Yakın zamana kadar üzerine çok konuşulan bir başlığın, Suriye’nin kuzeyine adım adım yerleşen ABD ile bölgedeki Kürtlerin siyasi temsiliyetini üstlenen PYD arasındaki ilişki olduğunu herkes biliyor.

Bizimse konuya, PYD’ye ya da onun askeri oluşumu YPG’ye nasıl baktığımızı herkes biliyor olmalı. Meseledeki önemli başlığın emekçi halkların kurtuluşu olduğu ve bunun anti-emperyalist ekseni içermesi gibi gerçeklik olduğu ise açık.

Dolayısıyla Trump’ın ABD Başkanı olması ile birlikte ABD’nin Ortadoğu’ya yerleşme hamlesinde eğer bir geri çekilme görmüyorsak, siyasi ve askeri dinamiklerin hangi düzlemde ilerlediğinin bir kere daha altını çizmek zorundayız.

Başka yerlerde ve zamanlarda da dile getirilmiştir: Emperyalizmin ve özelde ABD’nin Suriye’ye dönük stratejisinde bir geri çekilmeden ziyade daha köklü bir şekilde yerleşme arayışının gündemde olduğunu ve bunun örneğin “ulusların kendi kaderini tayin etmesi” ile uzaktan yakından ilgisi olmadığını bilelim.

Ortadoğu’da Kürtlerin devletleşme mücadelesi yeni ortaya çıkmadı. Tarihsel olaraksa erişebileceği maksimum seviyeye içinden geçtiğimiz tarihsel kesitte erişmektedir. Bunu objektif bir olgu olarak bir kenara not edelim. Bunun dışındaki statü arayışı ise ülkeden ülkeye farklılık gösterebiliyor. Kimi zaman anayasal bir hak mücadelesi olabilirken, örneğin Suriye’de savaştaki boşluklarına yerleşerek özerklik ya da federasyon arayışı ve bunun ittifaklar zincirine karşılık gelebiliyor. Irak’ta ise durum daha farklı, kadim işbirlikçi unsur Barzani referandum üzerinden “bağımsızlık” hamlesi yapmaya çalışıyor. Gelinen noktada, özerklik ve federasyon talebini içeren, bugüne kadar “Rojava Devrimi” olarak adlandırılan süreci iki parametre üzerinden değerlendirmek önem taşımaktadır.

Bu parametrelerden birincisi, 2013 yılından sonra Suriye’ye dönük hamlelerini farklı bir düzeye ve boyuta taşıyan ABD’nin Suriye’de yeni işbirliği halkasını Kürt siyasi hareketi ile yakalaması olarak görülmeli. 2014 yılından itibaren sistematik olarak Kuzey Irak ve Suriye’deki Kürt bölgelerine taarruza geçen IŞİD, Kürt yoksullarını savunmak için karşısında PYD’yi ve YPG’yi buldu. Bu mücadele esnasında YPG’nin yanıbaşında hızlı bir şekilde biten güç ABD olmuştur.

Bugün gelinen nokta açık: ABD tarafından YPG’ye dağıtılan ağır silahlar, ortak operasyonlar ve YPG tarafından IŞİD’den temizlenen bölgelere ABD askerlerinin yerleşmesi ve buralara askeri üsler açılması.

Gericiliğe karşı mücadele anti-emperyalizmden arındırıldığı oranda emperyalizme hizmet eden bir olgu olarak tarih sayfalarında yerini almıştır. Nasıl ki, anti-emperyalizm içermeyen bir barış mücadelesi, kapitalistlerin ve savaş baronlarının aklanmasına yol açıyorsa, burada da yaşanan şey benzerdir.

İkinci parametre ise, “Kürtlerin, ulusal kurtuluş mücadelesindeki güncel kazanımlar” adına bölgede ABD ile Rusya arasına oynama stratejisinin son tahlilde emperyalizme yazmış olmasıdır. İlk başta Kürtlerin çıkarınaymış gibi görülen siyaset tarzının uzun vadede ABD’nin işine yaramış olması ise Rojava’da açılan üsler ile bir kere daha teyit edildi.

Şimdi esas yapılması gereken şey Kürtlerin, Türklerin ve Arapların gericiliğe ve emperyalizme karşı mücadele birliğinin sağlanmasıdır. Bu açıdan kritik bir evreden geçildiği açıktır. Özellikle Ortadoğu’da anti-emperyalist direnişin gerçek anlamda hakkının verilerek büyütülmesi tüm dünya emekçilerinin kurtuluşu için önem taşımaktadır.