Orhan Deniz

15 Temmuz’un yıldönümünde Meclis’te yapılan törende konuşan Tayyip Erdoğan, konuşmasında “şair ne diyor” diyerek, Nâzım Hikmet’in “Bu Vatana Nasıl Kıydılar” şiirinden bölümler okudu. Takiyyeci siyasetçinin Nâzım’ın adını anmaması da, vatanla ilgili anlamlı birkaç mısra okumak için Nâzım’dan başkasını bulamaması da şaşırtıcı değildir.

AKP iktidarının son yıllarının karakteristik yanlarından birinin belirsizlikler olduğu açık. Dış politikada, iç politikada, ekonomide, eğitimde, askeri alanlarda yönelimler çok kısa zaman dilimlerinde değişebiliyor, salınımlar öne çıkıyor. Bunda hem AKP’ye geniş gelen kurucu kimliğin yarattığı boşlukların hem farklı emperyalist ülkelerin yaptığı hamlelerin hem de Türkiye kapitalizminin bağımlı yapısının etkisi var. Kendi kimliğini ta başından emperyalizm işbirlikçisi, tüccar ve İslamcı-Sünni bir sac ayağı üzerine kuran AKP’nin içi boş demagojilerinin de yaşanan belirsizlikleri ve salınımları gidermeye kudreti yetmiyor.

AKP mit peşinde

Söz konusu duruma karşı AKP’nin hamleleri genelde günü kurtarmaya yönelik yapılıyor. Zaten bahsettiğimiz belirsizliklerin ve salınımların ana nedeni işbirlikçilik, tüccarlık ve İslamcılığından bir şey kaybetmeyen AKP’nin “sonuna kadar” güvenebileceği bir müttefikinin kalmayışı ve günü kurtaracak ittifaklara zorunlu kalması. Buradaki kritik noktaysa AKP ve Erdoğan için bir varoluş probleminin ortaya çıkmasıdır. Türkiye siyasetinde de, özellikle son yıllarda, dillendirilen “Erdoğan gitti gidiyor”, “Erdoğan’ın ipi çekildi” ve benzeri değerlendirmelerin nesnel tarafı burasıdır. Ama karşımızda, şimdiye kadar, tüm bu değerlendirmeleri boşa çıkaran bir pratik vardır ve buranın üzerinde durmak gerekmektedir.

İki noktadan bahsedilebilir. İlki Erdoğan’ın ülkedeki, alternatifi olmayan, tek siyasi lider olarak görülmesi ve ikincisi seçim başarıları/sahip olduğu oy desteği. AKP ve Erdoğan ülkeyi içine sürükledikleri belirsizlikler ortamında kurtuluşu, tabii ki kendilerinin kurtuluşunu, bu iki noktayı güçlendirmekte görmekte ve bunun üzerinden ideolojik ve politik büyük bir kampanya yürütmektedir. “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet” söylemi ve tüm bunları kendi şahsında simgeleyen “Tek lider” vurgusu bu kampanyanın hedeflediği mittir.

Bu mit tutar mı?

Soğuk savaş dönemine ait, karşı tarafla alay etmek maksatlı üretilen, çok sayıda hikaye vardır. Bunlardan biri şöyledir: ABD’nin çocuk yaşlardan itibaren bir Rus gibi yetiştirdiği ve artık tamamdır deyip Sovyetler Birliği’ne gönderdiği bir casus henüz bir gün bile geçmeden yakalanır. Sovyetler Birliği’ne dair her şeyi bilmektedir ve bir Rus’tan ayırt edilmesi mümkün değildir; en azından ABD tarafı böyle düşünmektedir. Casusun iadesiyle ilgili yapılan görüşmede Sovyet temsilcisine casuslarını nasıl fark ettiklerini sorarlar ve şu yanıtı alırlar: Casusunuz bir siyahtı!…

AKP’nin yaratmayı hedeflediği mitin de böyle bir yanı var. Kendi kurtuluşları için kurmaya çalıştıkları, biçimsel olarak faşizm deneyimlerini taklit eden ve geniş kitlelerin politizasyonuna dayanan, bu model AKP’nin değiştirilemez nitelikleriyle uyumsuz ve dikişler her an bir yerlerden patlayabilir. İşte, AKP’li kitleler sokaklarda Hollanda protestoları için portakal bıçaklarken AKP’li bakan “ekonomik bir yaptırımın söz konusu olmadığını” açıklayabilir veya AKP’li demagoglar ABD karşıtı yazılarla ortalığı kasıp kavururken ABD’li görevliler Türkiye’ye gelip ne yapılması gerektiği dikte ettirebilirler ya da büyük liderin güçlü Türkiye’sini en iyi anlayan bir tek Burkina Faso kalabilir…

Nâzım’ı şiirinin anlattığı…

15 Temmuz’da Tayyip Erdoğan’ın Nâzım’ın şiirinden mısralar okuması da bu uyumsuzluğun göstergelerindendir. Erdoğan ve yakınındakiler AKP yandaşlarının cehaletine güveniyor olabilirler, ama unuttukları bir şey var, Nâzım Hikmet şiirleri çuvala sığmayan mızraktır ve kimi vuracağı belli olmaz. Erdoğan’ın okuduğu mısralar kendilerinin pek sevdiği Adnan Menderes ve Demokrat Parti iktidarına karşı yazılmıştır. Menderes dönemi de tıpkı AKP dönemi gibi dinciliğin, liberalizmin, işbirlikçiliğin en uca taşındığı, yandaşlığın, vurgunculuğun marifet sayılıp vitrine çıkarıldığı bir dönemdir ve gerçek bir yurtsever olan Nâzım Hikmet bu düzene karşı şiirlerini yazmıştır.

Üstelik Nâzım’ın Adnan Menderes ve DP iktidarına karşı yazdığı başka şiirleri de vardır ve onlar da son derece günceldir. “Kore’de ölen bir yedek subayımızın Menderes’e söyledikleri”ni yazmıştır mesela, benzerlerini Suriye topraklarında ölen askerlerimizin herhangi biri bugün söyleyebilir… “23 sentlik askere dair” şiirini yazmıştır mesela, benzer hesapları bugün de yapıyorlar… Veli oğlu Ahmet’e mektup yazmıştır mesela “Kimi öldürmeğe gidiyorsun Ahmet? Bu toprakta gerçekleşen kendi hasretini mi?” diye ve sonra barış şiirleri yazmıştır savaş isteyenlere karşı… Hasılı, Menderes neyse, Tayyip neyse, Nâzım tam onun tersini yazmış, tam onların yaptıklarının tersini yapmak istemiştir.

AKP’nin son pragmatizmi

Tayyip’in, Menderes’e karşı yazılmış Nâzım şiirlerini kendi işine geldiği gibi okuması takiyyeci pragmatizminin güncel örneğidir. Adnan Menderes bağlantılı bir diğer örnek de 15 Temmuz’un resmi tatil ilan edilmesi vesilesiyle hatırlanmalı ve AKP popülizminin nasıl işlediği bir kez daha görülmelidir.

Ülkemizdeki resmi tatillerin belirli bir mantığı vardır ve 1923 cumhuriyetinin kurulduğu dönemi refere ederler. Bunun dışında karşımıza çıkansa iki örnek vardır ve her ikisinin de kendince bir mantığı vardır.

İlk deneme Adnan Menderes’i idama götüren ve DP dönemini sona erdiren dönem 27 Mayıs 1960 müdahalesi ile ilgilidir. Müdahalenin yapıldığı gün olan 27 Mayıs, 1963 yılından itibaren “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” ilan edilmişti ve 12 Eylül anayasası tarafından kaldırılıncaya kadar da bu haliyle kutlandı. 1961 anayasa referandumunda anayasaya evet diyenlerin oranı yüzde 62 civarıydı, yani yeni resmi bayramın arkasında önemli bir toplumsal destek vardı, ama bu Hürriyet Bayramı’nın sürekliliği için yeterli olmadı.

İkinci denemeyse 15 Temmuz’dur. Darbe girişimini kendisi için bir fırsata ve atağa çevirmeye çalışan AKP bugünü kendince bir destan haline getirip, kurmaya çalıştığı “yeni” cumhuriyeti simgeleştirmek arayışındadır. Fakat, yapılışı şaibeli, biçimi tuhaf, gencecik askerlerin cihatçı çetelerce boğazlarının kesilerek katledildiği, yüz binin üzerinde insanın gözaltına alındığı, on binlercesinin tutuklandığı bu “destan”ın kalıcılığının ne olacağını göreceğiz. Kaderi halkın ortak duygularına değil de bir siyasi partinin bekasına bağlı bir günün uzun süre resmi bayram olamayacağını söyleyebiliriz ama…

Son olarak, tescilli bir anti-komünist olarak Tayyip Erdoğan vatanla ilgili okunabilecek düzgün satırları bir tek Nâzım’da buldu ya, işte bu sosyalizmin gücü, Türkiye sağının yüzsüzlüğüdür…