Yeni bir Cumhuriyet için ayağa kalkma zamanı!
Pusula

PUSULA | İkinci Cumhuriyet'in aracı olarak 15 Temmuz zorlaması

Derin Demir, AKP’nin 15 Temmuz anması üzerinden yaptığı İkinci Cumhuriyet zorlamasını ve arka planını PUSULA için kaleme aldı.

Derin Demir

AKP, gerici ve Amerikancı darbe girişiminin tarihi olan 15 Temmuz’un birinci yılında toplumun 15 Temmuz’a adaptasyonu sağlamak için yapmadığını bırakmadı. 15 Temmuz’un siyasi ayağı değil, sonrasında AKP’nin darbesinin meşruluğu üzerinden işletilen bu adaptasyon süreci toplumda istenilen karşılığı bulamadı.

15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından 20 Temmuz’da OHAL ilan edilerek başlayan AKP darbesi hala devam ediyor. Darbe girişiminin siyasi ayağının hep geriye itildiği, şehit edebiyatının öne çıkarıldığı bir tablonun olması bir noktada anlaşılabilir bir durumdur. AKP ve FETÖ’nün nihai hedeflerinin gerici, sermayenin yönettiği, işbirlikçi bir Türkiye olduğunun bugün herkes farkında. Dolayısıyla bu tabloda, yapılacak olan 15 Temmuz’un siyasi hattı sorgulanmadan/sorgulatılmadan yoğun bir propagandadan başka bir şey de olamayacaktır. Bu tablonun kabul edilip edilmediği ise gün gibi ortada…

Daha önce de defalarca yazıldığı üzere AKP’nin uzun bir süredir dış politikada gösterdiği beceriksizlik Türkiye’nin iç siyasetine de sirayet ettiğinden, bu darbe girişimini tek başına kardeş kavgası olarak değerlendirmek yanlış olacaktır. Nihayetinde ülkemizin içine sokulmaya çalışıldığı tablonun en uç noktalarından biri olan Rabia işaretinin kullanımı bile, her iki gerici yapının bir eseridir!

AKP, bugün gerici terör örgütü Müslüman Kardeşler’in sembolü olan Rabia’yı taşımaktan geri durmamış, bunu topluma empoze etmeye çalışmış, bu da yetmemiş olacak ki programına almıştır. Müslüman Kardeşler ve AKP arasında ideoloji ortaklaşması olarak da okunması gereken bu durum, bir tür dengesizlik gösterisi olan 15 Temmuz etkinliklerinde de yerini aldı. Öncelikle jandarmanın 15 Temmuz için hazırladığı Rabialı klip, ardından Rabia heykellerinin dikilmesi açık bir şekilde Türkiye’nin gerici bir sisteme adaptasyona zorlanması olarak okunmalıdır.

“Allah’ın lütfu”ndan patronların kazancına

Hatırlanacağı üzere Erdoğan 15 Temmuz için “bu hareket Allah’ın büyük bir lütfu. Bu tertemiz olması gereken TSK’nın temizlenmesine vesile olacak bir harekettir.” ifadelerini kullanmıştı. Hemen ardından bu ‘temizlik’ için OHAL ilan edilmişti. OHAL’in darbeciler için çıkarıldığı uzun uzun medyada anlatılsa da asıl gerekçesini patronlarla geçtiğimiz hafta yaptığı toplantıda Erdoğan tüm açıklığıyla belirtmiş oldu: “Biz OHAL’i sizin için yaptık. Siz rahat rahat para kazanasınız diye grevleri yasaklıyoruz. Biz göreve geldiğimizde OHAL vardı. Şimdi grev tehdidi olan yere OHAL’den istifade izin vermiyoruz. Bunun için kullanıyoruz OHAL’i”. O halde, OHAL’in darbecilerle hesaplaşmak için başlatıldığı yorumu da geçersiz oluyor. Dolayısıyla Allah’ın lütfu, patronların daha fazla sömürmesine işaret ediyor. O zaman 15 Temmuz bu açıdan da sorgulanması gereken bir başlığa dönüşüyor.

Bir başka durumda ise, AKP’nin darbe girişimini gerekçe göstererek başlattığı OHAL, KHK’lar ile açığa alınmalar, ihraç edilmeler, basına yönelik saldırı, gazetecilerin içeri tıkılması 15 Temmuz’un bir AKP darbesine dönüştüğünün göstergesi oldu. “Yeni Türkiye”nin yeni ideolojik kılıfı bu şekilde oturtulmaya çalışılıyor ama bu da tutmuyor.

Yeniden hatırlanan Goebbels

AKP sayesinde Türkiye halkı Goebbels’i daha yakından tanımaya başladı. Dolayısıyla burada detaylara girmeye gerek yok. Bilindiği üzere Goebbels Hitler’in sağ kolu olan azılı bir faşist. Diktatörlerin, dönemin emperyalist-kapitalist iktidarların ondan övgüyle söz etmelerinin nedeni elbette ortak çıkarlar doğrultusunda hareket etmeleri ve Goebbels “ilkeler”inin kendi iktidarlarını sağlamlaştırmak adına uygulanabilir olduğunu düşünmeleridir. Ancak bu ilkeler doğaldır ki (hitap ve kapsama alanı için düşünüldüğünde) içerik olarak akıldan yoksun, korkaklık üzerine hazırlanmış bir harekat planıdır.

Bugün 15 yıllık AKP iktidarı süresince çokça karşımıza çıkan Goebbels’in ilkelerinin ruhu, 15 Temmuz propagandalarında fazlasıyla ortaya çıktı. Goebbels’in en önemli ustalığı tüm açıklığıyla karşımızdaydı: Yalan, korku, baskı…

Goebbels için sesin yüksek çıkması yeterlidir. Sesi yüksek tutabileceğiniz kitle de ona uygun olmalıdır ya da uygun hale getirilmelidir, “okumayan, düşünmeyen, cahil” kitle! Kendi ilkelerinde bunu açıkça belirten Goebbels’in bugün neden bu kadar hatırlandığı da ortada. 15 Temmuz’un yıldönümünde bu propagandanın suyunun çıkarılması da soruların hala havada uçuşuyor olmasındandır. Neyin destanı? Neyin zaferi? Neyin bayramı? Dolayısıyla Goebbels’in de belirttiği gibi yapılanların sorgulanmasının istenmediği bir halk ve içerik.

Önce 2016’nın Ekim ayında “Şehitler ve Demokrasi Günü” adıyla resmi tatil olarak ilan edilen 15 Temmuz’un birinci yılında resmi tatilin resmi kutlamalarına tanık olduk.

Öyle ki konu sınav sorularına kadar taştı. Bahçeşehir Üniversitesi’nde yapılan Türk Dili ve Edebiyatı online dersinde sorulan bir soruyu da, cevabı da hatırlamak gerekir:

“15 Temmuz 2016 darbe girişiminde şehit olan Sait Ertürk’ün naaşına bakan kızı, mektubunda, şehidin naaşının gülümser halde olmasını aşağıdakilerden hangisine bağlamaktadır?”

Şıklar sırasıyla, “Şehidin ailesinin yanında olduğu için mutlu olmasına”, “Şehidin darbenin önlenmesinden dolayı mutlu olmasına”, “Şehidin görevini yapmış olmanın huzurunu duymasına”, “Şehidin cenneti gördüğü için mutlu olmasına” ve “Şehitlerin gerçekte ölü olmayışına”.

Beklentileri karşılayamayan absürtlük

15 Temmuz yıldönümü öncesi asılan afişlerde kullanılan görselin kopya olması ve çaresiz asker görüntüleri programın içeriğine dair yeteri kadar ipucu vermişti. 24 saat okunan selalar, köprü çıkışına yapılan anıt, telefonların ücretsiz olması, bedava yemek hizmeti ve daha nicesi bir absürtlüğü ortaya koydu. Başta bahsettiğimiz Goebbels’in ünlü ustalığı gözümüzün içine sokularak somutlanıyordu.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi gece yarısı açılan telefonlarda Erdoğan’ın sesi ile karşılaşmak da işin suyunun çıkarıldığının kanıtı oldu.

Her ne kadar AKP 15 Temmuz için tüm olanaklarını seferber ettiyse de oluşan tablo beklentileri karşılayamadı. Bir kez daha görüldüğü üzere yalanla, korkuyla, baskıyla bir halk teslim alınamıyor. Yıllardır ülkemize giydirmek istedikleri gerici, işbirlikçi, sermaye rejimi bir türlü oturmuyor. Dolayısıyla İkinci Cumhuriyet’in zorlama aracı 15 Temmuz, ne destan, ne bayram, ne zafer olarak tarihin beyaz sayfalarında yerini alamayacak.

Yukarı