Geçtiğimiz hafta gerici AKP iktidarı, eğitimi dinselleştime adına iki adımı birden attı. Bunlardan biri cihat eğitiminin müfredata sokulması girişimi, diğeri ise evrim konusunun lise biyoloji dersi müfredatından çıkartılması oldu.

Evrime sahip çıkanlar ve ilerici kesimler tarafından büyük tepki toplayan bu adımlara karşı bir hamle de uzun yıllardır bilim ve evrimsel biyoloji alanında çalışma yürüten ve halkı bilinçlendirmeye çalışan popüler bilim grubu “Evrim Ağacı”nden geldi.

Grup tarafından yayımlanan açıklama dışında, grubun kurucularından Çağrı Mert Bakırcı tarafından da “Liseler için Evrim” başlıklı videonun ilk ikisi internetten paylaşıldı.

Gerici AKP zihniyetine karşı verilen bu mücadeleyi bilim alanından büyütmeye çalışan ve bunu halka geniş bir şekilde ulaştırmaya çalışan Evrim Ağacı’nın bugüne kadar yaptığı çalışmalar büyük bir ilgi toplamıştı. Bundan sonra da evrimin savunulması ve topluma anlatılması konusunda bu tür popüler bilim platformlarına olan ihtiyaç ise sonsuz.

Gazete Manifesto olarak son yaşanan gelişmeler ile ilgili Evrim Ağacı’ndan Çağrı Mert Bakırcı ile bir röportaj gerçekleştirdik. Röportajı okuyucularımızın ilgisine sunuyoruz.

Gazete Manifesto: Öncelikle Evrim Ağacı hakkında bilgi almak isteriz. Evrim Ağacı nedir, ne zaman kurulmuştur ve neyi amaçlamaktadır kısaca bahsedebilir misiniz?

Çağrı Mert Bakırcı: Tabii ki, kısa bir özet geçeyim. Evrim Ağacı, 5 Kasım 2010’da ben ve ODTÜ Biyoloji Bölümü’nden 2 diğer arkadaşım ile kurduğumuz bir öğrenci topluluğu. Aslında teknik olarak ODTÜ Biyoloji ve Genetik Topluluğu’nun bir alt dalı; en azından ODTÜ’de faaliyet gösteren ekibimiz için bu böyle. Şu anda Evrim Ağacı, ODTÜ’nün çok ötesine geçmiş, Boğaziçi Üniversitesi’nde bir şube açmış, giderek büyümekte olan bir bilim organizasyonu. Bünyesinde onlarca yazar, bilim insanı, bilimsever, araştırmacı, bilim anlatıcısı bulunuyor. Bugüne kadar evrim üzerine 2 kitap yayınladık, binlerce popüler bilim içeriği yayınladık, yüzlerce popüler bilim makalesi yazdık. Yeni yakınlarda hız vermeye başladığımız YouTube kanalımızdansa onlarca video yayınladık. Ülkemizden çıkan bilim insanlarıyla bilimsel araştırmaları ve modern bilim hakkındaki düşünceleriyle ilgili sohbetler düzenledik.

Yaptığımız iş ise çok basit: Türkiye’de bilimsel anlayışın çok zayıf, bu anlayışı geliştirmek için gereken bilimsel altyapının ise şimdilik yetersiz olduğunu düşünüyoruz. Anadolu coğrafyasında asırlardır modern bilim eğitiminin hakkıyla verilmediğini görüyoruz. Bu durum, günümüzde de aynen devam ediyor. Ancak bizler, birçok diğerlerinin aksine, ülkemizdeki bu eksikliğe lanet okuyup, küfredip, alınıp bozulmaktansa, katkı sağlama çabası içerisindeyiz. Bütün samimiyetimiz ile, günlerimizin ezici çoğunluğunu ülkemize bilim taşımaya adayarak, elimizden geleni ardımıza koymuyoruz diyebilirim.

Evrimsel biyoloji temelinden yetişmiş bilim insanları ve bilimseverler olduğumuz için ana odağımızda evrim konusunun doğru düzgün öğretilmesi ve tüm detaylarının halkımıza eksiksiz olarak anlatılması bulunsa da, fizikten kozmolojiye, astronomiye, jeolojiye, paleontolojiye, kimyaya ve hatta mühendisliğe kadar çok çeşitli alanlarda bilimin en güncel bilgilerini, sadece “Bilim haberlerinde bugün bu oldu!” şeklinde değil, bilimsel kavramların özlerini izah ederek halkımıza aktarıyoruz. Yani Evrim Ağacı, ülkemizde faaliyet gösteren birçok diğer bilim oluşumundan birazcık farklı olarak, “kavramsal eğitim” dediğimiz konuya ağırlık veriyor diyebilirim.

Biz, Türkiye’nin yaşadığı birçok sıkıntının bilimsel aydınlanma devrimini yaşamamış olmamızdan veya dolaylı olarak yaşamış olmamızdan kaynaklandığını düşünüyoruz. Bu nedenle, ülkemizdeki insanların bilimi günlük uğraş ve ilgi alanlarından biri haline getirebilsinler diye, internet ve videografi gibi modern teknoloji araçlarını kullanarak insanlarımıza modern bilim aşılamaya çalışıyoruz. Özellikle de tek umudumuz olan gençlere… İnanıyoruz ki bunu yaparsak, Türkiye insanının ufku çok daha genişleyecek, belki eskiden olduğu gibi ayakları yere basan hayalleri olacak, umutları olacak, bilime heyecan duyacak. Bunu başarabilmek için, bilim insanları ve bilimseverler olarak bilgilerimizi kendimize saklamak ve sessiz kalmak yerine, bildiğimiz her şeyi ulaşabildiğimiz her insanımıza öğretmeye çalışıyoruz. Çin atasözü olarak ünlenmiş bir deyiş vardır: “Karanlığa lanet okumaktansa, bir mum da sen yak.” diye. Yapmaya çalıştığımız tam olarak bu.

Gazete Manifesto: Bildiğiniz üzere geçtiğimiz günlerde AKP tarafından evrim teorisinin müfredattan çıkarılması için bir hamle yapıldı. Evrim konusu daha önceden müfredatta nasıl işleniyordu ve bu hamleden sonra neler değişecek?

Ç.M.B.: Yani, buna hamle demeyelim. Müfredattan çıkarıldı evrim, yok artık. Yanılmıyorsam Cumhuriyet tarihinde ilk defa oluyor bu. Hani elbette saldırılar vardı da, resmen çıkarılması yanılmıyorsam ilk defa oluyor olmalı. Ancak bu, pratik olarak pek de etkisi olan bir karar değil. Çünkü evrim, lise son sınıf (12. sınıf) müfredatının son konusu olarak okutuluyordu zaten. Herkes bilecektir ki lise son sınıfın son haftaları, gençlerin doktor raporu alarak veya devamsızlık haklarını kullanarak okula gitmedikleri, üniversite sınavına hazırlandıkları bir dönem. Zaten biyoloji öğretmenleri üzerinde de gerek veliler yoluyla, gerekse de devlet eliyle yoğun bir baskı vardı evrimin öğretilmemesi yönünde. Dolayısıyla evrim eğitimi zaten verilmiyordu, bu kararla iş resmiyete döküldü diyebilirim. Bu nedenle pek bir şey değişmeyecek.

Değişense şu: Tepki. Her etki, kendisine eşit büyüklükte ve zıt yönde bir tepkiye neden olur. Newton’un 3. yasasıdır bu. Belki bu tip bir karar alınmasa, böylesi bir tepki doğmayacaktı. Ancak bu karar, hem halkımızda ve tüm dünyada hatırı sayılır bir tepkiyi doğurdu, hem de bizler gibi daha ufak tefek oluşumların gündemlerine bunu alarak çözüm önerileri üretmesine neden oldu. Bundan sonra da olacak olan budur. İnsanlar ellerinden geldiğince bilimi öğrenmeye ve öğretmeye devam edecekler. Gönül isterdi ki ülkemizden gelen baskılar bilim gibi son derece asil bir konuyu öğrenmeyi ve öğretmeyi bu kadar zorlaştırmasaydı.

Gazete Manifesto: Evrim Ağacı olarak evrimin müfredattan kaldırılmasına tepki olarak lise düzeyinde evrimi anlatan bir video serisi başlattınız. Bu video serisi oldukça ilgi topladı. Böyle bir video serisi çıkarma fikri nasıl gelişti?

Ç.M.B.: Son derece spontane olarak gelişti diyebilirim. Türkiye’de Ekoloji ve Evrimsel Biyoloji Derneği diye bir dernek var. Son derece güzel işler yapan, müthiş akademisyenleri bünyesinde barıştıran bir ekoloji ve evrimsel biyoloji derneği. Bu dernek, karardan sonra kamuoyuna bir basın açıklaması yayınladı. Biz de zaten bir açıklama üzerinde çalışıyorduk. Çok benzer olduğunu fark ettik sitemlerimizin, altına imzamızı atacak kadar aynıydı yakınmalarımız. Bunun üzerine, aklıma geldi: “Yakınmaktan öte ne yapılabilir?” diye sordum kendime. Ben evrimsel biyoloji üzerinde akademik düzeyde çalışıyorum. Bugüne kadar da 10 yıla yakın bir bilim anlatıcılığı deneyimim ve Evrim Ağacı gibi devasa bir platformum var. “Neden bunları birleştirip, konuyu dilim döndüğünce gençlere anlatmayayım ki?” diye düşündüm.

Elbette okul eğitiminin yerini tutmaz ama hiç yoktan iyidir diye düşündüm. Birkaç yabancı üniversitenin liseler için geliştirdiği evrim müfredatlarını inceledim. Sonra da ülkemizdeki evrime yönelik eksikleri bildiğim için, bunlara öncelik vererek kendime bir ders listesi hazırladım. Sonra da slaytlar hazırlayarak, “İdeal bir evrim eğitimi nasıl olurdu?” sorusuna yanıt arayan şekilde bir video dizisi çekmeye başladım. Sağ olsun, insanlarımız da çok büyük ilgi ve destek gösterdiler. Olay bu şekilde gelişti diyebilirim.

Gazete Manifesto: Dikkatinizi çekmiştir, geçtiğimiz hafta televizyonda “deve sidiği” polemiği yaşandı. Yine aynı programda evrim konusu da tartışılmıştı. Ana akım medyada yapılan bu tür programlar ve tartışmalar evrime ve bilime ne gibi zararlar veriyor?

Ç.M.B.: Modern bilimi öğretmek için televizyonlar çok değerli araçlar elbette. Ancak reyting odaklı bir mentalite ile bilim öğretilmez. Dahası, din üzerinden tartışarak da bilim öğretilmez. Dini din ile ilgili programlarda tartışmak gerekir, bilimi bilim ile ilgili programlarda. Bu iki sahanın metodolojisi birbirinden farklı olduğu için, tartışma düzleminde anlaşmaları imkansızdır. Öte yandan kişiler, kendi iç dünyalarında bunları buluşturup, bir arada yaşayabilirler. Evrim bir doğa yasasıdır, bir gerçektir. Yaratılış gibi düşünceler ise bir inançtır. Bu, bu kadar basittir. Doğa yasalarını anlarız, öğreniriz, biliriz. İnançlarımızdan veya bizim onları anlayıp anlamamamızdan bağımsız olarak gerçektirler. İnançlara ise inanır ya da inanmayız. Bu inançlar, yeni yeni anladığımız gerçekler ve doğa yasaları çerçevesinde yeniden şekillendirilebilir, değiştirilebilir, güncellenebilir. Bu, özünde yapılması o kadar zor bir şey değil, tarihte her zaman gördüğümüz bir şey. Dolayısıyla bilim-din çatışmasına yönelik sürdürülen tartışmalar bana çok sunî geliyor. Ancak işte, bu çatışma üzerinden prim yapan bazı kişi ve kurumlar, bunu pohpohluyorlar. Üzücü olan da bu.

O sözünü ettiğiniz tartışmada yaşanan deve sidiği örneğinde gördüğümüz, dinî inançların bilimsel perspektifte çağımıza adapte edilmesidir. Ben bunu olumlu bir girişim olarak görüyorum. Çünkü insanlar, eğer ki inançlarını modern bilim ışığında güncellemezlerse, inançları varlıklarını sürdüremez; bu çağdışı inançlara sahip kişilerden oluşan ülkeler ileriye gidemezler. Kilise Galileo, Bruno ve Kopernik gibilerini baskıladı, hatta Bruno’yu katletti, gerçekler değişti mi? Dünya dönmeyi bıraktı mı? Hayır. Sonunda olan, kilisenin kendini reformdan geçirerek fizik yasalarını kabul etmesi oldu. İslam tartışmalarında da olması gereken budur. Bilim ışığında inançlar güncellenmelidir. Elbette o tartışmada “deve sidiği” meselesi biraz da mizansen olarak yapılmıştır, ancak ülkemizde ve ülkemizdeki İslam anlayışında da daha derin bir dönüşümün sinyali verilmektedir bana kalırsa: “Ya güncelleneceğiz, ya yok olacağız.” gerçeğini fark eden inançlı bir kesim var Türkiye’de.

Günümüzdeki sunî evrim-din çatışmasında olan da budur. Bu bir galibiyet mağlubiyet meselesi değildir. Eğer bunu o tip bir yarışa döndürecek olursak. bilim ve gerçekler zaten daha başından galiptir. Gerçekleri şahsi fikirler ile yenemezsiniz. Dolayısıyla, günümüzdeki birtakım dindarlar, kendi dinlerini modern bilim ışığında güncellemekte ve bu tip bir reforma olumlu yaklaşmaktadırlar. Ben bunu kendi iç dünyamda teşvik ederim. Ama bunun ötesinde, bilimin bu kadar laçka edilerek dinî tartışmalara oyuncak edilmesini üzücü buluyorum. Tartışmak bilime zarar vermez, zaten bilim tartışarak ilerleyen bir süreç. Ancak tartışan kişilerin tartışma çerçevesini çok daha net belirlemesi gerekiyor diye düşünüyorum.
Televizyonlarımızda çok daha kaliteli bilim programları üretebilir, halkımıza modern bilimi aşılayabiliriz. Bilimin anca böyle deve sidiği falan gibi örneklerde hatırlanması üzücü. Toptan bir medya reformu gerekiyor bize diyebilirim.

Gazete Manifesto: Son olarak, Türkiye’de evrim konusunu araştırmak ve bilgi edinmek isteyenlere tavsiyeleriniz neler?

Ç.M.B.: Evrimi Türkçe kaynaklardan öğrenmek çok zor, bizden başka 1-2 oluşum ya var ya yok bu konuyu ele alan. Ama onun ötesine geçmek zor. Dolayısıyla İngilizce şart. Kesinlikle İngilizce öğrenmelerini tavsiye ederim. İkinci tavsiyem, dilimize çevrilmiş kitapların hepsini okumak. Bu konuda fena değiliz, ülkemizde güzel bir popüler bilim arşivi var. Ben de bu arşive 2 özgün kitap yazarak katkı sağladım: Evrim Kuramı ve Mekanizmaları ile Evrenin Karanlığında Evrimin Işığı başlıklarıyla iki kitap. Tavsiye ederim, başlangıç düzeyinde faydalı olacaktır. Son tavsiyemse, biyoloji okusunlar. Üniversitede okumaktan bahsediyorum. Eğer ki evrime ilgi duyuyorlarsa, bu alanda ülkemizi ve dünyayı geliştirmek istiyorlarsa, akademik olarak ilgi duysunlar. Gerçekten ilgi duyan gençlerimiz, harikalar yaratacaklar. Buna hiç kuşkum yok.