pusula-09-07-2017

Adalet Yürüyüşü, CHP, beklentiler ve sol

Ali Ateş

CHP tarafından başlatılan Adalet Yürüyüşü’nün Türkiye siyasetine ne gibi etkileri olacağını önümüzdeki süreçte daha net göreceğiz. Ancak şimdiden bu yürüyüşün düzen siyasetinde belli bir etkiye neden olduğunu belirtmek gerek. AKP baskısı, hukuksuzluğu ve gericiliği altında bunalan farklı toplumsal kesimlerin destek verdiği bu eylem, bu gerici rejime karşı toplumsal direnç damarlarının kesilemediğini bir kez daha göstermiştir. Referandum sonucuyla birlikte ortaya çıkan yeni tabloda gerici düzenin mas edemediği bu yürüyüşe dair bir kaç noktanın altı çizilmelidir.

Yürüyüş nereye oturuyor?

Son kertede yürüyüşün, düzende ortaya çıkan hukuksuzluğa bir tepki olarak başladığı unutulmamalıdır. CHP milletvekilinin tutuklanmasından sonra başlatılan bu yürüyüşün; yürütme ve yasamanın iç içe geçtiği burjuva siyasetinde, yargının da tamamen yürütmenin etkisine girmesine yine burjuva siyasetinde ortaya çıkan bir tepki olarak okunması en doğrusudur.

Adaletsizliği bizzat yaşayan geniş toplumsal zeminin varlığı, yürüyüşün etkisini artırırken, eninde sonunda yargı sorununa indirgenmesi gereken yürüyüşün çıkış nedenini ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle, yürüyüş dolayısıyla ortaya çıkan etkiye bakarak, yürüyüşün sınırlarını düzen cephesinin çok ötesinde çizen yaklaşımlara ihtiyatlı yaklaşmak gerekiyor. Çünkü gerek yürüyüşün çıkış nedeni gerekse yürüyüşün hedeflerini belirleyen CHP’nin karakteri bu yürüyüşü düzen dışına çekecek nitelikten yoksun bulunuyor.

Adalet Yürüyüşü’nün sınırlarını net olarak görmek gerek. Örneğin, yürüyüşün sola açılan bir alanı hedeflediği değil tersine merkez sağı yeniden örgütleyen bir işlev göreceği daha fazla düşünülmelidir. CHP, referandum sonrası tam da böylesi bir misyonla kendisini kurmaktadır ve bu yürüyüşün de politik sonucu ve hedefi bu şekilde kurgulanmaktadır.

Adalet Yürüyüşü’nün eksikleri görülmeli

AKP baskısı altında bunalmış ve adalet talebinin toplumun değişik kesimlerinde kendini hissettirdiği bir ortamda ortaya çıkan yürüyüşün, burjuva siyasetinde alışık olunmayan bir yan taşıdığı malum. Ana muhalefet partisinin OHAL koşullarında zorladığı bu yürüyüşün, burjuva siyasetinde daha önce örneği görülmemiş bir olgu olduğu açık olmalı. Ancak bütün bunlarla birlikte, yürüyüşün politik zemin ve hedeflerine bakıldığında önceki toplumsal direnç ve hareketlerinden daha geri bir zemini ifade ettiği de yazılmalıdır. Örneğin 2007 yıllarına denk gelen Cumhuriyet Mitingleri’nin kitleselliği, yaygınlığı ve talepleri düşünüldüğünde bugün CHP tarafından başlatılan bu yürüyüşün hem talebi bağlamında hem sınırı bağlamında hem de kitleselliği bağlamında daha dar bir çerçeveye sahip olduğu açık olarak görülmelidir. 2013 yılındaki Haziran Direnişi ile de kıyaslandığında yine benzer bir tablo karşımıza çıkıyor. Sokak hareketinin ve militanlığının Haziran Direnişi’nde görülen radikalizminin bugünkü Adalet Yürüyüşü’nde olmadığının ayrıca vurgulanması gerekiyor.

CHP tarafından düzenlenen bu yürüyüşün, son kertede düzen siyasetinde ortaya çıkan yargı sorununa ve yargının yol açtığı mağduriyetleri giderme anlamında bir karşılık yaratacağı kuvvetle ihtimal. Bu açıdan yürüyüşe büyük beklentilerle yaklaşmanın bir sınırı bulunuyor. Kaldı ki, bugün AKP iktidarı tarafından kurulan “İkinci Cumhuriyet rejiminin” geçmişe göre aldığı yol ayrıca görülmelidir.

Öte yandan, üzerinde durulması gereken bir başka olgu ise, Adalet Yürüyüşü’nü sola çekecek güçlü bir sınıf hareketinin ve işçi sınıfı örgütlenmesinin bulunmaması mutlaka bir kenara not edilmelidir. Yürüyüşün düzen siyasetindeki etkisinin daha büyük toplumsal dönüşümlere yol açacağı beklentisinin özündeki eksiklik burada aranmalıdır. Tek istisna yürüyüşe yönelik provokatif bazı durumların yaşanması durumunda ortaya çıkacak toplumsal tepki parametresinin devreye girmesi olabilir.

Halkın katılımının artması halinde ne olur?

Bu yürüyüşün toplumsal belli bir desteğe sahip olduğu belirtirken şunun altı ayrıca çizilmeli; Yürüyüşe destek veren toplumsal kesimler, ağırlıklı olarak AKP gericiliğine ve faşizan uygulamalarına tepki duyan bir kesim. Bugün sıkışmış bir iktidar bulunuyor. Gerek iç siyasette gerekse dış siyasette sıkışan AKP iktidarının yaratmış olduğu toplumsal gerilimin daha büyük bir toplumsal harekete dönüşmesi ihtimalinde yürüyüşün sınırlarını da değiştireceğini pekala söyleyebiliriz. Özellikle bugün öznesinin CHP olması bu yürüyüşün sınırlarını çizerken, halkın AKP iktidarından kurtulmak için daha fazla devreye girmesi gerektiğini de propaganda etmek gerek. CHP ile adaletin gelmeyeceğini bütün emekçi yurttaşların görmesi gerek.

CHP’den alternatif yaratılmasına sessiz kalınabilir mi?

Tam da bu nedenle, bir düzen partisi olarak görülmesi gereken CHP’nin, merkez sağa yerleşme projesinin net olarak ortaya konması gerekiyor. Bu yapılmadan yürüyüşe biçilen anlam da doğaldır ki havada kalır. CHP’nin düzen solu olarak geçmiş pratiğinin güven vermediği herkesin ortaklaştığı bir konu. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday gösterilmesi, Yenikapı Mitingi’nde AKP ile kol kola girilmesi gibi örnekler düşünüldüğünde CHP’den bir alternatif olamayacağı bilinmeli. Tam da bu yüzden, CHP tarafından başlatılan bu yürüyüşe gözü kapalı bir biçimde katılmak yerine tersine bu gerçeğin ortaya konması devrimci bir tutum olarak değerlendirilmeli.

İçinde olmak mı “önünde” olmak mı?

Türkiye sosyalist hareketi, ne yazık ki geçmiş yıllardaki hatalarından bir benzerini bugün yine tekrarlamışa benziyor. Adalet yürüyüşüne katılmak, CHP liderinin yanı başında fotoğraf kadrajına girmek için yarışmak, yürüyüşün sola çekilmesi değil tersine CHP’nin merkez sağı şekillendirme ve bu alana yerleşme adımlarının bir parçası haline gelmek anlamında sağa çeken bir yan taşıdığını açık olarak yazmak durumundayız.

Türkiye sosyalist hareketi, içinde olarak müdahale etmek yerine, bugün toplumsal arayışa ve tepkiye önderlik edecek bir politik hattı önüne koymak durumundadır.

 

Yukarı