pusula-09-07-2017

Gün batımının öncesi: Cumhuriyet mitingleri

İlker Demirer

AKP’li yılların en önemli kırılma noktalarından biri 2007 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimleri tartışmasıydı. Bu tartışmanın sonucunda “Cumhuriyet mitingleri” olarak bilinen kitlesel mitingler gerçekleşirken, mitingler Birinci Cumhuriyet’in gün batımına denk düşecekti.

Tarihte kırılma anlarını tespit etmek ve bu anların öncesindeki süreçleri okumak pek çok kişinin yapabileceği bir şeydir. Öte yandan, o tarihsel anda doğru tavrı göstermek ve sonuçlarını okumak için ise öngörülü olmak yetmez, aynı zamanda güçlü bir siyasal doğrultuya sahip olmanız gerekir. Türkiye tarihinin pek çok kırılma anında farklı siyasal akımlar bu gerçekliği “tersten” test ettiler. Anlık siyasal gelişmelere karşı gösterilen refleksler güçlü siyasal programlara sahip olmadığı için kırılma anlarında istenilen sonucu elde edemedi.

Bunun “yakın tarihteki” önemli örneklerinden birini Cumhuriyet mitingleri oluşturuyor. AKP’li yılların en önemli kırılma noktalarından biri 2007 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimleri tartışmasıydı. Bu tartışmanın sonucunda “Cumhuriyet mitingleri” olarak bilinen kitlesel mitingler gerçekleşirken, mitingler Birinci Cumhuriyet’in gün batımına denk düşecekti.

Birçokları açısından kabul edilmesi o gün zor olan bu gerçek, bugün ne yazık ki tarihin önümüze sunduğu bir sonuç. Bu sonuca karşın “yenilgi yılları iyi bir okuldur, insan dostunu ve düşmanını tanır” vecizesiyle uyumlu bir tartışma çerçevesi çıkartmak gerekiyor. Dostu ve düşmanı iyi tanımak için…

Yukarıda ifade edildiği üzere 2007 yılı AKP’li yıllarda önemli bir dönemecin aşıldığı bir milattı. Bu milada neden olan şey; Türkiye’nin içinden geçtiği süreçle ilintiliydi. AKP iktidarı basit düzen partisi olmaktan ötedir. AKP, uzun yıllar boyu biriken ve 90’lı yıllarda “bir siyasal kriz unsuru” haline dönüşen gerici siyasetin bir kriz unsuru olmaktan çıkartılarak Türkiye’nin emperyalizmin yeni dönem modeline uygun hale getirilme projesinin lokomotif gücüdür. Bu anlamıyla AKP, toplumda iyi bilinen ismiyle “Ilımlı İslam” projesinin, karşı-devrimci bir aktörüdür ve “yeni düzeni” temsil etmektedir.

Devlette tasfiye ve direnç odaklarının oluşumu

Bu yeni düzenin karakteriyle uyumlu bir toplumun yaratılması için sermaye düzeninin siyasal yönetim aygıtını oluşturan devletin de dönüştürülmesi gerekliydi. AKP’nin ilk yıllarında açılan tüm siyasal başlıklar, yeni düzenle uyumlu bir devlet aygıtının oluşturulması için atılacak adımların zeminini oluşturmuştur.

Öte yandan, AKP’li yıllarda neden atılan adımların odak noktasını devlet aygıtı oluşturmuştur sorusunun cevaplandırılması gerekiyor. Eğer emperyalizm ve sermaye sınıfı AKP tipi bir partiyle yeni dönemin koordinat noktalarını oluşturmak istiyorsa “devlet aygıtı” buna neden “direnç noktası” oluşturmaktadır? Bu soru, Marksist açıdan değerlendirildiğinde elbette sermaye sınıfından bağımsız bir “devlet aygıtı bürokrasisinin” bulunmadığı gerçeğinden hareket ederek yanıtlanması gerekiyor.

AKP’nin ilk yıllarında devlet aygıtını dönüşüme tabi tutmasının arkasında yatan neden; iktidara gelişiyle beraber toplumsal dönüşümün anında gerçekleşememesiyle alakalıdır. Bu noktada düzenin ideolojik koordinatlarının da dönüşümü gerekmektedir. Bunun anlamı devlet dâhil olmak üzere eski müesses nizamın bazı aktörlerinin tasfiye edilmesidir.

Türkiye tarihinde özgün yanları bulunan devlet aygıtının temsilcilerinin ve ordunun AKP’nin oklarına maruz kalmasıdır. 90’lı yılların siyasal kriz ortamında bir siyasal parti gibi örgütlenerek düzenin boşluğunu dolduran Asker Partisi’nin (As Parti) tasfiyesi ile yargı ve üniversitenin teslim alınması AKP’nin temel hedeflerinden birini oluşturmuştur.

Özellikle Irak savaşına katılımı hedefleyen 1 Mart Tezkeresi’nin reddi, 2003 yılı Mayıs ayında “Genç subaylar tedirgin” manşetiyle duyurulan As Parti’deki rahatsızlıklar ve 2004-2006 yılları arasında yapılan MGK’da alınan kararlarda, AKP’nin FETÖ’nün askeriye içindeki tasfiyesini engelleyen adımları As Parti ve AKP arasındaki mücadeleyi keskinleştirdi. Bu noktada dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Kemalist ve cumhuriyetçi kesimlerin temsilciliğine soyunması da diğer bir önemli bir gelişmedir ve devletteki direnç odaklarının ayak diremesinin ne denli güçlü olduğunu gösteriyordu.

Bu noktada devletteki dönüşüm için “çözülme” dinamiklerini güçlendiren AKP, Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin bitiminde bu makamı ele geçirmek için adımlarını yoğunlaştırdı. “367 krizi” olarak bilinen ve mecliste Cumhurbaşkanı’nın seçilmesini engelleyen adımla Birinci Cumhuriyet’in aktörleri AKP’yi sıkıştırmak için yeni bir hamle yaptı.

Toplumsal dalgalanma hali ve Cumhuriyet mitingleri

Bu hamlenin doğal olarak toplumsal dalgalanma yaratması olağan karşılanmalı. AKP’nin kapsayamadığı toplumsal kesimlerin siyasal bir krizle harekete geçişi “Cumhuriyet mitingleri” olarak bildiğimiz kitlesel eylemlilikleri tetikledi. Mitingler genel olarak laiklik ve Cumhuriyet temalı olarak yapılırken, kararsız bir anti-emperyalist duruş da ihtiva ediyordu.

Mitinglerin İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük kentlerde o güne değin hiç görülmediği kadar kitlesellikle yapılması, Birinci Cumhuriyet’in aktörlerine “AKP gidiyor” hissiyatını verdiği bugün saklanamaz bir gerçek. Devlet içi tasfiyeye direnen kesimlerin bir yandan CHP eliyle toplumsal hareketlenmeye şekil verme çabası, diğer yandan merkez sağda Mehmet Ağar-Erkan Mumcu ikilisiyle AKP’yi bölme çabası siyasal olarak yapılan hamlelerin nereye odaklandığı gösteriyordu. Meclisten çıkacak bir “erken seçim” kararının ve bu seçimlerde AKP’nin götürülmesinin Birinci Cumhuriyet aktörlerinin temel amaçlarından birini oluşturuyordu.

Nitekim 27 Nisan 2007’de Meclis’te yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi oturumunun akşamında TSK’nin harekete geçerek kendi sitesinden bir bildiri yayınlamasıyla birlikte o günkü siyasal atmosferin şekli belirlenmiş oldu. Bir yanda Cumhuriyet mitingleriyle AKP’nin kapsayamadığı toplumsal kesimler AKP karşıtı bir siyasal tepkinin açığa çıkmasına neden olurken, diğer yanda Birinci Cumhuriyet’in aktörleri olan kesimler direnç unsuru olarak siyaset sahnesindeki yerlerini belli ediyorlardı. Bu noktada emperyalizmin AKP iktidarının yanında koyduğu tavrı unutmamak gerekir.

Tüm bu akışa karşın Cumhuriyet mitingleriyle istenilen amaca ulaşılamadı. İşin doğası gereği 2007 yılında açığa çıkan bu tepki siyasal ufku dar, Birinci Cumhuriyet’in korunmasıyla sınırlı, hedefleri gereği düzen içi çözümlere odaklanmıştı. Hâlbuki AKP’nin kendisi yeni bir düzen kurarken, ortaya çıkarttığı sorunların tamamı düzen dışı bir karakter taşıma eğilimi göstermektedir.

Laiklik, eşitlik, adalet, özgürlük ve bağımsızlık gibi istekler düzen içinden kendi has halleriyle yaratılacak öğeler olmaktan AKP döneminde çıkmıştır. Cumhuriyet mitingleri bu açıdan programsız ve öncüsüz tepkisellikler olmaktan öteye geçememiş, emekçi karakterine kavuşamamıştır. Öte yandan mitinglerin tüm “devletli” başlangıç noktasına karşın ulaştığı kitlesellik ve taşıdığı sınıfsal potansiyel gereği bugünkü adalet yürüyüşüne göre siyasal açıdan düzen içi daha az belirlenim taşıdığını da bir kenara not etmek gerekir.

Solun tutumu ve bugün

Solun bu noktada mitinglerin uzağında kalması farklı açılardan eleştirilmiş ve “siyasetsizlik” suçlaması sola yöneltilmiştir. Ancak siyasetin güç ve sınıfsal program doğrultusunda yapıldığı göz önünde bulundurulursa, solun mitinglerin yetersizliğine işaret ederek AKP karşıtı mücadelede emekçi halkın temsiliyetine odaklanması doğru bir hat tutmasını sağlamıştır. Nitekim bu doğru hat, 22 Temmuz 2007 seçimleri sonrasında solun Ergenekon ve Balyoz süreçlerinde sağlam bir hat çizerek liberal ihanete karşı dirayetli durabilmesini sağlamış, 2010 referandumu sırasında örgütlü bir tavır alabilmesine yol açmıştır.

Bugünden dönüp baktığımızda Cumhuriyet mitingleri Birinci Cumhuriyet’in AKP karşısındaki son güçlü hamlesi olmuş ve tarihsel bir moment olarak “gün batımının” hemen öncesine denk düşmüştür. İçeriği, siyasal ufku ve örgütleniş biçimi açısından geçmişe öykünen, bir tür “asr-ı saadet” döneminde referanslar arayan Cumhuriyet mitingleri, siyasal hareketlenme noktası olarak önündeki eylemlerin de habercisi olmuştur. On yılın ardından görülebileceği üzere AKP iktidarıyla emekçi halkın hesaplaşması geçmişe öykünen ve düzen içi direnç odaklarından beslenen değil, emekçilerin beklentilerini geleceğe taşıma iddiası ile mümkün olacak.

Bu iddiayı sahiplenecek bir sol, aynı zamanda bu iddiayı örgütlemeyi de başaracaktır.

Yukarı