Pusula

Ali Kemal yolundaki yandaş münevverler

Pusula’nın bu haftaki dosya konusu siyasal İslamcıların “münevverleri”…

Ali Kemal yolundaki yandaş münevverler

“İkinci Cumhuriyet’in münevverleri” diye pazarlanan siyasal İslamcılar ellerindeki bütün imkanlara rağmen AKP’nin politikalarından inandırıcı ve sürükleyecek bir öykü çıkartamıyorlar. Bir açıdan bakıldığında özellikle siyasal İslamcıların ideolojik çerçevelerinin hep eklektik olduğu ve emperyalist merkezlerden beslendiği söylenebilir.

Ancak “yıkıcı” olunan iktidarın hedeflendiği bir dönemde söylenenler ile artık “kurucu” olduklarını iddia ettikleri ve üstelik bunca imkanları olan yeni dönemde söylenenler arasında niteliksel bir fark ortaya çıkması beklentilerine rağmen kendilerinin de itiraf ettikleri gibi bu açıdan pek yol aldıkları söylenemez.

Komünistler açısından bu durum, idealist bir dünya görüşünün doğal sonuçları olarak kabul edilebilecek bir saçmalıklar dizisi kabul edilecek olsa da öylece bırakılıp geçilemeyecek bir konu. Bir yandan İkinci Cumhuriyet’in kadük kalan yönlerinin onun sonunu getirme potansiyelinden bir yandan da Türkiye insanının aklını zehirlemelerinin önüne geçilmesi gerektiğinden böyle sayılmalı.

Akla, bilime, estetiğe velhasıl insanlığa düşmanlık

Siyasal İslamcıların bu topraklarda ancak Moğollar ile eş tutulabilecek bir yıkıcılık dışında temsil edebildikleri bir değer olmadığını tespit etmek gerekiyor. Zaman zaman sosyal medyaya ve basına da yansıyan ucube işlerle, başta ABD olmak üzere yurt dışından ya da daha içerden bir ifadeyle “kafir Batı”dan ithal edilen komplolar ve bilim düşmanı fikirlerle ve doğanın, tarihin bütün izlerini yok edecek bir canilikle siyasal İslamcı iktidar yıllarının Türkiye topraklarının tarihini ve geleceğini bir felakete sürüklediği görülüyor.

Amerikan sağının dünyayı gizli toplantılarla birkaç ailenin yönettiğine dair uyduruk komplo teorileri ile beslenen bir dünya analizi, Amerikan akıllı tasarımcılarından çevrilen bir evrim karşıtlığı ve kentlere sanata ancak tükürmeyi bildiklerini gösteren akıl almayacak derecede zevksiz ve çirkin devasa robotlar, dinozorlar, heykellerden oluşan gerçek hilkat garibeleri.

Bir ülkenin hafızasına yapılan bu büyük saldırının “fikir dünyasının” kısırlığı bu vasatlık karşısında şaşırtıcı. Tek geçerli akçesi “Reis’e biat” olan bir anlayışın sürekli duvara çarpıyor olması ve bir yönetim biçimi olarak baskı dışında bir yöntem geliştirememesi herkesin sabrını zorluyor kuşkusuz. Ancak yol, köprü, havalimanı yapmakla övünen bu vasatlıkla hakkıyla hesaplaşılması gerekiyor.

Vasatlığın münevverleri

Yandaş basında yer alan bu yazar-çizer takımının her durumda haklı olduklarına dair kuvvetli inançlarının ötesinde kalemlerinden sadece mezhep ve ulus düşmanlığı, laiklik karşıtlığı, savaş çığırtkanlığı, kadını aşağılama, kadercilik damlıyor.

Her gün gazetelerde yazan, bununla yetinmeyip televizyonlarda saatlerce ahkam kesen bu vasatlığın münevverleri için önce Suriye, İran, Rusya bir araya gelmiş ülkenin üzerine çullanırken, sonra bunlara ABD’si Almanya’sıyla emperyalizm de katılıyor ve en sonunda birdenbire ABD, Almanya başta olmak üzere emperyalizm ve PKK’nin oyunlarına karşı Suriye, İran ve Rusya’dan medet umulmaya başlanıyor.

Yine bunlara göre, fotoğraflarda arkasında rahatlıkla okunan “Coca Cola” yazısına rağmen bu bir kumpas oluyor ve Erdoğan aslında “Coca Cola” fabrikası açmıyor. Yıllarca “hocaefendi” diye ağlaştıkları Fethullah Gülen ve çetesi bir gecede FETÖ olurken FETÖ ile yıllarca mücadele edenleri yüzsüzce FETÖ ile işbirliği içinde olmakla suçlayabiliyorlar. Kendi aralarındaki tartışmalarda birbirlerinin ipliğini pazara çıkarmaktan geri duramasalar da

Mütareke basınından yandaş basına bir gelenek

Bu halleriyle yandaş basının bu yazar-çizer takımının en çok benzediği kişi kuşkusuz mütareke basınının en önde yazarlarından ve İstanbul hükümetinin Dahiliye Nazırı Ali Kemal oluyor.

1919’da Mustafa Kemal’in ordu müfettişliği görevinden alındığı bildirdiği genelgede “Bu önemli ve tehlikeli günlerde memur, halk, her Osmanlı’ya düşen en büyük görev, barış konferansınca geleceğimiz üzerinde karar verilirken ve beş yıldır yaptığımız deliliklerin hesapları görülürken, artık aklımızı başımıza devşirdiğimizi göstermek, akıllıca ve tedbirlice davranışları benimsemek, parti, mezhep, ırk ayrılıklarını gözetmeksizin her ferdin hayatını, malını, ırzını koruyarak, medenî dünyanın gözünde bu memleketi bir daha lekelememek değil midir?” diye yazabilen Ali Kemal çok değil birkaç yıl sonra İzmir kurtarıldıktan bir gün sonra 10 Eylül 1922’de “Gayeler birdi ve birdir… İtiraf etmeliyiz ki Anadolu’nun son zaferleri, kuvvetimize, kılıncımıza dayanarak hayat hakkını kazanma görüşünün gerçekleştiğini gösterir gibidir.” diye yazabilmiştir.

Mangalda kül bırakmasalar da Ali Kemal ile aynı tarihsel kökenden gelen yandaş basının kalemleri de bu işbirlikçiliği, bu dönekliği, bu vasatlığı sürekli sergiliyorlar.

 

Yukarı