Mercek

Suriye’nin kuzeyi: B planının ana üssü

MERCEK, Suriye’nin kuzeyinde emperyalizm eliyle işletilen planları ele aldı.

Umut Kuruç

ABD’nin niyeti en yalın haliyle, Suriye’nin kuzeyindeki varlığını PYD/SDG üzerinden güçlendirmek, bu varlığı Suriye’nin merkezi hükümetinden özerk bir Kürt bölgesi ile pekiştirmektir. Bunun müttefiklerince teyidinin açık göstergesi Katar krizi olarak adlandırılan sürecin hemen akabinde PYD lideri Salih Müslim’in Suudi Arabistan’a methiyeler düzerken İran aleyhindeki açıklamalarıdır.

Bu plandan murad edilen ise Suriye’nin zayıflayarak zamanla parçalanmasını sağlayacak güvenli bölgelerden başlayarak, merkezi hükümetten özerk, federatif bir yapıyı hayata geçirmek. Böylece etnik ve dini/mezhepsel gerilimlerin süreceği, İsrail, körfez krallıkları ve emperyalistlerin güvenliğini ve sermaye ihracıyla kaynaklara el koymasını sağlayacak bir Ortadoğu’nun oluşturulması.

Ağırlığını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) ABD destekli Rakka operasyonu sürerken ABD’nin Suriye’deki askeri varlığının geleceğine ilişkin SDG sözcüsü Talat Silo’dan gelen açıklama ABD’nin ülkenin kuzeyinde kalıcı olacağını söylüyor.
Reuters’e konuşan SDG Sözcüsü Silo, bölgedeki ABD askeri varlığının kalıcı olacağını, Washington’un uzun erimli stratejik politikalarını, bölgede PYD tarafından kurulmuş olan siyasi yapılarla çeşitli askeri ve ekonomik işbirliği anlaşmaları aracılığıyla sürdüreceğini söyledi.

ABD’nin yakın zamanda, bir askeri havaalanı inşa etmek için bölgeyi güvenlik altına almayı istediğini de belirterek “Bunlar daha başlangıç. Desteği ayrılmak için vermiyorlar. Amerika bütün bu desteği bedava vermiyor” dedi.

Aynı sözcü geçmişte de SDG’nin, ABD’nin dış siyasetinin Suriye’deki aracı olduğunu belirterek Moskova ve Şam’la işbirliği yapmalarının ABD tarafından yasaklandığını ifade etmişti.

Söz konusu yeni açıklamanın, ABD öncülüğündeki (IŞİD karşıtı) Birleşik Görev Gücü Doğal Kararlılık Operasyonu Komutan Yardımcısı İngiliz Tümgeneral Rupert Jones’un koalisyonun Suriye güçlerinin Fırat’ın kuzeyine yönelmesine izin vermeyeceğini açıklaması ve Trump’ın IŞİD’le mücadele özel temsilcisi Brett McGurk’un daha önce Rakka kırsalında düşürülen Suriye uçağını hatırlatarak tehdit niteliğindeki “yeniden yaparız” imasıyla eş zamanlı olmasını da not edelim.

Açıklamalar, emperyalizmin ülkenin kuzeyinde meşru hükümetin egemenliğini yeniden tesis etmesine izin vermeme niyetini de işgal planını da bir biçimde teyid etmiş oluyor.

Nedir bu işgal planının hedefi?

Öncelikle, başta ABD olmak üzere, emperyalizmin Suriye stratejisinde herhangi bir geri çekilmenin değil, tam tersine bölgede daha kalıcı bir biçimde yer tutma hedefinin olduğunu söylemek gerekiyor.

Suriye ve Irak’ta süren savaşın geldiği durum itibariyle ABD emperyalizminin A planının duvara toslamasıyla birlikte B planını hayata geçirmek üzere harekete geçtiğini, bu noktada ise bölgedeki ana müttefikinin Kürt hareketi olduğunu söylemek müneccimlik olmaz.

Suriye’nin Kuzeyi: B planının ana üssü

ABD’nin önemli hamlesi sahada müttefiki olan PYD/SDG ile Rakka’yı ele geçirerek buradaki petrolü ve suyu ileride söz konusu olabilecek “özerk” Kürt bölgesi için güvence altına almak. Elbette bu hamlesinin Kürtler için değil, kendi bekası için olduğunu söylememize gerek yok.
Ağustos’un ilk yarısında ABD ve SDG arasında yapılan toplantıda SDG’li yetkililerin Suriye yönetiminin Rakka operasyonunun altını oymaya çalıştığını ve bunun ele alınması gereken en önemli sorun olduğunu söylemesi Rakka’daki iddiasını da ifade ediyor. Suriye ordusunun Rakka’nın güneyi boyunca Deyrezzor’a ilerleyişini de “Federal sınırların ihlali” olarak gören SDG, ABD’nin Suriye ordusunun ilerleyişini durdurmak için her şeyi yapması gerektiğini de belirtiyor.

ABD’nin SDG’ye transfer ettiği ağır silahların ve ülkenin kuzeyindeki askeri üslerinin (sayının 10 ile 16 arasında olduğu farklı kaynaklarca açıklanmıştı) varlığı düşünüldüğünde Haseke’nin Şam’la köprüleri nasıl attığı da ortadadır. Buna bir de ABD’nin “IŞİD’le savaş” adı altında Suriye Ordusu ve müttefiklerini her fırsatta vurması eklenince yukarıdaki niyet bir kez daha teyid edilmektedir.

ABD’nin niyeti en yalın haliyle, Suriye’nin kuzeyindeki varlığını PYD/SDG üzerinden güçlendirmek, bu varlığı Suriye’nin merkezi hükümetinden özerk bir Kürt bölgesi ile pekiştirmektir. Bunun müttefiklerince teyidinin açık göstergesi Katar krizi olarak adlandırılan sürecin hemen akabinde PYD lideri Salih Müslim’in Suudi Arabistan’a methiyeler düzerken İran aleyhindeki açıklamalarıdır.

Salih Müslim Haziran ayında Suudi Arabistan’ın Al Riyad gazetesindeki röportajında “İran rejimi ile bir ilişkimiz yok. Onlar, kendi haklarını elde etmek isteyen Kürtlere düşmanca yaklaşıyorlar. Kürtlerin Suriye’de haklarını elde etmesine de karşılar. Kürt meselesine bakışları Suriye rejiminden farklı değil. Bu nedenle bizim Suriye ve İran rejimleri ile ittifak içinde olmamız mümkün değil” derken Suudi Arabistan’la yakınlık girişimini “Arap aşiretlerinin Körfez ülkeleri ile Suudi Arabistan’daki aşiretlerle yakınlığı, bizim için önemli bir avantajdır. Bu durumun, halklarımız arasındaki kardeşlik bağlarını pekiştirmeye yarayacağına inanıyoruz.” sözleriyle ifade etti. Müslim’in bu açıklaması PYD’nin ABD’nin İran’ı kuşatma, böylece İsrail’in güvenliğini sağlama ve bölgedeki B planını hayat geçireceği haritadaki yerini açıkça ortaya koymaktadır.

SDG sözcüsü Talat Silo’nun da bir süredir ABD’nin Suriye’nin kuzeyindeki varlığına ve bu varlıkla ilişkilenmelerine dair yaptığı açıklamalar emperyalizmin bölge planlarındaki yerlerine ilişkin kararlılığın ifadesidir.

Öte yandan, kontrolündeki bölgelerde tek taraflı olarak “Kuzey Suriye Demokratik Federasyonunu” ilan eden ABD destekli SDG, Ağustos ayı başında seçimler ve idari yapının kurulması konusunda adımlar atıyor.

Altı yıldan uzun bir süredir emperyalizmin saldırılarına karşı savaşan Suriye’nin en yetkili makamların bu gelişmelere cevabı ise net: ‘kabul edilemez’. Geçtiğimiz günlerde yaptığı bir konuşmada teröre karşı savaş devam ettikçe Suriye’nin parçalanması ya da herhangi bir emri vaki durum düşüncesinin kesinlikle ve hiçbir şekilde kabul edilemez olduğunun altını çizen Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, Suriye’nin toprak bütünlüğünün hiçbir şekilde tartışma konusu olmasının mümkün olmadığını vurgularken Dışişleri Bakan Yardımcısı Faysal Mikdad da, Rojava’da yapılacağı açıklanan seçimleri “şaka” olarak nitelendirerek Suriye’nin kendi topraklarından bir parçanın ayrılmasına izin vermeyeceğini açıkça belirtti.

Rakka – Deyrezzor: İran’ın kuşatılması

Suriye’deki ana merkezleri Irak’a bağlayan üç ana otoyol bağlantısından kuzey sınırında bulunan bölge ABD destekli PYD/SDG’nin kontrolündeyken Humus-Bağdat otoyolu, Suriye ordusunun koruduğu bölgeler ve IŞİD kuşatması altındaki Deyrezzor’dan geçiyor.
Irak’a giden sınır noktası ne hikmettir ki IŞİD tarafından kapatılmış olsa da Suriye Ordusu ve müttefikleri burayı geri almak üzere batıdan, kuzeyden ve güneyden hızla ilerliyor. ABD ise Deyrezzor’u bırakmaya niyetli değil, SDG’yi buraya sürerek Suriye güçlerini engelleme konusunda kararlı. Suriye ordusu ve müttefiklerinin Deyrezzor’a yönelik harekatında kuzey, güney ve batıdan kurduğu güvenli geçiş yollarının Irak güçleri tarafından da doğudan karşılanması ABD’nin ülkenin bu stratejik bölgesine ilişkin planlarını suya düşürebilir.
Deyrezzor’un önemi, bir yandan petrol bölgesi olmasından kaynaklansa da ABD açısından en az bunun kadar önemli olan bir diğer yanı ise İran’ın erişimiyle ilgili. ABD, İran’ın Suriye’ye ve dolayısıyla Akdeniz’e erişimini engellemeyi ve böylece İran kuşatmasını güçlendirmeyi hedefliyor.

Bu yönüyle, ABD emperyalizmi için Rakka operasyonunun esbabı mucibesi, PYD aracılığıyla Suriye’de varlığını sürdürürken hem Suriye yönetiminin gücünü parçalamak, hem de İran’ı Suriye ve Irak’ın sınırından kuşatarak boğmak.

Ülkenin güneyinde bulunan Şam-Bağdat otoyolu Suriye Ordusu ve müttefikleri tarafından ele geçirilmiş olsa da ABD öncülüğündeki koalisyon ve desteklediği gruplar Tanaf’a yerleşerek ve kendi kendilerine tek taraflı olarak ilan ettikleri “çatışmasızlık bölgesi” ile bu bağlantıyı kesmeyi hedefliyor. Öte yandan, Suriye ve Irak güçleri bağlantı noktasını kaydırarak ABD destekli grupları sıkıştırmış durumda. ABD açısından bu hattın önemi ise İran’ın Filistin’e erişimi.

Emperyalizmin çıkarları mı, halkların kardeşliği mi?

Suriye için 2011’de Libya benzeri bir yok oluşu hedefleyen A planı duvara toslayan emperyalistler için artık gündemde olan B planı. Bu planın kabaca Suriye’de en az üç nüfuz bölgesinin varlığının sağlanmasını ön gördüğünü söylemek mümkün. Kuzey ve kuzeydoğuda ABD destekli bir Kürt bölgesi, güneyde İsrail ve Ürdün için bir tampon bölge ve Suriye-Irak sınırı üzerinde kontrol.

Bütün bu veriler ışığında ABD emperyalizminin Suriye ve Irak’ta PYD ve IKBY üzerinden B planını uygulamayı hedeflediğini söylemek mümkün. Hangisinin daha önce bir devlet ya da özerklik/federasyon ilanında bulunacağı ise elbette emperyalizmin bölgedeki dengelerine göre gerçekleşecek.

Barzani’nin gerek Bağdat karşısında petrol ihracatı ve gelirleri, gerekse merkezi hükümetteki ağırlık pazarlığı için ve gerekse ilk sırayı kapma uyanıklığı ile referandumu gündeme getirmesindeki acelecilik bu dengeler açısından okunmalıdır.
Bu plandan murad edilen ise Suriye’nin zayıflayarak zamanla parçalanmasını sağlayacak güvenli bölgelerden başlayarak, merkezi hükümetten özerk, federatif bir yapıyı hayata geçirmek. Böylece etnik ve dini/mezhepsel gerilimlerin süreceği, İsrail, körfez krallıkları ve emperyalistlerin güvenliğini ve sermaye ihracıyla kaynaklara el koymasını sağlayacak bir Ortadoğu’nun oluşturulması.

Yukarıda sıralanan ve bu hedefi ortaya koyan haritaya bakıldığında bugün ABD emperyalizmi için ana müttefik, bilinen sayıyla en az 10 ABD üssüne ev sahipliği yapan, ülkenin kuzeyinde özerkliğini ve müttefik pozisyonunu net olarak ortaya koyan PYD’dir. Acıdır, çünkü bu pozisyon Ortadoğu halkları için felaketten başka bir anlama gelmeyecek olan planın ana unsuru olma gayretkeşliğini Kürt halkına mal etme girişiminden başka bir şey değildir.

Yukarı