15 Temmuz darbe girişiminin birinci yıldönümünde AKP ve Erdoğan tarafından düzenlenen etkinlikler, dozajı aşırıya kaçmış ve zaman zaman şova dönüşmüş bir propaganda savaşına büründü. Yüksek perdeden açılan propagandanın özünde ne yattığını, bu propagandanın neyi örttüğünü ve neyi amaçladığını belli noktalarıyla açmak gerekir.

Önce, 15 Temmuz kanlı, gerici ve Amerikancı darbe girişiminin birinci yıldönümünde “bu durumu fırsata çevirmek” isteyen AKP’nin bu yoğun propagandasının sınırlarına ulaştığını, bu “fırsatın” bugün için AKP’yi taşıyabileceğini ancak Türkiye’yi taşıyamayacağını net olarak ortaya koymak gerekir.

Soru şudur: Bugün propaganda savaşı Erdoğan’a yeter mi ya da AKP eliyle kurulmaya çalışılan rejimin “kuruluş paradigması” haline gelebilir mi?

27 Mayıs sonrası ilan edilen “Hürriyet ve Anayasa Bayramı”nı bugün kimse hatırlamıyor bile. Bugün 15 Temmuz darbe girişimi sonrası AKP tarafından gündeme getirilen “Demokrasi ve Milli Birlik günü” kutlamaları/anmalarının, bugün Türkiye gerçekliği ve kapitalist Türkiye’nin dünya emperyalist sistemiyle kurduğu ilişki bağlamında objektif sınırları görülmek durumunda.

Beklenen mantıki süreç ve aynı zamanda AKP’nin en büyük çelişkisi şuradadır: 15 Temmuz darbe girişimi, kendi zıddını yaratmak durumunda. Eğer bu girişiminin İslamcı ve Amerikancı karakteri somut ise, bu darbe girişiminin karşısına İslamcı ve Amerikancı bir AKP’yle çıkılarak hesaplaşılmasının tuhaflığı ortada değil mi?

Tam da bu yüzden 15 Temmuz darbe girişiminin gerici ve Amerikancı karakteri bizzat AKP tarafından örtülmek istenmekte, darbenin politik nedenleri değil, psikolojik nedenleri bizzat 15 Temmuz törenlerinde bilinçli bir biçimde ön plana çıkarılmaktadır. Ancak darbe girişiminin nedenleri, koşulları, failleri, amaçları üzerinden bir hesaplaşmaya gidilmeden AKP’nin yaratmış olduğu havanın bir “siyasal rant sağlama” niyetinden öteye gitmeyeceği herkes için açık olmalıdır.

Bir kural olarak, kapitalist bir ülkenin emperyalist-kapitalist sisteme “uyumsuz” olarak yoluna devam etme şansı bulunmuyor. Erdoğan ve AKP iktidarının, bugün içinde devindikleri bir hareket alanı olmasına rağmen, İslamcı ve baskıcı kimlikle “uyum” sorununu aşamayacakları bilinmelidir. Bugün için. Bu vurgu önemlidir, çünkü emperyalizm için diktatörlüklerle ve baskıcı rejimlerle birlikte çalışma sorun bile değildir. Ancak hangi yönden olursa olsun bugün AKP ve emperyalist güçler arasında bulunan açının mutlaka kapatılması gerekecektir. 15 Temmuz’da yüksek perdeden dile getirilen “dış mihraklar edebiyatı” peki o zaman nereye oturacaktır?

İslamcılık Türkiye’ye dar geliyor. AKP’nin bugün bu kimlik üzerinden kendini var ederek 15 Temmuz yıldönümünde bu kimliği bir kez daha ifade etmesinin sınırları var. Rabia işaretinin Türkiye’yi kapsaması ve taşıması mümkün değildir. Türkiye’nin toplumsal ve siyasal dinamikleri İslamcı siyasetin taşıyamayacağı bir birikime sahiptir.

Rabia işaretiyle devlet kurulamaz! AKP rejiminin kurucu paradigma olarak 15 Temmuz’u öne çıkararak bütünlüklü bir ideolojik paradigma haline getirmesinin hem ülke gerçeği, hem de uluslararası siyaset açısından tanımı bellidir. 15 Temmuz darbe girişiminin karşısında yer alanların bu darbe girişiminin ideolojik noktalarına karşı bir kimlik ortaya koyduklarında durum farklılaşabilirdi. O zaman sorulacak soru basittir: AKP ile FETÖ arasında fark nedir ya da bunca yıllık birlikteliğin manası ne idi? Ya da Erdoğan ve arkadaşlarının “Milli Görüş”ten kopuşlarının bam teli neresiydi? Siyasette boşluklar doldurulmadan yol alınması mümkün olmuyor.

15 Temmuz AKP’yi kurtarır, Türkiye’yi çıkartmaz!

Bugün AKP açısından bir ideolojik sorun bulunmayabilir, ancak AKP eliyle kurulan yeni rejimin hangi temeller üzerine kurulacağı sorusunun yanıtı bugün yoktur. Ortada bir ideolojik kriz bulunmaktadır. 15 Temmuz’un birinci yıldönümünde hamasi sözlerin gelip dayanacağı yer tam da burasıdır.

15 Temmuz’dan, 30 Ağustos çıkarma uğraşlarının tarihsel, politik, reel sınırları bulunuyor. Dozajı yüksek propaganda süreci ile ele alınan 15 Temmuz’a yüklenen anlamın gelip dayanacağı yer somut gerçeklik olacaktır. 15 Temmuz üzerinden yeni bir kuruluş paradigması yaratılması zor, bu yoğun propagandanın ve dozaj yüksekliğinin arkasında AKP’nin çok sıkışmış bir iktidar olduğu ise farklı bir yazının konusu.