Neşe Deniz Babacan

Geçtiğimiz haftalarda tekrar gerilen Türkiye Almanya ilişkilerinde gelinen nokta “Çözümsüzlüğe mi denk düşüyor?” sorusunu da beraberinde getiriyor. Oysa ki, “Emperyalist Almanya ile işbirlikçi bir sınıf ile onun siyasi temsilcisi AKP’nin iktidarda olduğu Türkiye’nin gelecek planları ne olacak?” sorusuna vereceğimiz yanıtlar çok boyutlu olabilir.

Öncelikle, Türkiye ve Almanya arasındaki ilişkileri sadece AKP iktidarı ile Angela Merkel’in başbakanlığı ile temsil edilen siyasi bir düzlemde ele almanın süreci çözümlemek için yeterli olmadığını ifade etmek gerekiyor.

Bir not gibi görünen bu uyarının neden önemli olduğu ise açık olsa gerek. Siyasi mücadelede, aynı düzlemde ancak farklı seviyelerde bulunan siyasi öznelerin karşı karşıya gelişlerinde sizin bulunduğunuz pozisyon eğer bunların bulunduğu zemini toptan karşıya almıyorsa o zaman taraflardan birinin yanına düşmeniz kaçınılmaz.

Örnek olsun, bugün her şeyi “Saray çetesi” ya da “Tayyip Erdoğan oligarşisi” gibi kavramlarla açıklamaya çalışanlar soluğu ister istemez Alman emperyalizminin yanında alıyorlar. Neden mi? Çünkü bugün Alman emperyalizmi, dünya üzerindeki en büyük kapitalist birimlerden biri olarak Türkiye’ye ayar verme operasyonunu ya da çıkarları doğrultusundaki hamlelerini AKP iktidarı ya da Tayyip Erdoğan figürü üzerinden yapmaya çalışıyor.

Dolayısıyla, eğer kapitalizme, sermaye devletine ve sermaye sınıfına karşı mücadele etmiyorsanız, Almanya’nın attığı adımlar size meşru gelebilir.

Tersi örneği ise gözden kaçırmamak gerekli. Alman emperyalizminin bölge ve Türkiye üzerindeki çıkarları doğrultusunda attığı adımların, AKP tarafından üretilen ve büyük bir sahtekarlık olan “dış güçler edebiyatı” çerçevesinde okunması ise sizi hızlı bir şekilde AKP yandaşlığına götürüyor. Ne zaman dışarıda sıkışsa, içeride “millici” siyaseti yükselten ama arka planda işbirlikçiliğin dibine vuran AKP’nin yandaşlığından kurtulmak için de Türkiye kapitalizmine, sermaye devletine ve patron sınıfına, bunlarla birlikte AKP’ye karşı büyük bir mücadele vermek gerekiyor.

İşte bunları yapmıyorsanız. O zaman da emperyalizm karşısında AKP’nin pozisyonu size meşru gelecektir.

Mesele sadece siyaset mi?

Eğer son zamanlardaki siyasi gelişmelere bakarsak, geçmişin iki yakın siyasi unsurunun bugün farklı başlıklar üzerinden arasının açıldığı net bir şekilde görülüyor. Doğal olarak emperyalist bir devlet olan Almanya’nın ekonomik ya da siyasi açılımlarının Türkiye üzerinde etkisi olmayacağını savunmak ise abes olur.

İşte tam da bu yüzden, geçtiğimiz günlerde büyük bir kriz unsuru olan, AKP iktidarının Türkiye’de faaliyet gösteren 700’e yakın Alman şirketinin “teröre destek” verdiği iddiası, “yanlışlık oldu” denilerek geri çekildi.

Gerek emperyalist siyaset, gerekse Türkiye gibi ülkelerdeki burjuva siyaseti açısından bu ve benzeri başlıkların sonu gelmeyeceğini bilmek gerekir. Bu söylediklerimizden siyasi başlıklar tamamen önemsizdir anlamı çıkmamalıdır. Ekonomik arka plan ve ilişkilerin tarihsel boyutu ile emperyalist sistemin küresel boyutu ele alınmadan yapılacak dar alana sıkışmış değerlendirmeler bizi gerçeklik algısından uzaklaştırabilecektir. Vurgu yapmaya çalıştığımız nokta budur.

Devamında ise Almanya ile Türkiye (doğal olarak AKP iktidarı) arasında kriz yaratan gelişmeleri şu çerçevede toparlayabiliriz: Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne entegrasyon süreci, bu süreçte AKP’nin “demokrasi” başlığı üzerinden Almanya tarafından sıkıştırılması, AKP’ninse Almanya’yı kendi iç işlerine karışmakla suçlaması. Türkiye’deki referandum sürecinde Almanya ve hinterlandındaki Hollanda gibi ülkelerin AKP’li siyasetçilere koyduğu yasak ve bu durum AKP tarafından bir devlet krizine taşınmaya çalışılması. Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar ve bu insanların geleceklerinin AB ve özelde Almanya karşısında bir pazarlık kozu olarak kullanılması. Tüm Avrupa’da faaliyet gösteren Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’nin (DİTİB) istihbarat faaliyeti yürüttüğü iddiaları ile birlikte başlayan tartışma. İncirlik’teki NATO üssündeki Alman asker varlıklarının geleceği üzerinden ortaya çıkan gerilimler ve bu varlığı Almanya tarafından çekilmesi. FETÖ’nün Almanya tarafından “terör örgütü” olarak tanınmaması ve FETÖ’cü unsurların Türkiye’ye iade edilmemesi.

Toplamda bu başlıkların hepsine baktığınızda iki ülke arasında savaşın kapıda olduğu, beraberinde bir taraftan Almanya’nın “büyük bir özgürlük savaşçısı” olduğu, diğer taraftan AKP’ninse “büyük bir yurtsever güç” olduğu intibaının uyanması işten bile değil.

Karşılıklı ilişkileri gözden kaçırmayalım

Tam da bu noktada iki ülke arasındaki karşılıklı ilişkileri gözden kaçırmamak, Almanya’nın neden emperyalist, AKP ve Türkiye sermaye sınıfının da neden işbirlikçi olduğunu anlamak için yeterli gibi görünüyor. Dolayısıyla, Alman emperyalizmi kendileri daha uyumlu çalışacak bir siyasi iktidar istiyor olabilir. Ancak, Alman emperyalizminin suyuna gitmeyip, bağımsız bir siyasi ve ekonomik hat açamayacak olan AKP iktidarının son tahlilde yola gelmesi mümkün görünmektedir. Referandum öncesinde Hollanda ile yaşananları da benzeri şekilde ele almak gerekmektedir.

  • Almanya, 2016 yılında Türkiye’nin ihracatında (14 milyar dolar) birinci sırayı alırken, ithalatında 21,5 milyar dolar) Çin’in ardından ikinci sırada yer aldı.
  • Almanya tarafından bakıldığında ise 2016 yılı verilerine göre Almanya’nın ihracatında Türkiye’nin payı yüzde 1,8 ve ithalatında ise yüzde 1,6 seviyesinde bulunuyor. Türkiye, Almanya’nın dış ticaretinde 13. sırada yer alıyor.
  • 7,5 milyar dolarlık dış ticaret açığı ile Almanya’nın Türkiye için öneminin daha fazla olduğu görünüyor.
  • Türkiye’ye en fazla turist Almanya’dan geliyor.
  • Ekonomi Bakanlığı verilerine göre 2002-2017 yılları toplamında Almanya en fazla doğrudan yatırım yapan 6. ülke konumunda bulunuyor. Türkiye’ye yapılan doğrudan sermaye yatırımlarında Almanya’nın payı bu dönemde 8,97 milyar dolarla yüzde 6,3 seviyesindeydi.

Almanya’nın unutulmaz İslamcı aşkı

Sovyetler Birliği’nin ortadan kalkmasından sonra, 1917 Ekim Devrimi’nin ürünü olan izlerin silinmeye çalışıldığını, Türkiye’nin de bundan nasibi aldığını biliyoruz.

İşbirlikçiliği tescilli olsa da Türkiye’nin payına, 1923 Cumhuriyeti’nin çözülüşü ve yerine tam boy piyasacı, gerici ve emperyalizm işbirlikçisi bir yapı kurulması düştüğünü AKP’li yıllarda yaşadık. İşte bu noktada, 90’lı yıllarda Türkiye’ye karşı cihat ilan eden, Anadolu’da bir federal İslam cumhuriyeti kurduğunu iddia eden ve Anıtkabir’i bombalayacağı söylenen Kaplancılar’a Alman devletinin verdiği desteği hatırlatmak gerekiyor. Türkiye’nin en önemli aydınlarının İslamcılar tarafından katledildiği, Sivas katliamının yaşandığı dönemlerde emperyalizmin bugünkü IŞİD’in neredeyse birebir aynısı olan, aynı zamanda AKP’nin ataları arasında yer alan Kaplancılar’a arka çıktığı açık bir şekilde bilinmektedir.

11 Eylül’den sonra Almanya nedense el çabukluğuyla Kaplancılar’ı yasakladı, Türkiye’de AKP iktidara geldi. On beş yıl boyunca Alman emperyalizmi ve AKP iktidarı kol kola ülkemizin geriye götürülmesi için çeşitli politikalara imza attılar.

Şimdi ise Almanya AKP’ye “gericilik yapacaksan bizimle uyumlu bir şekilde yapmalısın” demektedir. AKP’ninse radikal, ılımlı ve uyumlu İslamcı kimlikleri arasında bunalım yaşadığı söylenebilir. Kendilerinden beklenen yakın zamanda bu bunalımı çözerek, açık bir şekilde emperyalizm uşaklığına devam etmesidir.

AKP’nin bu beklentileri karşılama ihtimalinin çok zayıf olmadığı bilinmelidir.