Ali Ateş

AKP’nin 15 yıllık iktidarının Türkiye’de önemli bir dönüşüme karşılık geldiğini ifade etmemiz gazetemanifesto.com okurları için yeni bir şey değil. 1923 Cumhuriyeti’nin yıkılıp yerine yeni bir rejim inşa girişiminin, bir kodlama olarak İkinci Cumhuriyet rejiminin kuruluş ve yerleşme çabalarının politik iklimi içinde, bugün gelinen nokta itibariyle bir tıkanma ile karşı karşıya kaldığını belirtmemiz gerekiyor.

Bu tıkanmanın özünde ise sermaye devletinin kuruluş paradigmalarının nitelikleri yatmaktadır. Öncelikle, 1923 Cumhuriyeti’nin temel niteliklerinin ortadan kaldırıldığı ve hala kaldırılmaya çalışıldığı bir AKP iktidarı gerçeğini yazarak başlamamız gerekiyor. En başta laiklik ilkesinin lime lime edildiği 15 yıllık sürecin sonunda, Müslüman Kardeşler gibi şeriatçı bir hareketin simgesinin, Rabia’nın, bir devlet ideolojisi haline getirilme girişimiyle karşı karşıya bulunuyoruz bugün. Rabia’nın Müslüman Kardeşler’in simgesi olması gerçeği ile AKP’nin bu simgenin altını katı bir milliyetçilikle doldurmaya çalışması aslında iki şeyi göstermektedir. Birincisi, doğrudan bir dinci simgeyi Türkiye’ye açık bir şekilde taşıyamadığını, modifiye etmeye çalıştığını, ikincisi ise dinci simgeden bir türlü vazgeçemediğini göstermektedir.

Bu ikircikli tutumun, AKP’nin kimliği ile karşı karşıya bulunduğu gerçeklik arasındaki sıkışmayla birebir örtüşen bir durum yarattığını tespit edelim. AKP, 1923 Cumhuriyeti’ni yıkıp, Ilımlı İslamcı ve Amerikancı gerici bir rejim kurma hedefinin sıkışmasını yaşıyor. Kemalizmin kurucu paradigmaları yerine yeni bir paradigmanın, gerek dünya koşulları gerekse Türkiye gerçeği düşünüldüğünde, ayakları üzerine inşa edilmesi AKP’nin en büyük sorunu, yeni rejimin ise ideolojik krizi olarak değerlendirilmelidir.
 
Kemalizm taklidi yeter mi?

AKP, içten içe yıkmaya çalıştığı Kemalist ideolojinin ya da başka bir deyişle Türkiye sermaye devletinin kuruluş ideolojisinin yerine yenisini koymakta yol almış değil. Çünkü mesele biçimsel bir yan taşımıyor, tersine, AKP eliyle kurulan sermaye diktatörlüğünün ideolojik olarak hangi içerikle donatılacağının yanıtı net olarak verilmiş değil.

1923 şartlarını kısaca hatırlarsak, şu noktaların altı çizilmelidir: Emperyalizme rağmen ulusal kurtuluş mücadelesinin kazanılmış olması, Sovyetler Birliği’nin yardımı ile kurulmuş olması, bu anlamıyla bir hareket alanına sahip olması, kapitalist ama egemen bir devlet olma arayışı, imparatorluk rejiminden kopuşun doğal uzantısı olan ‘kopuşcu’ nitelikler kazanması, 1923 Cumhuriyet’inin niteliklerini oluşturan nesnel olgular olarak görülmeli.
AKP’nin son 15 yıllık karşı-devrimci dönüşümüne bakıldığında ise taban tabana zıt bir objektivizmin varlığı görülecektir. Emperyalizmin Ortadoğu Projesi’nin bir uzantısı olarak Ilımlı İslamcı bir rejim, emperyalizmle daha uyumlu-bağımlı bir yönelim, kapitalizmin sömürü çarklarını daha hızlı işletecek bir işletim sistemi, Birinci Cumhuriyet’in kriz başlıklarının sonucu olarak iktidara gelme gibi olguların, AKP iktidarının yeni bir sermaye devleti kuruluş paradigmalarını oluşturmaya yetecek bir zemine denk gelmediği görülmeli.

Ortadaki bu nitelik farkı, AKP’yi doğal bir biçimde Kemalizm taklidi biçimsel arayışlara itmektedir. Örneğin 15 Temmuz kanlı darbesinin birinci yıldönümünde düzenlenen etkinliklerle birlikte 15 Temmuz İkinci Cumhuriyet’in kuruluş günü olarak gösterilmek istenmiş, buradan bir 30 Ağustos yaratılmak hedeflenmiştir. Örneğin 16 Nisan referandumunu 29 Ekim tarihi ile eşleştiren zorlama yorumlar ortaya çıkmıştır. Fakat, bu benzerlikler biçimsel taklit olmanın ötesine geçemiyor; toplumsal, siyasal ve sermayenin yeniden birikiminde büyük bir dönüşüm anlamında yeni bir zemin yaratamıyor. Ortada biçimsel olarak Kemalizm taklidi bir durum, ancak bunun toplumsal karşılığının ise bulunmadığı bir gerçeklik karşımıza çıkıyor.
 
Türk-İslam sentezi neden olmuyor?

Çünkü yukarıda ifade ettiğimiz gibi AKP’nin karşı-devrimci dönüşümünün özünde emperyalizme tam boy uyumlu, sömürü mekanizmalarının çıplak hale geldiği ve İslamcı bir rejim hedefi ya da misyonu bulunuyordu. Bununla birlikte özellikle Birinci Cumhuriyet’in bir kriz dinamiği olarak görülecek, başta Kürt sorunu olmak üzere, bir dizi başlığın “halledilmesi” gerekiyordu. Bağımsızlıkçılık, devletçilik, laiklik, halkçılık gibi Birinci Cumhuriyet’in bazı noktaları tamamen ortadan kaldırılsa bile bir takım sorunlar çözülememiş hatta laikliğin ortadan kaldırılması yeni sorunları beraberinde getirmiştir.

Evdeki hesap dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çarşıya uymamış, AKP’nin misyonu ve karakteri ile gelinen süreç arasında belli açılar oluşmuştur. Örneğin bugün Türk-İslam sentezi üzerinden Kürt sorunun çözülmesi mümkün değildir ve İkinci Cumhuriyet rejimi bu sorunu aşacak bir çerçeveye bugün AKP’nin temsil ettiği siyasal kimlik bağlamında sahip bulunmamaktadır. Bunun yolu, AKP’nin iktidar ortaklarından ve destekçisi liberalizm çerçevesi içinden ele alınarak “Pax-Amerikan”cı bir yöntemle düzen içi çözüme sevk edilmesi mümkünken, AKP iktidarının milliyetçi bir çizgiye kayması neyi ifade etmeye çalıştığımızı açık olarak göstermektedir. Zira ABD emperyalizmi ile gerici AKP arasındaki gerilim noktalarının başında Kuzey Suriye sorunu olduğu açık olsa gerek. Türkiye’nin kuruluş paradigmaları ile bu paradigmaları yıkmaya çalışan AKP’nin, üzerine bastığı topraklarda iktidar partisi olarak yaşadığı sıkışma burada aranmalıdır.

Yine aynı şekilde Mısır, Suriye, Tunus gibi ülkelerde ortaya çıkan siyasal İslamcılığın başarısızlığı ve emperyalizmin planının duvara çarpmış olması İslamcı bir siyasal hareket olan AKP’nin de misyonunun, gerici kimlik üzerinden, duvara çarptığını açık olarak göstermektedir. Emperyalizm, Ilımlı İslam ile Ortadoğu’da yerleşeceğini düşünürken bugün Kürt devletleşmesi üzerine yerleşmenin yolunu seçmiş, bu durum AKP’ye yüklenen büyük misyonların da emperyalizm bağı gereği modifikasyonuna neden olmuştur.

Ama en önemlisi ise İkinci Cumhuriyet rejiminin yeni kriz dinamiğidir. Bu da Cumhuriyet mitinglerinde, Haziran Direnişi’nde, 16 Nisan referandumunda ve en son Adalet Mitingi’nde ortaya çıkan “seküler” toplumsal dinamiktir ve bu dinamiğin AKP alerjisidir. Türk-İslam sentezi adıyla 12 Eylül askeri cuntası tarafından gündeme getirilen ideolojik kodlamanın bugün AKP açısından yeterli olamadığı açık olarak görülüyor. Liberalizmle köprüleri atan bir AKP’nin dünya kapitalist sistemine Türkçü ve İslamcı bir bağlam noktası kurulmasının, Türkiye kapitalizminin ihtiyaçları düşünüldüğünde yetersiz kalacağı açık olmalı.
 
Eklektizm ve manipülasyonla nereye kadar?

İdeolojik boşluk büyük bir sorun olarak AKP iktidarının da geleceğini belirlemektedir. Nasıl yol alacağı AKP açısından da büyük bir sorun olarak durmakta. Bir yandan dış politikada değişiklik gündeme geliyor, diğer yandan AKP teşkilatlarında bir değişim konuşuluyor.

Bütün bunlarla birlikte kutuplaştırma siyasetiyle ayakta durabilen AKP, çözümü eklektizmde ve manipülasyonda aramaktadır. Bir yandan 15 Temmuz gününe büyük bir anlam yüklemesi yaparak yeni bir zemin yaratmak istiyor diğer yandan 15 Temmuz darbe girişiminin Amerikancı ve gerici karakterini örtmek için uğraş veriyor. Bu durum AKP açısından yeni bir yol ayrımı anlamına gelecek. Ya gerici kimliğini sonuna kadar dayatacak ya da büyük bir U dönüşüne tanıklık edeceğiz.