Mercek

Emperyalizmle işbirliğinin adı: Suudi Arabistan ve İsrail destekçiliği

Neşe Deniz Babacan

Ortadoğu’daki son gelişmeler gerek bölgeye dönük emperyalist müdahale, gerekse bölgedeki güçlerin yaptıkları tercihler açısından yeni birtakım gelişmeleri de beraberinde getirdi. Son günlerde ABD tarafından Suriye’deki meşru iktidarı tehdit eden açıklamaları da bu gelişmeler ile birlikte ele almak gerekiyor

Geçtiğimiz günlerde önce Beyaz Saray, sonrasında da ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından Suriye Hükümeti’ni tehdit eden açıklamalar yapıldı. Açıklamaların içeriğinde ise Suriye’nin kimyasal silah saldırısı yapacağına dair iddianın bulunması ve devamında ABD’nin böylesi bir saldırıyı yanıtsız bırakmayacağına dair tehdidini ortaya koyması ise kimseleri şaşırtmadı.

Ancak bu tehdidin, Pulitzer ödüllü ABD’li muhalif gazeteci Seymour Hersh’ün, ABD’nin Nisan ayında Suriye’deki Şayrat Hava Üssü’nü bombalamasının kimyasal silah yalanına dayandığını ortaya koymasının ardından gelmesi de şaşırtıcı değil.

Hatırlanacağı üzere, İdlib’deki Han Şeyhun kasabasında cihatçı örgütlerinin liderlerine dönük hava saldırısı sonrasında, emperyalizm ve destekçileri tarafından Suriye’nin kimyasal silah kullandığına dair kara propaganda başlatılmış ancak, Suriye ve Rusya bu iddiayı kesin olarak reddetmişti. Sonrasında ise ABD Tomahawk füzeleri ile Suriye’nin önemli bir hava üssü olan Şayrat’ı vurmuştu.

ABD saldırganlığı durmayacak, İsrail memnun

Tüm bu gelişmeler ile birlikte, Ortadoğu’daki emperyalist saldırganlığın varacağı yerin neresi olduğu kestirmek pek zor olmasa gerek. Emperyalizmin bölgeye yerleşmesi ya da yeniden şekillendirmesi denilen olgunun doğal olarak tek başına Amerika’dan mütevellit bir olgu olarak görülmesi yeterli değil.

Sömürgecilik döneminden beri Ortadoğu’ya dönük emellerinden vazgeçmeyen Fransa ve İngiltere’yi, bölgede ısrarla pozisyon almaya çalışan Almanya’yı ve emperyalizmin bölgedeki en büyük temsilcisi İsrail’i bir bütün olarak değerlendirmek gerekiyor.

Emperyalizmin bölgedeki işbirliği içerisinde olduğu unsurlar olan Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri, Ürdün, Türkiye, bölgesel ya da yerel Kürt siyasi oluşumları arasındaki anlaşmalar ya da çelişkiler/çatışmalar ise emperyalist projeye karşıtlık temelinde gelişmediği için yakın vadede anti-emperyalist mücadelenin geleceği açısından bir yere oturmuyor.

Bu tablonun en fazla İsrail’i memnun ettiği ise artık herkesin malumu. Geçmişte olduğu gibi bugün de, bölgede emperyalizm açısından İsrail’in güvenliğinin ilk sıralarda olduğu bir dönemden geçildiği açık. Bununla birlikte Suriye’nin parçalanmasından tutun, Irak’ta Barzani eliyle yürütülen Kürt devletleşmesinin de; Suriye’de PYD’nin ABD ile yürüttüğü askeri, siyasi ortaklığın buna hizmet ettiğini bugün bir kere daha ortaya koymakta fayda var.

Bununla ilgili bazı örnekleri yazabiliriz. Bu örneklerden bir tanesi, önemli bölümünü YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) komutanı Rojda Felat’ın geçtiğimiz hafta yaptığı açıklama ile ortaya çıktı. ABD destekli Rakka operasyonu ile ilgili konuşan Felat, SDG’nin Rakka’daki ilerleyişinin Suriye ile Rusya’nın planlarını bozduğunu söyledi. Felat, “Herkes bilsin ki bu saldırılara karşı hem anlaştığımız koalisyon güçleri, hem de sahadaki güçlerimiz cevap verecektir.” dedi. Hatırlanacağı üzere, Suriye ve Rusya kuvvetleri, Rakka’nın güneyindeki IŞİD mevzilerini bombalarken, ABD tarafından SDG mevzileri vurmakla itham edilmiş ve bir Suriye uçağı düşürülmüştü. Ancak sonrasında bunun da büyük bir yalan olduğu açığa çıkmıştı.

Bu açıklama ile birlikte YPG’nin de içinde yer aldığı SDG ile emperyalizm arasındaki ilişkinin ulaştığı seviye ortaya çıkarken, SDG’nin emperyalizmin Suriye’yi parçalama planının doğrudan ortağı olduğu bir kere daha görüldü.

Emperyalist planları, bunlara ortaklık yapanları ve sürecin İsrail ile ilişkisini görmek için çok uzağa gitmeye gerek bulunmuyor. Rakka operasyonunun başlamasından önce, 2 Haziran 2017 tarihinde Al Monitor gazetesinden Massoud Hamed‘e röportaj veren Rojda Felat, “ABD’nin kuvvetlerimize verdiği destek, Rakka’ya ve onun özgürlüğüne yürüyüşümüzü hızlandıracaktır” demiş ve Rakka’dan sonra Deyrezzor ve İdlib’e ilerleyeceklerini, oradan Akdeniz’e ulaşacaklarını iddia etmişti. Bölgedeki doğalgaz ve petrol kaynaklarının “emperyalizm açısından güvenli” bir şekilde Akdeniz’e ulaştırılmasının İsrail ile bağlantılı olduğunu bugün çocuklar bile görüyor.

Şii hilali ve Suudi Arabistan ekseni

Emperyalizmin 2014 sonrasında bölgeye yeniden girişinin en önemli dayanaklarından bir tanesinin “IŞİD’e karşı mücadele” olarak tanımlandığı açık. Ortadoğu’da IŞİD türevi diğer cihatçı örgütleri besleyip büyüten ve silahlandıran emperyalizm, bunlara dokunmayan IŞİD’i merkeze koyan ve “seküler güçlerin birliği”ni savunan bir strateji üzerinden ilerliyor.

Donald Trump’ın ABD Başkanı olması ile birlikte bu başlıkta köklü bir değişikliğe gidilmezken, emperyalizmin ittifaklar zincirinde ise güncellemeler gündeme geldi.

Bunun ilk halkası Suudi Arabistan ve Mısır ile ilişkilerin güncellenerek Müslüman Kardeşler ve Hamas’ın hedef tahtasına oturtulması ile birlikte Katar ile İran ilişkilerine müdahale oldu. Bu başlıklar üzerinden Arap ülkeleri ve örneğin Türkiye arasında çıkan anlaşmazlıkların emperyalist çerçeve içerisinde çözülmesi muhtemeldir.

Ancak sürecin devamında ise İran’ın hedef tahtasına oturtulması ve bugüne “IŞİD’e karşı mücadele” olarak lanse edilen şeyin yerini bölgede “Şii hilali”nin dağıtılması olarak alması güçlü bir ihtimal dahilindedir.

Bu durumun belirteçleri ise şimdiden görülmeye başlamıştır. PYD Eş Başkanı Salih Müslim, Suudi Arabistan medyası ile gerçekleştirdiği röportajda, bölgede yer alan ve Körfez ile bağlantıları bulunan Arap aşiretleri hakkında konuşurken, Suudi Arabistan ile akrabalık bağı olan birçok Arap aşiretinin YPG yönetimindeki Kuzey Suriye’de yer alan bağımsız yönetimde yer aldığını ve bundan gurur duyduklarını söyledi.

Müslim, İran ile ilişkilerine dair sorulan soruya cevabında, “İran ile hiçbir ilişkimiz yok. İran’ın, Kürt sorunu konusunda Suriye rejiminden farkı yok. Yani, Kürtlerin temel haklarına düşmanca davranıyorlar. Bu nedenle, Kürtlerin Suriye’deki haklarını kazanacağından korkuyorlar” ifadelerini kullanmıştı.

Benzeri bir örnek de, Suudi Arabistan’ın Al Riyadh gazetesine demeç veren Suriye Demokratik Meclisi Eş Başkanı İlham Ehmed’den geldi. Ehmed, Suudi Arabistan’ın Suriye’de devam etmekte olan iç savaş hakkındaki rolü ile ilgili sorulan bir soruya, “Suud önemli bir ülke. Çeşitliliğin olduğu demokratik Suriye’nin kurulmasında ve istikrar sağlanmasında rol alabilir. Onlarla iş yapabiliriz. Etnik ve mezhepçi temelli politikaların işe yaramadığı görüldü.” şeklinde yanıt vermişti.

Tüm bunları üst üste koyduğunuzda ve ABD’nin bölgedeki en sıkı işbirlikçisi Barzani yönetiminin 25 Eylül tarihinde yapmayı hedeflediği “Kürdistan Bağımsızlık Referandumu”nu da hesaba kattığınızda, emperyalizmin Suriye direnişi karşısındaki çaresizliğini görebiliyoruz. Ama emperyalizmin, bunların acısını çıkartmak için elinden geleni ardına koymayacağını ve halkları birbirine düşürerek yol almaya çalışacağını unutmamak gerekiyor.

Yukarı