlanan silahlı kavgaya karışanlardan birinin çocuk tacizci, birinin adama yaralamadan bir diğerinin uyuşturucudan suç kayıtları bulunduğu ortaya çıktı.

Ne alakası var mı diyeceksiniz? Çocuklarımızın eğitim kurumlarına ulaşımı senelerdir özel paralı servislerle sağlanıyor, tabii parası olana… Çözüm velilerden bekleniyor. Rantın denetimi velilerde!

Yüzbinlerce çocuk iktidarın “eğitim politikası” kapsamında özel okullara transfer edilirken, yüz binlercesi de imam hatiplere mahkum ediliyor. TÜRGEV, ENSAR, Furkan gibi iktidarın oluk oluk kaynak aktardığı gerici vakıflarla işbirliği anlaşmaları imzalanıyor, bu yobaz güruhlar çocuklarımızın hayatına sokuluyor.

Eğitim sistemi piyasaya ve gericiliğe teslim ediliyor.

Toplumsal yaşam, özgürlüğün zemini ve güvencesi olan laiklik ve kamu tarafından sağlanan sosyal hakların ortadan kaldırılmasıyla piyasaya ve gericiliğe teslim ediliyor.

Piyasacılıkla köşeye sıkıştırarak gericilikle saldıranlar “Önce kadınlar ve çocuklar!” diyor.

On yıllardır süren bu kuşatma ve saldırıyı kırmanın yolu kürsülerden sermayeye selam çakarak gericiliği kapsamaya çalışanların kanatları altından çıkmaktan geçer.

Gericilik sermayenin teslim alma aracıdır, kapsanmaz. Ancak ve ancak yıkılır!

Yıkmanın yolu ise onu var eden bataklığı kurutmaktan, “kırk katır mı, kırk satır” mı diyerek bizi köşeye sıkıştıran sermaye düzenine karşı ayağa kalkmaktan geçer.

İşte o zaman aklın özgürleştiği bir toplumsal düzende yaşar çocuklarımız.

27 yıl önce yobaz katiller tarafından katledilen aydınlanma savaşçısı Turan Dursun’u anarak bitirelim:

“Akıl ve bilim aydınlık kesimdedir. Din ve iman ise karanlık kesimde. Aklın, bilimin ölçüleri bellidir. Gözlem vardır, deney vardır, nesnellik vardır… Yolu ışıklandıran da bunlardır. Öyleyse “din”in üzerine nasıl gidilmesi gerektiği ortada ve son derece açık: Karanlığın üzerine nasıl gidilirse, “din”in üzerine de öyle gidilmelidir. Karanlıkla savaşılırken ışık gereklidir. Dinin, imanın üzerine gidilirken de…” (Turan Dursun, Haziran 1990)

Yukarı