Serbest Kürsü

Ali Nesin değil, Aziz Nesin olun!

Devrim Uygun

Ulusal kurtuluş mücadelesinin başlangıç noktalarından ve Cumhuriyet’in simge şehirlerinden biridir Sivas. Alabildiğine geniş tarihsel özelliği ve toplumunun çok kültürlü yapısı ile bir çok Anadolu şehrini aratmayacak kadar eşsizdir. Bir yanıyla Pir Sultan naibidir, bir yanıyla ozanlar diyarı. İşte o güzeller güzeli şehrimizde 2 Temmuz 1993 yılında 35 aydın ve can yakılarak, dumanla zehirlenerek katledilmiş, darp edilen ve yaralanan onlarcası olayın korkunç ve insanlık dışı yüküyle karşı karşıya kalmıştır. Türkiye toplumunun ise 24 yıldır yangını sönmemiş, hâlâ tüten bir şehrin ardında bıraktığı yağlı is kokusu ve çıkan boz bulanık dumanla karanlığa gömülmüştür. Aydınların, canların ve Türkiye toplumunun ciğerlerine ölüm duman olmuştur, tenler kavrulmuştur. Unutmadık demeyelim, unutulacak bir katliam değildir.

Unutmayacağız elbet!

Sivas’ta bizden koparılan 35 aydın, can ve Pir Sultan Abdal anıtı gibi… Tarihte birçok benzeri katliam görülmüştür. M.Ö. 370-415  Yunan matematikçi Hypatis dönemin dini liderinin halkı galeyana getirmesi ile İskenderiye’de vücudu parçalanarak, “Dünya güneşin etrafında dönüyor” diyen Kopernik’in savunucusu Bruno kilise tarafından yakılarak, Ene’l-Hakk diyen Hallacı Mansur işkence edilerek, Nesimi de Hallac-ı Mansur gibi “Ene’l-Hakk” yolunda Halep’te tutuklanıp öldürülmüştür. Bir kardeşlik sofrası timsali olan Şeyh Bedrettin, Torlak Kemal, Börklüce Mustafa, Pir Sultan Abdal da benzer zulme uğramıştır. Yakın tarihte Karadeniz’de 15’ler, Menemen’de Kubilay’ın başına gelenler de katledilmek olmuştur.

Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük kitap birikimine sahip olan İskenderiye kütüphanesi yakılıp, yıkılarak yok edilmiştir. Aradan yüzyıllar geçmiş, Palmira antik kenti İŞİD barbarlığı tarafından tahrip edilmiş, müzeler yağmalanmıştır. Karanlık savunucusu gericiliğin en iyi bildiği yöntem olan katletmek ve yok etmek sürmüştür. Hepsi ama hepsi tarihin karanlığa karşı aydınlık savaşçılarıdır. Her can eceli erkanı ile dünyadan ayrılmayı hak eder ve sırr edilir. Bu canlar bu haklarından yoksun bırakılmıştır. Onları katleden, yakan, parçalayanlar ise gericiliğin farklı şekilleri ama bütünüyle aynısı olanlardır. Hepsini tanıyoruz! Sokaklar, parklar, meydanlar, otobüsler, yurtlar, okullar bunlarla doldurulmuş ve sırtları sıvazlanmaktadır. Çalan, aşıran, dolandıran, tecavüz ve taciz eden, saldıran, katleden bunlardır. Ama en çok onlar mağduruz yaygarası koparmaktadır.

Hiçbiri karanlığa karşı, aydınlığı savunan insanları bu savaşta yenilgiye uğratamamıştır.

DYP-SHP hükümeti Tansu Çiller’in başbakanlığında 25 Haziran 1993’te göreve başlamıştır. Dönemin belediye başkanı Refah Partili Temel Karamollaoğlu’dur. Karamollaoğlu, Aziz Nesin’i 26 Mayıs 1993 yılında, Salman Rüşdi’nin “Şeytan Ayetleri” kitabını çevirip Aydınlık Gazetesi’nde yayımlamaya başlamasını gerekçe gösteren Sivas’ta yakma girişimlerinin baş tahrikçisidir.

Katliam günü olan 2 Temmuz’da Sivas Belediye Başkanlığı binasından yangına alkış tutanlar, günümüzde AKEPE’yi kurarak iktidar olmuşlardır. Katliam ve linç sanıklarının bir çoğu ya tahliye edilmiş ya da zaman aşımı ile kurtulmuş, onları savunan avukatların büyük bir kısmı bürokrat, milletvekili, bakan olmuşlardır. DYP-SHP hükümetinin bir çok ismi hala siyaset sahnesindedir. Dönemin Refah Partili belediye başkanı Temel Karamollaoğlu ise bugün Saadet Partisi genel başkanıdır.

Katiller ve katillerin arkasındaki güçler bellidir. Belli olan diğer bir başlık, bu parti ve partilerle siyaset yapma iddiası adına ortaklaşan partiler ve yapılardır. Çok daha trajik olan ise 2010 referandumunun “Yetmez Ama Evetçisi” Ali Nesin’in, bugünlerde gericiliğin hedefinde olan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesine saldırıyor olması ile aynı gericiliğin Baba Nesin’i yakma girişimi arasında ki bağlantıdır. Bunlardan arınmadıkça Sivas yanar, Türkiye yanar! Suriye hali hazırda yanmaktadır. Benzer biçimde IŞİD ile Türkiye gericiliği ve sermayesi tam boy ortaktır, kardeştir.

Sivas Katliamı’nın yıldönümünden hemen önce Şeyh Said anması yapan yapıların, şeriat özlemi içinde ayaklanan, din elden gidiyor diyerek katliama kalkışan, yakan, yıkan Şeyh Said için güzelleme çabası anlamlıdır. Hepsinin ortak olduğu yegane yapı ise hizmet ettikleri sermaye devleti, düzeni ve kapıkulluğunu yaptıkları emperyalizmdir.

Sivas’ın ateşi bugün Suriye’yi yakmaktadır, yarın sıra İran’a gelecektir. Türkiye bu bakımdan hedeftedir. Herkesin başka Sivas’ı olabilir. Bizimki hala kanıyor ve yanıyor. Sivas’ı anarken Ali Nesin değil Aziz Nesin olun. İşte o zaman 35 can yanmaktan, ışımaya doğru yol alacaktır.

2 Temmuz Sivas Katliamı üzerine konuşuyorsak bunları da unutmamak gerekir:

Süleyman Demirel, Cumhurbaşkanı: “Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş… Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır… Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır”

Tansu Çiller, Başbakan: “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir”

Erdal İnönü, başbakan yardımcısı: “Ne yapayım, yetkim yoktu”

Mehmet Gazioğlu, İçişleri Bakanı: “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir”

Doğan Güreş, Genelkurmay Başkanı: 1990-94 arasında Genelkurmay Başkanıydı. Daha sonra politikaya girdi, iki dönem DYP Kilis milletvekili oldu.

Doğukan Öner, Sivas Emniyet Müdürü: Polislerin “Saldırılara karşı ne yapalım?” sorusuna “Müdahale etmeyin” emrini verdiği iddia edildi.

Ahmet Karabilgin, Sivas Valisi:  “Birçok yerden yardım istedim. Yardım iş işten geçtikten sonra geldi. Taleplerimi dikkate almayanlara dokunulmadı”

Temel Karamollaoğlu, Sivas Belediye Başkanı: “Mücahit Temel” sloganlarıyla karşılanmıştı. “Pir Sultan şenliği diye sağa sola kafir Marks’ın resimlerini asarlarsa, komünist propaganda yaparlarsa Sivas halkı ne yapsın… Bir defa şöyle bir fatiha okuyalım. Şunların ruhuna el fatiha diyelim”

Devirleri daim, menzilleri mübarek olsun.

Yaşasın aydınlanma, ilericilik, eşitlik ve sömürüsüz dünya mücadelesi.

Anıları önünde saygıyla…

(01 Temmuz 2017 Bostancı İstanbul)

Yukarı