Selin Aksoy

Hukuk sınıflı toplumlarda sınıf karşıtlıklarının ve sömürü ilişkilerinin yeniden üretiminin sağlanması ihtiyacından doğmuş -kendisi de bizatihi şiddete dayanan- toplum sözleşmesi olarak ortaya çıkmıştı. Bununla beraber, üretim araçları üzerinde tasarruf sahibi olan ve dolayısıyla siyasi iktidarı elinde bulunduran sınıf tarafından, ezilen sınıfı boyunduruk altında tutma ve sömürme aracı haline gelmişti. Bu bağlamda, burjuva hukuk anlayışında hukukun başlıca işlevi iktidarın meşruluğunu sağlamaktı.

Hukuk “ait olduğu toplumsal yapının tarihsel gelişimi ile ayrılmaz bir bağ içerisinde olup, içerisinde devindiği sosyo-ekonomik formasyonlara uygun biçim alır durur.” (1) Dolayısıyla kapitalist üretim ilişkilerinin hâkim olduğu düzende devlet, uyguladığı ister dolaysız fiziki baskı (polis, ordu, mahkemeler vb.) ister dolaylı baskı (idare) türleri ile tüm ideolojik tabi kılma mekanizmalarının merkezi haline gelir. (2) Böyle bir yapıda, siyasi iktidar da hukuku araç olarak kullanmakta, ona kurucu ve koruyucu işlevler yükleyerek kendi bekasını sağlamaktadır. Benjamin’in belirttiği gibi “hukuk kurmak, iktidar kurmaktır, bu anlamda hukuk şiddetin dolaysız tezahür ediş eylemidir.(3)

AKP’li yıllarda rejim şekillendiren davalar

AKP iktidarı da tam bu doğrultuda hukuku bir üst yapı kurumu olmaktan çıkarmış, siyasetinin merkezine koymuştur. Anayasa ve bununla beraber rejim değişikliği ise uzun yıllardır kendi ideolojisini tahkim etme sürecinin hukuka ilişkin esaslı aşamalarından biri olmuştur.

İktidara geldikten hemen sonra 2005 yılında Sıkıyönetim Mahkemeleri ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin devamı niteliğinde Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’ni kurmuş, “vesayet rejimi”ni ortadan kaldırdığı iddiasıyla giriştiği “demokratikleşme” sürecinde yargıya özel bir rol biçmiştir. Bu mahkemelerde görülen Ergenekon Davası (2008)(4), Balyoz Davası (2010), Şike Davası (2011) ve KCK Davası (2012) olmak üzere gibi tarihsel öneme sahip dava süreçleri ile deyim yerinde ise ülkeyi iddianameler ve davalarla yönetmiştir.(5)

Olağanüstü hal ile devletin yeniden şekillendirilmesi

Olağanüstü yetkilerle donatılmış mahkemelerde yapılan “olağanüstü” yargılamalar ile “olağan” kavramı alt üst olan Türkiye, 15 Temmuz sonrasında Olağanüstü Hal ile yönetilmeye başlanmıştır. Yine bu olağanüstü hal devam ederken de 16 Nisan referandumu ile Anayasa ve buna bağlı rejim değişikliği süreci gerçekleşmiştir. Olağan dönemde meclisi devre dışı bırakmak için yürütme eliyle çıkardığı KHK’lar, olağanüstü hal döneminde olağan düzenleyici işlem haline getirilmiştir.

FETÖ üyeliği iddiasıyla başlayan ihraç sürecini topyekün bir “temizlik” operasyonuna dönüştüren AKP iktidarı devletin küçük veya büyük ölçekli tüm kurum ve kuruluşlarındaki kadroları kendi siyasetini tahkim etmek üzere değiştirmiştir.

Bir ülkenin düşünce ve bilim dünyasının geleceği olan üniversitelerde ise 5295 akademisyen ihraç edilmiştir. AKP böylece üniversiteleri işlevsiz hale getirmekte ve böylece ideolojisini bugüne ve geleceğe dönük tabi kılmaya çalışmaktadır.

Patronlar için dikensiz gül bahçesi

AKP iktidarı, sağlık hakkı, çevre hakkı, eğitim hakkı gibi temel hak ve özgürlükler içerisinde sayılan hakların gaspı yönünde hareket ettiği gibi, asıl düşmanının işçi sınıfı olduğunu da her zaman ortaya koymaktadır. Geçtiğimiz aylarda Şişecam’a bağlı 9 fabrikada çalışan Kristal-İş Sendikası üyesi işçilerin aldığı grev kararının Resmi Gazete kararı ile yasaklanması da AKP hükümetinin hukuku işçiler bakımından bir tahakküm aracı olarak kullandığını doğrudan göstermektedir.

Bu yasakla beraber AKP hükümetinin, iktidarda olduğu boyunca yasaklanan grev sayısı 12’ye çıkmıştır. Bu anlamda, 21 Temmuz’dan beri süren OHAL ile AKP hükümeti, KHK’larla, tutuklamalarla, grev yasakları ile bir bütün olarak hukuku, kendisine biat etmeyen, kendi siyasi doğrultusuna itiraz eden, hakkını arayan, yaşamını savunan tüm kesimleri hedef alan bir silaha dönüşmüştür.

AKP’nin hukukuna karşı mücadele

Ortadoğu’da Türkiye’nin de bir parçası olduğu savaş devam ederken, AKP’nin bir bütün olarak (yasama ve yargı) hukuksal mekanizmalarla toplumsal olana müdahale etmesi emperyalizmin çıkarları ile paraleldir. Zira emperyalizm açık veya örtülü askeri müdahaleler uygularken yasayı da kendine uygun hale getirmektedir.

Marksist akademisyen James Petras’ın belirttiği gibi “yargı kurumları, hukuki karar ve emsaller bu süreci önceler, sürece eşlik eder ve onu takip eder. Emperyalist icraatların yasallığı çoğunlukla emperyalist devletlerin kendi adalet sistemlerine ve hukuk uzmanlarına dayanır. Onların hukuk teorileri ve fikirleri her zaman uluslararası hukukun kendisiymiş gibi temsil edilirken aynı zamanda emperyalist müdahalenin gerçekleştirileceği ülkelerin de hukukuymuş gibi gösterilir.(6)

AKP’nin Türkiye’nin ideolojik yapısıyla beraber dönüştürdüğü birçok şeyin yanında hukuku da dönüştürmesi hukukun bu “zorunlu” imiş gibi görünen araçsal tarihselliğinden gelmekte ise de Marx’ın deyimiyle hukuk “ekonomik durum ve ona karşılık düşen uygarlık derecesinden hiçbir zaman daha yüksek olamaz.(7) Bir yandan da AKP, bu tür dönüşüm stratejilerini kullanan tek iktidar değildir.

Öyleyse AKP hukukuna, kapitalizmin yarattığı ve AKP’nin yasalarla ve ideolojik dönüşümlerle somutlaştırdığı ekonomik yapının ve buna bağlı toplumsal ilişkilerin ortadan kaldırılması mücadelesiyle karşı durulmalıdır.

Notlar:

1-) Bilgütay Hakkı Durna, “Adalet Mücadelesine İlişkin Başlangıç Notları: Yargının Halleri”, Gelenek, Sayı 123, s.33.

2-) Louis Althusser, İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları, çev. Alp Tümertekin, İthaki, 1. Baskı, 2003, s.42.

3-) Walter Benjamin, “Şiddetin Eleştirisi Üzerine”, Şiddetin Eleştirisi Üzerine içinde, der. Aykut Çelebi, Metis, 2010, s.36.

4-) İddianame tarihleridir.

5-) Özel Yetkili Mahkemeler 2014 yılında kaldırılmış ancak yerine Bölge Ağır Ceza Mahkemeleri kurulmuş ancak bu değişikliğin isim değişikliği dışında bir mahiyeti olmamıştır.

6-) James Petras, “‘Yasal emperyalizm’ ve uluslararası hukuk: Savaş suçları, alacak tahsili ve sömürgeleştirmenin yasal temelleri”, soL Haber Portalı, 5 Aralık 2012, http://goo.gl/WU6WJl, Erişim tarihi: 25 Aralık 2013.

7-) V.İ.Lenin, Devlet ve Devrim, Eriş Yayınları, 4. Baskı, 2003, s.93