Pusula

PUSULA | Solun makus talihini yenmek için

“Doğruyu soldan bulmak” başlıklı PUSULA’da bir yazı da solun mücadelesinin nasıl verilmesi gerektiğiyle ilgili.

Zafer Aksel Çekiç

Bağımsız bir sosyalist hattın kurulması, işçi sınıfının siyasetteki yeri, komünistlerin nasıl siyaset yapacağı sürekli tartışılan başlıklar. Türkiye’de AKP eliyle yürütülen rejim değişikliğinin, İkinci Cumhuriyet’in yerleşme sorunlarının yarattığı krizler ve toplumsal direncin yarattığı bir fırsatın ortada durduğu görülüyor. Kuşkusuz bu fırsatlar her dönem devrimci bir siyasetin bulması gereken olgular olsa da bu dönemin, bir yandan da, fırsatları göze soktuğu da söylenebilir.

Buna karşın, Türkiye solunun kıramadığı bir çember var. İdeolojik ve hatta siyasal gölgesi zaman zaman gövdesinin çok ötesine geçebilse de sosyalist sol kendisinde tarih sahnesine çıkacak enerjiyi bulamıyor. Özellikle Haziran Direnişi sonrası dönemde sosyalist solun daha fazla enerji bulabileceği bir Türkiye olsa da bu gerçek değişmiyor.

Sol adeta bir ağlama duvarı önünde haklı olup hak verilmemesine isyan edip duruyor ve bir türlü bu halden çıkamıyor. Örneğin, seçim sistemleri bir yana, sol Türkiye İşçi Partisi’nin 1965 seçimlerindeki başarısının ardından bir daha bu gücü gösteremedi. Esasında sol bunu ancak toplumsal mücadelede yaratacağı bir sıçramayla birlikte yapabilecekken ya kendisini görünmez kılan ittifaklarla ya da karşılığı olmayan birtakım sloganlar ve cin fikirlerle yapmaya çalışıp boyunun ölçüsünü alıyor.

İşçi sınıfı ile yeniden buluşmak

Bu tabloda, komünistlerin tek tercihi ısrarla işçi sınıfıyla yeniden buluşmak ve bütünleşmek. Bunun kolay yolunun olmadığı ve zaman alacak, sabır gerektiren bir emek gerektirdiği mutlak. Peki içinden geçtiğimiz günlerde bu karınca misali çabanın yerini alacak bir “acil sorun” tespiti mümkün mü?

Esas olarak Haziran Direnişi’nin gösterdiği işçi sınıfı olmadan ne kadar kitlesel ve toplumsal meşruiyeti yüksek olursa olsun her tepkinin eninde sonunda düzen tarafından bir “yumuşatılabileceği” olmalıdır. Yumuşatmak, düzen kanallarına aktarma, siyasi hedeflerin başarıya ulaşmadan sönümlendirilebilmesidir. 2013’ün ardından gelen “tatava yapma”cılık, “ekmek için ekmeleddin” kampanyası ve hatta 7 Haziran seçimleri ile CHP’nin Taksim Mitingi ve Adalet Yürüyüşü sırasında solun içine düştüğü hal bu bakımdan ders olmalıdır.

Buna artık bir de ek yapmak gerekebilir. 2009 yılındaki Tekel Direnişi de işçi sınıfının kitlesel eylemlerinin daha geniş toplumsal kesimlerle buluşmasının mümkün olmaması halinde de etkisinin sınırlı ve özgün kalması kaçınılmaz olmaktadır. 2015’te metal işçilerinin direnişini de benzer şekilde anmak mümkündür.

İşte bu iki eksiği kapatacak olan işçi sınıfı partisidir. Komünistler, bu yüzden “ama önce” diyenlere itiraz etmektedir. Önce halledilebilecek bir sorun olmadığı açıktır. Zira, AKP artık geleceğe dair projesi olan tek parti konumunda değildir. 2010 referandumu ve 2011 seçimlerinin ardından herkesi İkinci Cumhuriyet’e bir asgari müşterekte ikna etmiştir. O yüzden MHP’yi, CHP’yi, HDP’yi yanında bulabilmiştir. Dolayısıyla AKP’nin gitmesi 2007-2010 arasındaki gibi “hazırlıksız” yakalanacak bir sermaye düzenine işaret etmemektedir.

Bu yüzden öncülük yapacak bir komünist partinin işçi sınıfıyla buluşarak inşa edilmesi zorunludur. İşçi sınıfının kısmen kendiliğinden de ulaşabildiği sonuçları onlara taşımaktan değil güncel ve tarihsel çıkarlarının bağını kuracak inandırıcı bir siyasi hattın kurulmasından bahsettiğimiz açık olmalı. Ancak bu tür bir hat, tarihin çarklarını geri çevirebileceğini düşünen sermaye düzeniyle gerçekten mücadele edebilecektir.

Bağımsız sosyalist hat kimlerle örgütlenecek

Bu hattın kurulmasının örgütsüz olabileceğini düşünmek ise en hafif ifadeyle çocukça bir düştür. İşçi sınıfı partisinin güçlü ve kitlesel bir örgütsel tabana dayanması gerektiği kuşkusuz olmalıdır. Türkiye’de komünist parti inşa edilirken örgütüyle ve çevresine kurduğu hareketle büyüyerek var olmalıdır.

Yine Haziran Direnişi’nden çıkartılması gereken önemli bir sonuç, laiklik, çevre, kent, özgürlükler, adalet gibi başlıklardaki tepkilerin önemli toplumsal tabanlarının olduğudur. Komünistlerin işinin ise bu tepkiler ortaya çıktığında müdahale ediyormuş gibi yapmadan, solda egemen hale gelen eylemden eyleme koşan halden çıkması gerekir. Kuşkusuz, bu eylemleri elinin tersiyle bir kenara itmekten veya bunlara tepeden bakmaktan bahsetmiyoruz. Yapılması gereken, işçi sınıfının ve siyasetinin bu tepkileri kendine bağlayabilmesinin sağlanmasıdır.

Dahası sermaye düzeninin yarattığı sorunların çözümünün sosyalizmde olduğuna işaret etmek de çoğu zaman yapıldığı gibi bir “ertelemecilik” değildir. Zira devrim bir gece yatıp sabah kalktığımız da gerçekleşmeyecektir. Bağımsız sosyalist hat kendini bir güç olarak örgütlerken ve büyütürken düzeni sıkıştıracak ve yarattığı sorunları “çözmeye” itecektir. Ama sonuçta sorunları çözen değil çözemeyen bir düzen yıkılabilir. Aksini söyleyenler kapitalizmin kendi kendine yıkılabileceğini de söyleyip emekli olabilirler.

İttifaklar içinde kaybolmamak

Komünistler kuşkusuz dış dünyadan kendilerini yalıtarak var olmazlar. Dolayısıyla işçi sınıfı siyaseti çeşitli toplumsal sınıflar, tabakalar ve kesimlerle olduğu gibi burjuva siyasetinin parçası olan partiler ve onların tabanıyla da etkileşime girerler. Bir tek temel ilkenin altı çizilmelidir. İşçi sınıfı burjuvaziyle ittifak yapmaz. Bunun dışında tüm kesimler devrim sürecinde ittifak unsuru veya en azından tarafsızlaştırılması gereken unsurlardır.

Türkiye’de ise ittifak tartışmalarının garipliği ne bu sınıfsallığı ne de ittifakların devrim stratejisinin bir parçası olması gerektiğini gözetmemesinde aranmalıdır. İşçi sınıfı siyasetinin güçlenmesi ve öncülüğü değerlendirilmeden kendisinden çok daha büyük kütleli siyasi öznelerle yan yana gelme telaşı fiziğin kütleçekim yasaları gereği bu öznelerin içinde kaybolmaya veya bunların yörüngelerine girmeye neden olmaktadır.

Bununla birlikte kitlelerin siyasallaşma dinamiklerini gözetmeyen bir anlayış yalnızlığa mahkumdur. Bunu derken bir yumuşatma aranmıyor. Ama yanlış bir anlayış, AKP gibi büyük bir sınıf düşmanı dururken toplumun çeşitli kesimleri ve bu arada emekçiler için bir çekim gücüne sahip öznelerle uğraşmayı öncelikli hale getirebilir. Böylesi bir öncelik ise komünistlerin içinde örgütlendiği kesimlerle bağını zayıflatacak ve işçi sınıfı siyasetini yalnızlaştıracak sonuçlar doğurmaktan öte bir işe yaramayacaktır.

Yukarıdaki ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde komünistlerin demokrat siyasi hareketlerden önce mücadele etmesi gereken daha büyük sınıf düşmanları olduğunu bilerek hareket etmek yeterlidir. Burada ifrat-tefrit ikilemiyle herkesi kendinden itmek de herkesle hemhal olmak da aynı sakıncalı sonuçları verecektir.

Sınıfla buluşurken yapılacaklar

Bu çerçevede bakılırken, Türkiye’de komünist partinin stratejik hedeflerle işçi sınıfı içerisinde meşru mücadele araçlarını kullanarak ve her adımda sınıfın öncülerini partileriyle buluşturup büyüyerek yol alması gerekmektedir. Stratejik hedeflerle ortaya konulacak örnekler büyütülüp yaygınlaştırıldıkça bağımsız sosyalist hat gerçekten kitlesel ve gerçekten devrimci doğru bir stratejiyle kuşanacaktır.

Bunun ötesinde sol düzen karşıtlığından ziyade düzen dışılığa, devrimcilikten çok radikalliğe, devrimcilikten çok reformizme saplanıp kalacaktır. Solun tüm projeciliğine ve acilciliğine karşı doğru yol budur. Sermaye düzeninin yerine eşit, özgür, laik, bağımsız, egemen bir gelecek çizmenin de yegane yolu budur.

Yukarı