Pusula

TFF kötü de FIFA ve UEFA iyi mi?

Alev Doğan futbolun düzenleyicileri federasyonların halini bu hafta Pusula’ya yazdı

Alev Doğan

Piyasalaşan futbolu, kanımca en iyi özetleyen fotoğraf Süper Lig 2015-2016 sezonunun İstanbul Borsası’nda yapılan açılışıdır. Türkiye Futbol Federasyonu’nun resmi sitesinde yer alan; “Eğitim ve tesisleşme hamlelerinde çağdaş hedefler ile buluşmak, uluslararası düzeyde rekabet edecek altyapıyı oluşturmak, topluma spor kültürünü benimsetmek, futbol ekonomisini büyüten güçlü finansal yapıya sahip bir organizasyon olmak” misyonunun son cümlesini özetleyen bir fotoğraf ez cümle… Metin Kurt’un “Futbolun borsada değil, arsada güzel olduğu” önermesinin işaret ettiği şey o fotoğrafta gizlidir. TFF bu hamlesi ile aslında futbolun bu hali ile kendilerine, piyasaya, sermayeye ait olduğunu açık bir biçimde vurgulamıştır.

Hazinesini, sponsorlar ve yayın gelirleri ile dolduran TFF’nin misyonunda iddia ettiği güçlü altyapıya ilişkin daha bir arpa boyu yol bile kat etmediğini hatırlatarak başlayalım yazımıza. 1923’ten beri FIFA’nın, 1962’den beri UEFA’nın üyesi olan TFF; futbol sporunu ulusal düzeyde yürüten ve düzenleyen tek kuruluştur ve Türkiye’yi futbol ile ilgili konularda ulusal ve uluslararası düzeyde temsil tek yetkilidir. Yani konunun muhatabı olması açısından futbola ilişkin her gelişmenin de yegane sorumlusudur. TFF’nin üyeleri ise; Türkiye Profesyonel futbol liglerinde yer alan kulüpler, Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu, Profesyonel Futbolcular Derneği, Türkiye Futbol Antrenörleri Derneği, Türkiye Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği, bünyesinde futbol faaliyeti bulunan engelliler spor federasyonları, FIFA veya UEFA İcra Kurulu’nda aktif görev yapan kişiler, FIFA veya UEFA’nın komitelerinde fiilen en az 10 yıl görev yapan kişiler, Türkiye Futbol Federasyonu başkanlığını asaleten yapmış kişiler ve Genel Kurul tarafından üyeliğe kabul edilecek diğer kişilerdir. Ortada çok da karışık olmayan bir tablo varken, TFF’nin bu kadar gündem olması, iddialarına riayet etmemesinin tek bir nedeni vardır, futbolu belirleyen şeyin piyasa olması.

Yani TFF aksini iddia etse de bağımsız bir kurum değildir. Futbolu “yönetenlerin”, iktidarların, sponsorların, yayın kuruluşlarının icazeti olmaksızın herhangi bir konuda herhangi bir inisiyatifi de yoktur. Piyasa ister, TFF uygular. Denklem bu kadar açık ve nettir.

Futbolun bu kadar yaygın olduğu ülkelerde, o ülkelerin federasyonlarının içinde bulunduğu durum başka bir yazının konusu olmakla beraber, TFF  federasyonlar arasında “acziyet” bakımından en ileri noktalardan bir tanesini temsil etmektedir. “Teknik direktör yetiştiren bir ülke değiliz” diyerek yakınır ancak teknik direktör yetiştirmek için gerekli düzenlemeleri yapmaz, “altyapıdan oyuncu yetişmiyor” diye sitem eder ancak altyapı geliştirmek için herhangi bir adım atmaz, “futbola siyaset bulaştırmayın” diyerek taraftarları linç ettirir ancak iktidarın iki dudağının arasına bakar… Bu örnekler maalesef ki çoğaltılabilir ancak bu ister oyuncusu ister taraftarı olsun futbola bir şekilde temas eden kimsenin sorunun çözmeye yetmeyecektir.

2011’de yapılan ve tarihe 3 Temmuz süreci olarak adını yazdıran Şike Davası, AKP’nin eski suç ortağı FETÖ’nün bir operasyonu, futbola müdahalesi olsa da, bu Türkiye’de kulüplerin şike yapmadığı anlamına gelmez. Türkiye’de özellikle Süper Lig olarak adlandırılan birinci lig başta olmak üzere, piyasa koşullarının hakim olduğu irili ufaklı her ligde şike vardır. Tersinden söyleyecek olursak Türkiye’de şikeye bulaşmamış tek bir spor kulübü bile yoktur. Teşvik primi zaten bir farzdır futbolu “yönetenler” için.

Futbolun oligarkları olarak tarif edilen İstanbul üçlüsü başta olmak üzere, hemen hemen her takımın taraftarı TFF’nin kendi kulüplerinin düşmanı olduğunu, mağdur edildiklerini iddia ederler. Doğrudur TFF kimi zaman kimi takımlara kimi “iltimaslar”da bulunur. Ancak bu sezondan sezona değişmektedir. Çünkü yayıncı kuruluşlar rekabetten hoşlanır. Çünkü rekabet demek daha fazla yayın geliri ve daha fazla para demektir. Hiçbir taraftar, bitimine haftalar kala şampiyonluğun ilan edildiği bir ligi takip etmez. Maçı izlemez, stada gitmez. Bu kimi zaman 2011-2012 sezonunda olduğu gibi sonradan icat edilmiş bir Play-Off’tur, kimi zaman da gerek hakemlerle gerekse başka pazarlıklarla yapılan dolaylı müdahalelerdir.

Kısacası, adı iddia olsa da bizce yasal kumarın, yayıncı kuruluşların, futbol baronlarının ceplerinin dolması ve futbola duyulan ilgilinin oldukça sıcak kalması gerekmektedir. Sıcaklık para ile eş anlamlıdır çünkü.

FIFA ve UEFA’da kriz

Futbolun piyasa koşullarına tabi olmasının yansımaları yalnızca TFF’ye özgü bir durum değil ellbet. Bu kadarı haksızlık olacaktır. Dünya ve Avrupa futbolunu ‘yöneten’ iki köklü kurum FIFA ve UEFA’nın yolsuzluk dosyasını hatırlamakta ve hatırlatmakta fayda olacaktır.

Bilindiği gibi, Rusya ve Katar’ın, Dünya Kupası’nın ev sahipliklerini alması, diğer aday ülkeler tarafından yapılan itirazların ardından incelemeye alınmış, dönemin FIFA Etik Kurulu Soruşturma Komisyonu Başkanı Michael Garcia, konu hakkında hazırladığı 430 sayfalık raporu, 2014’ün Eylül ayında FIFA’ya göndermişti. Garcia, raporu ele alan FIFA Etik Kurulu Adalet Komisyonu Başkanı Hans-Joachim Eckert’ın hazırladığı ve soruşturmanın kapatılmasını öngören 42 sayfalık değerlendirmeye, somut bilgi yetersizliği ve verilerin hatalı olması iddiasıyla itiraz etmiş, 2014’ün Aralık ayında da itirazının FIFA Disiplin Kurulunca reddedilmesini protesto etmek amacıyla istifa etmişti.

Bu durum, özellikle UEFA’nın tepkisini çekerken, Başkan Sepp Blatter’in FIFA’daki koltuğu da ciddi biçimde sallanmaya başlamıştı.  2015’in Mayıs ayına gelindiğinde ise ABD’de açılan yolsuzluk davası kapsamında, FIFA’nın üst düzey yöneticileri İsviçre’nin Zürih kentinde düzenlenen operasyonla gözaltına alınmış, iddianamede adı geçen FIFA yetkilileri, 1991 yılından bu yana yapılan uluslararası futbol organizasyonlarını kirletmekle suçlanmıştı.

Birkaç saat sonraysa 2018 ve 2022 FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği sürecinde “kara para aklandığı ve suç teşkil edecek şekilde kötü yönetildiği” gerekçeleriyle İsviçre Başsavcılığı tarafından FIFA’ya soruşturma başlatılmış ve Zürih kentindeki merkez binasında bulunan tüm belgelere el konulmuştu. Olaylardan 2 gün sonra düzenlenen kongrede 5. kez FIFA Başkanı seçilen Blatter, uluslararası kamuoyunun tepkisini toplamıştı. Blatter, seçildikten 4 gün sonra istifa edeceğini açıklamıştı.

FIFA’daki krizin siyasi boyutu olduğunu savunan Blatter’e, hakkındaki etik soruşturması sonucu 6 yıl hak mahrumiyeti cezası verilmiş. Yaşananlar sonrası birçok üst düzey FIFA yetkilisi de çeşitli sürelerde hak mahrumiyeti cezaları almıştı.

Özetle piyasanın her hücresine kadar egemenliği altına almaya çalıştığı futbolun, yalnızca Türkiye’de değil uluslararası bir ölçekte, mafyatik bir organizasyon olduğu kayıtlar altına alınmış oldu bu gelişme ile beraber.

Futbolu seven, takip eden ya da her ne olursa olsun onunla temas halinde olanlar için futbol hem sadece futbol değildir, hem de bazen sadece futboldur.

Yukarı