Neşe Deniz Babacan

Suriye’deki meşru iktidarı devirmek ve yerine tam boy Amerikancı, İslamcı bir iktidar kurmak isteyen çeteler altı yıldır bunun için canla başla çalışıyorlar. Bu süre zarfında ABD ise strateji değişikliklerine gitse de, her dönem kendisiyle işbirliği yapacak unsurlar bulmakta zorlanmıyor. Bu dönemin parlayan yıldızı Suriye Kürtleri’nin temsilcisi PYD ve onun askeri örgütlenmesi YPG oldu. ABD’de de fırsattan istifade etti, Rojava’yı askeri üslerle donattı.

ABD’nin bölgedeki askeri varlığının anlamını açıklamak için meselenin arka planındaki birkaç olguyu ele almak gerekiyor.

Bunlardan bir tanesini, gerek doğal kaynakların üzerinde hegemonya kurulması, geren bunların transferinin emperyalizm için elverişli bir şekidle yapılması, gerekse Sovyetler Birliği’nin olmadığı bir dünyada Ortadoğu’daki devletlerin emperyalist çıkarlar adına yeniden yapılandırılması olgusunun dikkate alınması olarak not edilmesi gerekir.

Bir diğer nokta, emperyalizm açısından sermaye ihracının güvenlikli, maliyetlerin uygun ve karlılığın devamlılığını sağlama garantisini sağlayacak şekilde devamlılığını sağlamak gerekli. Bunun içinse emperyalist sisteme ekonomik ve siyasi olarak daha güçlü bir şekilde entegre olmuş siyasi iktidarların şekillenmesi ve bunların devletlerinin oluşması gerekiyor. Dolayısıyla emperyalizmi emperyalizm yapan iki tane temel olguyu Ortadoğu’daki süreçlerde görmemiz mümkün: Biri, sermaye ihracı ve devamlılığının sağlanması. İkincisi ise bunun için siyasi iktidarları şekillendirme ya da ülkelerin içişlerine karışma-bozma-yeniden yapılandırma hamleleri.

Bunlarla birlikte özellikle ABD’nin ve diğer emperyalist ülkelerin bu adımları atarken klasik ya da geleneksel anlamdaki uluslaşma, devletleşme ya da başka bir deyişle kapitalist iktidarların şekillenmesi için yeni modeller ortaya koyduklarını bilmek ancak işin özünde büyük bir değişikliğe gitmediklerini bilmek gerekir.

Dolayısıyla, 90’lı yıllardan bugüne kadar gelen, etnik kimliklerin ulusal kimlik kazanması, bunların devletleşmesi ve/veya ortaya atılan farklı tip yönetim modellerinin (özyönetim, özerklik, federasyon vb…) kapitalizmin yüzlerce yıllık tarihinde yer alan şeyler olduğunu ve bu dönem bir güncellenmeye tabi olduğunu ortaya koymak da önemli bir başlıktır.

Yoksa tüm bunlarla birlikte ulusal kurtuluş mücadelelerinin gerçek eşitlikçi ve özgürlükçü bir topluma doğru yol alamadığı, bugünkü konjonktürel durumda ya da tarihsel kesitte karşımızda bir gerçeklik olarak durmaktadır.

Suriye’ye ABD nasıl yerleşti?

Uzunca sayılabilecek bu girişten sonra meselenin bizi esas olarak ilgilendiren yanına vurgu yaparak ilerlemeye çalışalım. Dünyanın geldiği bu tarihsel kesitte devletleşememiş bir ulus olan Kürtler (ya da siyasi temsilcisi olan Kürt siyasi hareketi), başta ABD olmak üzere emperyalistlerin askeri ve siyasi olarak bölgeye (özelde Suriye’ye) yerleşmesinin anahtarı oldu.

Bu işin arka planında ise iki temel olgunun olduğunu ifade etmek gerekiyor.

Bunlardan birincisi, 2013 yılına kadar Suriye’deki iktidarı cihatçı çeteler ve “muhalefet” adı verilen silahlılar aracılığı ile devirmeye çalışan ABD’nin 2014 itibariyle yeni bir savaş konseptine geçtiğini ve El Kaide’nin uzantısı olarak hortlatılan IŞİD’in Irak ve Suriye’deki Kürt bölgelerinin üzerine salındığını tarihsel bir olgu olarak yaşadık.

Bunun en temel siyasi sonucu ise “IŞİD’e karşı mücaedele” adı altında Kürt siyasi güçlerinin ve emekçilerinin ABD ve emperyalizm çatısı altında savaşması olmuştur.

Siyasi tercihlerin askeri yönelimleri, her askeri olayınsa devaında yeni siyasi parametlerin oluşumuna katkı koyduğunu temel bir ilke olarak görüyorsak, gelinen noktda ABD üslerinin neden Rojava’da pıtrak gibi çoğaldığını açıklamamız kolaylaşır.

Aynı zamanda, 2014 sonrasında özellikle Sünni eksenin yeniden yapılandırılması bahsinde Kürtlerin duracağı pozisyon ABD açısından daha büyük bir önem kazanmış ve dolayısıyla Irak’ın kuzeyinde Barzani, Suriye’nin kuzeyinde ise PYD aracılığı ile bunun temelleri atılmaya çalışılmıştır. Gelinen nokta ve ABD’deki Trump iktidarının da yönelimleri hesaba katıldığında, bugün İran karşıtı şekillenen eksenin ve buradaki öznelerin rollereini anlamak da mümkün hale gelecektir.

Yukarıda açtığımız başlıktan devam edecek olursak, ABD’nin Rojava’ya ve dolayısıyla Suriye’ye yerleşmesi ile ilgili ikinci ve temel olan bir diğer olgunun ise, bölgedeki Kürt siyasi oluşumu PYD’nin siyaset tarzı olduğunu not etmek gerekiyor.

“Kürtlein çıkarı için olduğu” söylenerek PYD’nin Rusya ile ABD arasına oynama stratejisi yaklaşık üç yıl boyunca, “ulusların kendi kaderini tayin hakkı” çerçevesinde meşru bir politika olarak lanse edildi. Ancak ilk başta Kürtlerin çıkarınaymış gibi görülen siyaset tarzının uzun vadede ABD’nin işine yaramış olması ise Rojava’da açılan üsler ile bir kere daha teyit edildi.

Bugün ulaşabildiğimiz bilgiler çerçevesinde ABD’nin Rojava’da sekiz adet üssü olduğu biliniyor. Bunların Ortadoğu’daki Kürt, Türk ve Arap emekçileri için barış ve kardeşlik getirmeyeceği açık olsa gerek. Açık olması gereken noktalardan biri ise Rojava’da yaşananların devrim olup olmadığı tartışmasında bazı noktaların geriye dönülmez bir şekilde netleşmiş olması.

ROJAVA’DAKİ ABD ÜSLERİ

1. Irak ile sınırı bulunan Kamışlı şehrinin doğusundaki Rimelan Havaalanı’nda bulunmaktadır. Bu üs 2015 yılı Ekim ayında kurulmuş olup, ABD’nin Suriye’deki ilk askeri üssü sayılmaktadır. Amerikalılar bu üsten savaş uçaklarının inişi ve kalkışı için yararlanmaktadır.

2. Bu üs Kamışlı şehrinin batısında El-Mebruke köyünde bulunmaktadır ve yerel kaynakların ifadesine göre bu bölgede en az 45 Amerikan özel kuvveti bulunmaktadır.

3. Bu üs, Ayn İsa şehrinin batısında bulunan Harapşık köyü yakınlarında bulunmaktadır.

4. Bu üs Ayn İsa şehrinde bulunmaktadır ve bu üs alan olarak Amerika’nın Suriye’nin kuzeyindeki en büyük üssü sayılmaktadır ve istatistikler bu şehre 100’den fazla Amerikan askerinin girdiğini göstermektedir.

5. Bu üs Halep’in kuzeyindeki Kobani şehri etrafında bulunan Ruyariyar Havaalanı’nda yer almaktadır. Uzmanların iddiasına göre bu üste, Amerika ve müttefiklerinin koalisyonunun operasyonlarını kontrol etmek üzere 300’den fazla Amerikan askeri bulunmaktadır ve bu üs 35 hektar bir alanda yer almaktadır.

6. Bu üs Haseke ve Kamışlı eyaletinin kuzeyinde Tel Beder bölgesinde yer almaktadır ve bu bölgede Amerika askeri helikopterlerinin inişi için bir bant hazırlanmıştır. Kapasite olarak ABD’nin en büyük üssü burası olarak görülmekte, 5000 askeri barındırabildiği söylenmektedir.

7. Bu üs Suriye ve Türkiye sınırında Tel Abyad şehrinde bulunmaktadır ve yaklaşık 200 Amerikan askeri bölgede konuşlanmıştır. Amerikalılar Suriye’nin bu şehrindeki devlet binalarına kendi bayrağını asmıştır.

8. YPG’nin ağırlık oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri tarafından ele geçirilen Rakka’nın güneyindeki Tabka hava üssü ABD tarafından kullanılıyor. ABD’nin öncülüğünü yaptığı uluslararası koalisyon uçaklarının inip kalktığı bir yer olan Tabka’da ABD’ye ait askeri bir merkezin olduğu da ifade ediliyor.

9. 19 Temmuz günü Alman Bild gazetesinde Kobani’de bir ABD üssünün daha faaliyette olduğu iddia edildi. İddianın kaynağı olarak Suriye Demokratik Güçleri’nin bölgedeki bir sözcüsü gösterildi.