Dün yaptığı bir konuşmada “Gezicilerin arkasında emperyalistler vardı” diyen ancak on beş yıldan fazla süredir ülkemizi emperyalizme peşkeş çeken AKP’nin Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKP’ye karşı olanları itham ederek siyaset yapmayı sürdürüyor.

Oysa ki gerçekler hiç de böyle değil. Gazete Manifesto olarak 2002’de iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ve on beş yıla yakın başkanlığını sürdüren, bu dönemde başbakanlık yapan ve bugün AKP’li olarak Cumhurbaşkanlığını sürdüren Tayyip Erdoğan’ın aslında emperyalizme nasıl bağımlı olduklarını gözler önüne sermek istiyoruz.

AKP iktidarının emperyalizm ile işbirliğinin en tipik örneğini Ortadoğu’da cihatçı örgütler ile kurulan ortaklık oluşturuyor. Kimi zaman gölgede kalsa da bu durum ilişkinin devam ettirilmesi için önem taşıyor.

Suriye’deki meşru iktidarın devrilmesi için silahlandırılan, harekete geçirilen, istihbarat verilen cihatçı örgütlerin içinden sonra IŞİD’in de çıkması ile birlikte insanlık büyük bir sorun ile karşı karşıya kalmıştır. Gelinen noktada artık IŞİD’in ABD tarafından kullanılan bir sopa olduğu daha fazla görünür hale gelmiştir.

Ülkemizde FETÖ ile birlikte Amerikancılığın en önemli temsilcisi olan AKP’nin ve Tayyip Erdoğan’ın Ortadoğu’nun bu kadar hareketli olduğu bir dönemde köşede oturmaları beklenemezdi. Dolayısıyla emperyalist ülkelerin ellerini kirletmemeleri için cihatçı örgütler beslendi, lojistik sağlandı, ülkemizin sınırları delik deşik oldu.

Her ne kadar ABD, AKP’nin bu ilişkilerde “sınırları aştığına” dair bazı söylemler geliştirse de, özü itibariyle durumdan memnundular. Çünkü ne olursa olsun cihatçı örgütler “diktatör Esad”a karşı canla başla savaşmaktaydı. AKP de bunun bir parçası olmakta beis görmedi.

Tayyip Erdoğan, Suriye’nin kentlerinde namaz kılacağını ifade ederek, emperyalist yayılmacılığın sözcülüğünü de yapmıştı. Önemli olan bunun deklare edilmesiydi. BOP eşbaşkanlığının ne olduğu bir kere daha bu örnek üzerinden görüldü.